15.02.2022, 16:27 146

YUNAN DÜNYASINA YOLCULUK-4

                                                          

VELESTİNLİ RİGAS; REAYA DEĞİL YURTTAŞ OLMAK İSTEYEN BİR OSMANLI-RUM AYDINI

Fransız İhtilali sonrası Osmanlı’da artık kazan kaynamaktadır. Osmanlı pay-i tahtına gelen haberlere göre Rum Reayadan biri yayımlamış olduğu bildiri ve çıkarmış olduğu bir anayasa taslağı ile Osmanlı’nın monarşiden cumhuriyete geçmesini savunmakta ve din, dil, etnik köken fark etmeksizin tüm Osmanlı halklarını Osmanlı Sultanına karşı özgürlük mücadelesine çağırmaktadır. Bu çağrıyı yapan kişi; Velestinli Rigas’tır.

Osmanlı mülkü Tesalya’nın Velestino adlı köyünde dünyaya gelen Rigas, Batı tarzı eğitim gören ve Hristiyanlık öncesi Hellen dünyasına hayran biri olarak biyografilerde anlatılır. Rigas, Osmanlı-Hellen tarihi açısından anlatılması gereken mühim bir şahsiyettir.  Osmanlı Toplumu içinden olup, Osmanlı’da ilk demokratikleşme düşüncesini dile getiren bu ilklerin adamı ve ilklerin kurbanı Rum aydın; Osmanlı Tarihinin ilk anayasa çalışmasını yapan kişisidir. 

OSMANLI; MÜSLÜMAN VE ORTODOKS HRİSTİYAN BİR İMPARATORLUK MUYDU?

Osmanlı Tarihinin ülkemizde Türk-İslam düşüncesi merkezli anlatılması nedeniyle Osmanlı’nın 400 sene 500 sene hükümran olduğu Hristiyan halkların ve ülkelerin tarihleri, toplumsal gelişimleri ve Osmanlı toplumu içinde ki yerleri ülkemiz resmi tarihinde anlatılmaz. Oysaki bu tarih bilimi adına fecaat bir olaydır. Osmanlı’yı sadece Türk-İslam sınırlarına hapis edip anlatan ve Osmanlı’nın iktisadi-politik-askeri ve diğer pek çok alanında aktif olan Hristiyan reayasını görmezden gelmek, Osmanlı’nın neden çöktüğü idrakiyetini basite indirgemek olur.

Osmanlı kendine özgü İslami bir devlet olabilir ancak nüfussal anlamda bir Müslüman-Ortodoks Hristiyan imparatorluğuydu. Osmanlı’yı zirveye taşıyan ana etken; Osmanlı’nın Anadolu’da ki Türk-İslam beyliklerle olan dost ve düşmanlıklarından ziyade Bizans’la olan dostluğu ve düşmanlığıydı. Osmanlı, Bizans’la sadece savaşmamış aynı zamanda Bizans’ın zor anlarında yardımına koşmuş bir uç beylik olarak büyümüştür. Erken dönem Osmanlı Tarihinde inançsal anlamda liberal bir iklim vardı ve bu iklim; birçok Bizanslı komutan, yerel bey ve ailenin esnek bir İslami kimliği benimsemesine yol açmış, Osmanlı saflarında yer alan bu Rum aristokratlar sayesinde Osmanlı gün geçtikçe Roma’nın Müslüman tarzı bir devletine dönüşmüştür. 

Fatih’in İstanbul’u fethi sonrası yine pek çok Bizans aristokratı, İslamiyet’i benimseyip, vezir statüsüne yükselmiş ve Hristiyan kökenleriyle barışık şekilde Osmanlı’ya hizmet etmişler ve 1826 senesine kadar sürecek, perde arkasında gizli bir Osmanlı-Ortodoks Hristiyan devletini var etmişlerdir.

Fatih’in Konstantinopol’u fethi sonrası hanedanın kan bağını Türk-Türkmen etniğinden uzaklaştırması ve Türk-Türkmen kadınlarla evlilik yerine Hristiyan olan veya zamanla Hristiyanlıktan İslamiyet’e geçen kadınlarla evlilik yolunu tercih eden bir icraatı başlatması da yine Osmanlı’nın Hristiyan dünyası ile olan kuvvetli bağına işaret eder. Fatih’in bu evlilik stratejisi devletin ömrü açısından son derece mantıklıydı. Çünkü Türk-Türkmen kökenlilerle yapılan evlilik akitleri taht veraset savaşlarında Osmanlı’nın “Romalaşma” hayallerini yıkabilirdi ve Türk tarihi bunun pek çok örneği ile doluydu. Bunun yerine Hristiyan reayadan yapılan evlilikler sonucu doğan çocukların, İslami kimlikte büyümesi tercih edildi. Bu durumdan Türk-Türkmen aşiretler çok hoşnut olmasa da Fatih’in Osmanlı Devletini, Türk-Türkmen gruptan arındırma projesi devletin ömrünü 4 asırdan fazla uzattı. Osmanlı’nın Ortodoks Hristiyanlarla kurduğu devletsel ittifakın mağduru olan Türk-Türkmenler ise kendilerine kucak açacak limanı, doğu da Akkoyunlular ve Safeviler’de buldular. Osmanlı’nın kökeni Ortodoks Hristiyan olan Müslüman vezirleri ve Bektaşi yeniçerileri asırlar boyu doğu da ki bu müzmin küskünlerle mücadele ettiler. Osmanlı’nın Fatih’ten başlayarak, yıkılma sürecine değin edebiyattan devlet yönetimine mesafeli durduğu “ Türk” isminin, 19. Yüzyılın son çeyreğinde “Jön Türk” olarak ortaya çıkıp, 20.asırda ülke ismini “Türkiye” olarak değiştirip, Osmanlı Monarşisine son vermesi de tarihin bir cilvesi mi değil mi, üzerinde tartışılabilir. 

1789 Fransız İhtilali öncesi Osmanlı nüfusunun yarıya yakını ağırlıklı olarak Hristiyanlardan oluşuyordu ve bu Hristiyan nüfusun kahir ekseriyeti Balkanlarda meskendi. Osmanlı Devlet yönetimini oluşturanların yeniçeri kökenli olması, yeniçerilerin Ortodoks Hristiyan ailelerin en zeki ve bedenen en çevik çocukları olması ve devşirilseler dahi bu çocukların büyüdüklerinde Hristiyan aile bağlarını koparmamaları, Osmanlı’da gölge ve paralel bir Ortodoks Hristiyan devletin de olduğunu kanımca gösteriyordu. Tüm bu anlatım ve yorumlamalarıma karşın 1789 Fransız İhtilali, bu gölge ve paralel Ortodoks Hristiyan yapıya başka bir mesaj veriyordu; Ulus-Devlet adına Osmanlı’dan Kopma veya Osmanlı’yı Milletler Cumhuriyetine Dönüştürme. Bu mesajın ilk taşıyıcısı bir monarşist veya koyu dindar bir Hristiyan değildi. Bu kişi Fransız İhtilali fikirlerini benimsemiş, Hristiyanlık öncesi Hellenizm hayranı bir Osmanlı yurttaşıydı; Velestinli Rigas 

Velestinli Rigas’ın düşüncesine göre Osmanlı’da bir rejim değişikliği olmalı ve tüm halkların temsil edildiği bir meclis kurulmalıydı. Herkül Millas’ın “Yunan Ulusunun Doğuşu” adlı eserinde ki bilgilere göre Rigas’ın Viyana’da bulunduğu sırada yazdığı ve basımını yaparak Osmanlı topraklarına soktuğu anayasa da şunlar yer alıyordu; 

• Birinci bölümde 24 Haziran 1793 tarihli İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi

• İkinci Bölümde Anayasa İlkeleri

1797 yılında yayımlanan, Osmanlı’nın bu ilk anayasal taslak metni;  Osmanlı sultanı ve yönetimini “kana susamış ve kör cahil bir tiranlık” olarak adlandırmakta, Osmanlı ülkesini ise “dünyanın en güzel ülkesi” olarak tanımlamaktaydı.

Velestinli Rigas’a göre Osmanlı’da din, dil, ırk, etnik farklılık gözetmeksizin Hellen olan Osmanlı reayası ve Hellen olmayan Osmanlı reayası Osmanlı Sultanına karşı yurttaşlık bilinci ile birleşmeli, tıpkı Fransa’da olduğu gibi monarşiye son vermeli ve bir Osmanlı-Hellen Cumhuriyeti kurulmalıydı.

Velestinli Rigas’ın Osmanlı-Hellen Anayasasına göre;

• Yasa, tüm halkın kabul etmesiyle ortaya çıkan serbest karardır

• Bütün yurttaşlar kamu işlerine eşit bir biçimde kabul edilirler. Yurttaşlar arasında ayrımcılık yasaktır.

• Düşünce ve görüşlerin ister basın yoluyla ister başka yollarla yayımlanması, barışçıl toplantılar, dinlerin serbest olması yasaklanamaz.

• Yasanın öngördüğü haller dışında kimse tutuklanamaz ve özgürlüğünden mahrum bırakılamaz. Yasanın öngördüğü haller içerisinde yargılanan herkesin savunma hakkı vardır ve savunma hakkı engellenemez. Yasanın dışına çıkarılarak özgürlüğünden mahrum bırakılmaya çalışılan her yurttaşın direnme hakkı vardır.

• Eğitim herkesin hakkıdır ve her yurttaşın eğitim alması gereklidir. Kız ve erkek çocukları okutulmalı, eğitim-öğretim faaliyeti şehirlerde Fransızca ve İtalyanca olarak yapılmalı, aydınlanma yazarlarının eserleri okutulmalı ve Hellence de kaçınılmaz olarak öğretilmelidir.

• Egemen olan halk, seçimle yöneticileri seçer. Yasa koyucu meclis 750 kişiden oluşur. 24 yaşına gelen her yurttaş oy kullanabilir…

Velestinli Regas’ın 1797 tarihli Anayasası incelendiğinde, Osmanlı’da sadece monarşinin yıkılması savunulmamakta aynı zamanda Hellen Kültürü başat bir cumhuriyet ve devlet yapılanmasının nasıl oluşturulacağı da ayrıntısıyla ifade edilmektedir. 

Osmanlı Monarşisini bir Osmanlı-Hellen Cumhuriyetine dönüştürme fikrinin mimarı Rigas’ın akıbeti ise trajiktir. Viyana’da basılan Osmanlı-Hellen Anayasa Taslağı Kitabının, Osmanlı ülkesine sokulması sırasında basılan eserin monarşi karşıtı ve isyankar olduğu kanaatine varan bir Rum tüccar, Avusturya makamlarına Rigas’ı ihbar eder. Avusturya makamları, kendi ülkelerinde Osmanlı Monarşisine karşı bir isyan ve ihtilal hazırlığında olan Rigas’ı tutuklar ve bir süre sonra Osmanlı’ya teslim ederler. Osmanlı Sultanı, Rigas’a acımaz ve Rigas’ı tutuklu bulunduğu Belgrad’da 1798 senesinde idam ettirir. 

RİGAS’IN MÜTTEFİK HALE GETİRDİĞİ İKİ MONARŞİ; OSMANLI VE HABSBURG

Rigas’ın faaliyetleri iki ezeli düşman olan Osmanlı ve Avusturya İmparatorluklarını işbirliğine zorlamıştır. Çünkü her iki devletin monarşi ile yönetilmesi ve idareleri altında bir çok etnik grubun olması her iki devletin yumuşak karnını oluşturan unsurlardı. Napolyon’un ulusları özgürlüğüne kavuşturma seferlerine karşı Hristiyan ve Müslüman iki monarşinin ittifak yapması, monarşilerinin devamlılığı açısından zaruriydi. Ama her iki monarşinin tüm çabalarına karşın 1821 yılında isyan, tam da Rigas’ın ihtilali başlatmak üzere seçtiği yerden, Mora’dan başladı ve İngiltere, Rusya gibi ülkelerin hamiliğinde başarıya ulaştı. Rigas’ın “Hellen olanlar ve Hellen olmayanlar için Cumhuriyet” fikri, ölümünden 30 yıl sonra içerisinde “sadece Hellenlerin olduğu bir Cumhuriyet” ile 1828 senesinde kurulmuş oldu. Bu ilk Hellen Cumhuriyetinin ömrü uzun olmadı ancak Rigas’ın “Hellen Cumhuriyeti” fikri 21.asırda kazanan oldu. Bugün Yunanistan, Rigas’ın arzu ettiği şekilde “Cumhuriyet” ile yönetiliyor ve de Osmanlı varisi Türkiye de.

Rigas’ın insan hakları ve demokrasi temelli fikirleri ve fikirlerinin sonuçları bugün Türkiye’de, resmi tarih müfredatında yer almıyor, Osmanlı’dan günümüze Anayasa Hukuku açısından da Hukuk Fakültelerinde anlatılmayan veya anlatılmak istenmeyen bir olgu olarak ta varlığını koruyor. Bu durum değişir mi, zaman gösterecek. Ancak Osmanlı Tarihinin, Türk-İslam merkezli yorum dışında geniş bir şekilde yorumlanması ile Rigas’ın fikirleri ve sonuçlarının tarih içinde ki etkileri daha iyi anlaşılabileceğini ve Osmanlı’dan Türkiye’ye “Cumhuriyet” fikrinin ve “Anayasal” çalışmaların tarihsel alt yapısının doldurabileceğini düşünüyorum.

Yorumlar (0)
14
parçalı bulutlu
İstatistikler
Gösterim Tekil IP
Dün 14599 2165
Bugün 510 392
Toplam 6034905 202633