Yolumuz, ülkenin önemli, büyük liman kentlerinden MERSİN’E, düşmüştü.
   Onlarca yıl önce, 1995 yılında, serbest bölge ilan edilmişti. Yabancı sermayeyi, ihracatı ve yatırımları teşvik için geniş devlet desteğinin tanındığı ayrıcalıklı illerden olmuştu.
  Bu ayrıcalıklı teşviklerden yararlanmak isteyenler MERSİN’E, akın etmişlerdi. Arsa, emlak fiyatları hızla artmış, gurbetçilerimiz yurt dışındaki birikimlerini MERSİN’E, yatırmışlardı.
  Onlarca yıl önce Güneydoğu’ya düşen ateş, giderek büyümüş, bütün bölgeyi sarmış, büyük bir göçe yol açmıştı. O büyük göçten nasibini alan illerden biri de MERSİN olmuştu.
   Nüfusu hızla artmış şehir, Ünlü KIZ KULESİNE, ANTALYA tarafına sahil boyu yayılmıştı.
   Uzun zamandı göremediğim MERSİN’İ, merak etmiştim. Araba uyuşukluğunu, yorgunluğunu atınca, MERSİN’İ, bugünkü haliyle görmek istemiştik. Sabahın erken saatleri sayılırdı. Trafik henüz yoğunlaşmamıştı.
   Sıcak MERSİN. Soğuk MERSİN olmuştu. İnce giyenler üşümüştük. Sokaklarda ilerledikçe, şaşkınlığımız giderek artmıştı. Üç beş metre uzağımızı net göremiyorduk. Yoğun bir sis, doğal bir sis değildi. Şehrin üstünde yoğunlaşmış. Kirlilikti. Nefes alıp verdikçe o yoğun kirliliği teneffüs ediyorduk. Bu kirlilik bizi hasta edebilirdi. Çıktığımıza pişman olmuştuk. Görmek istediğimiz MERSİN’İ, görmekten vazgeçmiştik. Kaldığımız yere geri dönmüştük.
   Güneşin ısıttığı saatlerde çıktık. MERSİN’İN değişen yüzünü görmek istedik.
   Sahilde, mevsimden olacak, coşku, hareketlilik yoktu. MERSİN’İN, hatta ülkenin en büyük ilk gök delenlerinden 52 katlı RAMADA gökdeleni, hala yeni yapılanların yanında büyüklüğünü, haşmetliliğini koruyordu.  MEZİTLİ’deki, tarihi sütunlu yolda kimsecikler yoktu. Tarihi mekânda, ROMALILAR yoktu. Bizler vardık. Yıllar öncesinde de yine bizler ROMALILARIN bu yolunda yürüyerek sahildeki plaja gitmiştik. Deniz o yıllarda çok temizdi. Şimdi girilemeyecek kadar kirliydi.
    Ovanın arkasında uzayıp giden TOROSLARA baktım. MUNZUR Dağları, karşıma çıktı. DERSİM’İ, onun temiz havasını, havasını teneffüs edenleri, sıcaklığını, özledim.
    DERSİM’İN, farklılığını özledim.
  +  + +
   YILBAŞI YAKLAŞIRKEN
   Yılbaşları, bütün insanlığın, ortaklaşa bir araya geldiği, bazı ortak evrensel değerleri paylaştıkları, yeni yıllara, umutla, beklentilerle yelken açtıkları günlerdir.
   Bütün insanlık, daha güzel bir dünya, daha bir güzel yaşam için dileklerde bulunurken, beklentileri paylaşırken, doğa katilleri, o gece için doğayı katletmenin hazırlığını yaparlar.
  DERSİM’DEKİ doğa katilleri de yılbaşında zıkkımlanmak, doğayı katletmek için silahlarını kuşanırlar.
  Bir hafta önce, MUNZUR Vadisinde işlenen, Beş yaşındaki heybetli delikanlısına kıyan cinayet te, bunlardan biriydi. Doğayı koruma kontrollerini, aralıksız sürdüren doğayı koruma ekiplerinin, katilini, yakalayamadıkları bu cinayet, doğa cinayetlerinin sürdüğü, süreceğinin bir örneği, işaretiydi.
    Yılbaşı yaklaştıkça DERSİM Doğasında bu cinayetlerin artacağı herkes tarafından bilinmektedir. Bilinmelidir.
   Beş yaşındaki doğanın delikanlısına kıyan katil, yalnız doğanın değil insanlığında katilidir. Yüz karasıdır. Bunlara karşı durmak, bunları teşhir etmek hepimizin insanlık görevi olmalıdır.
  Yılbaşı sofralarında zıkkımlanmak için kınalılara, dağ keçilerine, kıymak için hala DERSİM Halkına, inancına, kültürüne, yakışmayan çok katil vardır.
  Bunlara set çekelim. Durun diyelim.

  Hatta yüzlerine tükürelim.