MUNZUR GÖZELERİNDE

    Ünlü kutsalımız MUNZUR GÖZELERİNİN, bulunduğu Ovacık ilçesinden bir misafirim, Yazılarımı internetten izleyen bir okurum.

   Ismarladığım çaylarımızı yudumlarken, hep merak ettiğim, Ovacık Gözelerini iyileştirme projesini sordum. Gülümseyerek, ’iyi ki sordunuz. Diyerek,’ Geçen Kurban bayram tatilinde, yaklaşık 20 bin kişinin, gözeleri ziyaret etmek için geldiği, paylaşılıyordu. Bütün bir yaz mevsimini düşünürsek bu sayı, yılda Yüz Bini aşar. Gelenler, arabaları ile geldiklerinden, park yeri önemli bir yer tutmaktadır. Yeni projede, gözelere yakın yerde park yeri yok. Araçlar, Oldukça uzakta bir yerde, park edilecekler. Bu ziyaretçilere, önemli bir yük olacak. Gözeleri yakından seyredecek konaklama yerleri kaldırılmış. Eskiden yıllardır hizmet veren lokanta yıkılmış. Gözeleri ziyaret etmeye gelenlerin, oturup konaklamaları için gözelerden uzakta, bir yerde piknik alanı düzenlenmiş. Anlaşılan gözeleri, yanı başında, yakından seyretmek, çevreye yaydığı havayı, yakından teneffüs etmek, söylediği şarkıları. Dinlemek, uzakta kaldı. Onun için bu proje, gözelerin yanı başında, oturup keyfini çıkaracağımız, bir proje değil. Eskiden yaşadığımız günleri, özletecek. Bize.’  Dedi.
    Bu anlatımdan sonra bende çok merak ettim. İlk fırsatta gidip görmek istedim. Eski günlerimizde, bizde sık sık gider, kutsalımız gözeleri ziyaret ederdik. Kıymetli misafirlerimizi orada gözlerde, Alabalık, ikram ederek ağırlardık. Rakılarımızı, suyun sesini, dinleyerek, çevreye yaydığı bol oksijenli havayı teneffüs ederek yudumlardık. Yüzlerce gözelerden fışkıran köpüklü suların bir araya gelip toplanmasını, MUNZUR NEHRİNİ, oluşturmalarını, seyrederdik. MUNZURUMUZLA övünürdük.
    Sohbet uzadı. Ovacıklı, misafirime, Günlük yaşamımızda, gereksizimizde, önemli bir yeri olan MUNZUR SUYU TERSİSLERİNİNİN, durumunu, gözelerin suyuna, zarar verip vermediğini sordum. ’Evet. Dedi.’ Gözelerimizi, doğamızı, İlçemizi, hatta DERSİM Doğasını, tanıttığı için, belirli ölçüde istihdam, sağladığı, işçi çalıştırdığı için, bu tesise diyeceğimiz yok. İyi ki kurulmuş. Diyeceğimiz, bu kadar önemli bu tesisin, doğaya olan duyarsızlığı, Tesisin kurulduğu geniş bir alan var. Kurulduğu yıllar oldu. Çevresine Bir tek fidan dikmediler. Dikselerdi. Şimdilerde, çevrelerinde yeşermiş, küçük bir orman, yeşil bir alan olurdu. Çevreye de güzel bir örnek olurlardı. Yok, bir tek ağaç dikmediler. Yeşertmediler. Akıllarına çevre, doğa, hiç gelmedi. ‘Diyerek, Munzur Suyunun, önemli bir eksikliğini dile getirdi.’
   Misafirimi uğurladıktan sonra, MUNZUR SUYUN, Tunceli, dağıtım yetkilisi, aynı zamanda, Munzur Suyun ortaklarından, yakın arkadaşım, AĞA diye takıldığım, Ali SÖYLEMEZ’İ, aradım. ‘Ağa siz yıllarca eğitim uzmanlığı, müfettişlik yaptınız. Doğanın önemini en iyi bilenlerdensiniz. Bunu bildiğiniz için şehrin en nadide yerindeki büyük, tapulu bir yeriniz, arsa yapıp değerlendirmediniz. Bahçe yaptınız. Bahçenizde arsaların, apartman dairelerinin getirmediği bir mutluluğu, keyfiliği yaşıyorsunuz. Ovacıktaki MUNZUR SUYUN yetkililerini, doğaya zenginlik katmaları için fidan dikmelerini için niye uyarmadınız.’ Dedim.
    Tepkili bir ifadeyle, ’fidan dikilecek yerimiz vardı da, dikmedik mi, Yok. Ülkenin birçok büyük illerine, yurt dışına, sürekli su gönderiyoruz. Bize ayrılan tahsis edilen alan, bizim tesise yetmemektedir. Taşıyıcı büyük tonajlı, araçların yük alacakları park edecekleri alanımız yeterli olamadığından sıkıntı çekmekteyiz. Artan boş kalan alanımız olsa, Ovacıklı hemşerimizin uyarmasına gerek kalmadan, biz üstümüze düşeni yapar, ağaçlandırırız. Bize ait olmayan yerlere de. Bunu yapamayız. Doğayı, bizde çok seviyoruz. Kendi doğamızı daha çok sever korumak isteriz.’ Dedi.
    Fidan dikmenin önemini, doğayı yeşertmenin özlemini, duyan, bir duyarlı hemşerimde, Mazgirt ilçemden, geldi. Özlemini dile getirdi. Mazgirt’te, başta belediye Başkanlığı olmak üzere, Kaymakamlığı, bütün resmi daireleri, kuruluşları, halkı, toplumun ortak kullandığı boş alanlara, yol boylarına, kenarlarına, fidan dikmeleri, çevreyi yeşillendirilmeleri çağrısında bulundu.
  +        +     +
23 NİSANLAR
    23 NİSAN, Cumhuriyetin, Halk İradesinin, Halk Meclisinin, temellerinin atıldığı ÜLKEMİZİN, milletimizin, tarihi bir günüdür. Kurtuluş Savaşını yöneten, zaferle taçlandıran Meclisin, kuruluşunun, Tarihidir. Atatürk’ün, gelecek nesillere, çocuklara, armağanıdır.
    Geçen yıla kadar, büyük bir coşku ile kutlanan bu ulusal milli Bayram, İki yıldır. CORONA CANAVARI gerekçe gösterilerek, sade törenlerle bile çoğu yerlerde kutlanamadı.
    Dördüncü sınıfta olan ARYA, sabahleyin erken saatlerde, annesinin telefonu ile aradı.’ Büyük Baba, bu yıl 23 Nisan Bayramını kutlamayı yasaklamışlar. Senin gazete dükkânından verdiğin bayraklardan birini, Pencereye astım. Birini de pencereden, sallayacağım.’ Dedi. Sevinçliydi. Heyecanlıydı. Dikkat et bayrağını, düşürme. Dedim.
   Otuz yıl, çocukları sevindiren, ulusal düzeyde büyük bir coşku ile kutlanan bu bayramı, bir öğretmen olarak çocuklarla, öğrencilerimle, büyük bir arzuyla kutladık. Nisan yağmurlarına, bazen yaşanan soğuk havaya rağmen, İlkokul Birinci sınıftan Lise son sınıfa kadar katılan bütün öğrencilerle, şehrin en büyük meydanında, halkın büyük bir katılımı ile devlet protokolüyle birlikte coşkuyla kutladık. Yakışmadığı halde o küçük çocukları, uygun adımlarla asker tören benzeri yürüterek protokolü selamladık. Hiç bir yetkili, ’Bırakın çocuklar istedikleri gibi güle oynaya yürüsünler. Bu bayram onların bayramıdır. Demedi. Mesleğimin son yıllarında, yaptığım itirazla, öğrencilerimi, uygun adımlarla yürütmedim.
    1990 YILINDAN BERİ Gazete dağıtım temsilcisiyiz. Hemen her yıl hemen, hemen, bütün gazeteler, okurlarına, bayrak hediye ederdi. Bu yıl tek gazete, tek bayrak hediye vermedi.
    Anlaşılan bu tarihi ünlü ulusal, bayramı, meydanlarda, okullarda kutlayamadığımız gibi evlerin pencerelerinde de, balkonlarda da, büyük bir coşku ile kutlayamadık.
     +      +    +
   
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI, bütün cephelerde, bütün şiddeti ile sürmektedir. Bütün dünya ülkeleri, her geçen gün artan kayıplar vermektedir. Kayıplar, giderek Milyonları bulmaktadır.
   Bu tarihi korkunç Savaşı, ülkemizde de bütün şiddeti ile sürmektedir. Günlük kayıplar, her geçen gün giderek artmaktadır. Aşılama beklenen hızda yapılamadığından, kayıplar, giderek arttı. Bu dalda eğitimli bilim adamları, bu savaşta daha fazla kayıp vermemek için, bütün cephelerde, ülke çapında, öngörülen sürenin, tam kapanmanın yapılmasını önermektedirler. Ancak o zaman bu kayıpların önüne geçilebileceğini dile getirmektedirler.
    Umarız. Bir Mayıs tarihinden, Ramazan bayramına kadar olan açık 8 gün eklenerek 16 günlük bir tam kapanma, bu savaşta kayıplımızı büyük ölçüde, önleyecektir. Bu savaşı kazanmamıza, büyük katkı sağlayacaktır.  
   Maske altında tanımadığım bir arkadaşım, Yüzünü açtıktan sonra adeta isyan ederek ’Bunu damı görecektik. Yılların tanıdık yüzünü tanıyamaz olduk. Herkes can derdine, aş derdine düşmüş. Sanki başka bir dünyada, başka bir gezeğende yaşar olduk.’ Dedi Ellerini açarak, ’Tanrım bizi bu canavarın elinden kurtar. Dünya eskisi gibi olsun.’ Diye   dua edip, yakardı.
    Bizde âmin. Dedik.