HAZİRAN'DA ÖLMEK ZOR

 

“ Anlamak gideni ve gelmekte olanı. “

                                                                         Nazım

                Edebiyatımızın büyük sanatçıları olan Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmet Arif Haziran ayında aramızdan ayrıldılar. Nazım Hikmet 3 Haziran 1963, Orhan Kemal 2 Haziran 1970, Ahmet Arif’in 2 Haziran 1991 yılında şiir ve düzyazı üretimleri sona erdi. Yine bir büyük şairimiz Hasan Hüseyin bu büyük insanlığın değerleri üzerine “ Haziran'da Ölmek Zor “ kitabını yazmıştır. Demek ki, Hasan Hüseyin üzerinde de derin izler bırakmıştır, bu büyük insanlar.

                Büyüklük kavramı çok tartışılacak ve konuşulacak bir şeydir. Bu sanatçılar emekçi sınıflar açısından büyüktür, değerlidir ve anlamlıdır. Halkımızın bu en iyi evlâtları, yazdıkları eserlerle ve toplumsal tutumlarıyla görevlerini layığıyla yapmıştır. Yazdıkları eserler 7’den 77’ye herkesin bilgisi dahilindedir. Toplumsal zıtlıklar var oldukça, hiç unutulmayacaklar, eserleri tekrar tekrar okunacaktır. Onlar hiç eskimeyen, yıllara meydan okuyan, emekçi aydınlanmasının yılmaz neferleridir.

                Nazım, ömrü boyunca başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçileri uyarma, aydınlatma ve düşündürme mücadelesini sürdürmüştür. Nerede olursa olsun, ister içerde, ister dışarda susmayan, boyun eğmeyen bir şair olduğunu yazdığı şiirlerle kanıtlamıştır. Tüm emekçi kesimin temsilcileri ve ilerici insanlık onun şiirinden çok etkilenmiştir; az veya çok onun akılda kalan dizeleri dillerde dolaşır. Onu sevmeyenler bile konuşmalarında, onun adını anmadan edemez. Nazım toplumsal yaşamda hiç gündemden düşmez. Grevlerde, toplumsal mücadelelerde, sohbetlerde hep insanlarla beraberdir. Etkili, vurucu, akılda kalıcı şiirleri okuyanı heyecanlandırmakta, yaşadıkları ve tanık oldukları haksızlıklara “ hayır" diyebilmeyi öğretmekte, daha güzel ve eşitlikçi bir toplumun yolunu göstermektedir.

                Nazım bir seferde okunup geçilecek bir şair değildir; dönüp dolaşıp okuyacağımız, okuduktan sonra aynı kalmayacağımız, değiştirici ve dönüştürücü bir özelliği olan evrensel değerimizdir. Dünyada ilk başlarda sayılan ve bilinen büyük insanlığın sesidir. Yalnız Türkiye'nin emekçi sınıflarının değil, dünya emekçilerinin de mücadelesine göz kırpar. Katıldığı uluslararası toplantılarda bir dünya değeri olduğunu göstermiştir. Neruda'dan tutun da Aragon'a kadar tüm büyük şairler ondan övgüyle söz eder. Herkesin değer verdiği, önemsediği, yararlandığı bu şair, dünyanın Türkiye'sinde yetişmiştir.

                Orhan Kemal de aynı değerde bir yazarımızdır. Yazarlığa şiirle başlamış ama hikayecilik ve romancılıkta karar kılmıştır. Nazım'la beraber hapishanede kaldıklarında, Orhan Kemal’in hikâyede daha başarılı olabileceğini söyler Nazım. Nazım Orhan'ın hikayeye yönelmesini, bu alanda kendisini hazırlamasını önerir. Orhan Kemal Nazım'ın önerdiği gibi hikaye ve roman üzerine yoğunlaşır. Birbirinden güzel hikâye ve romanlar yazar. “ Bereketli Topraklar Üzerinde" Orhan Kemal'in en güzel romanlarından biridir. Bu romanda yeni oluşmakta olan işçi sınıfı anlatılır. Kapitalizm yeni yeni yerleşmektedir Çukurova'ya. Köyden kente göç olayı ta o zamanlardan başlar. Köyden çalışmak için Çukurova'ya gelen arkadaşların hayatın içinde sınıfsal kimlikleri hissettirilir. Bu mücadele uzun bir yolculuktur, yolculuğu sürdürenler daha gelişme devresinde anlatılır. Büyük toprak sahiplerinin işlerinde çalışan bu kırsal kökenli işçilerin çektikleri hâlâ aklımdadır. Ağır ve ezici çalışma koşullarına bilinçsizce isyan ederler.

                Bunun dışında “ Eskici ve Oğulları “ da bambaşka güzelliktedir. Şimdi yaşamakta olduğumuz, küçük esnafın yok oluşunun ilk belirtilerini görürüz, bu eserde. Gelirlerin yetersizliği, büyük ailelerin bir arada yaşamasını zorlaştırmaktadır. Büyük ailenin dağılışını, aile bireylerinin yaşadıkları dramları bu eserde okuruz, okudukça öfkeleniriz. Okurken öfkemiz gittikçe artar, kapitalizmin insana ettiklerini iliklerimize kadar hissederiz. Bir gün savcı Orhan Kemal'e soruyor: Neden hep yoksul insanları anlatıyorsunuz? Diye sorar. Orhan Kemal ise “ Ben en çok bildiğim konuları yazarım” Diye yanıt verir.

                Ömür boyunca yokluk ve yoksunluklar içinde yaşayan bu yazarımız, çalışan, dürüst ve namuslu insanları aydınlatma mücadelesini hikâyeleri ve romanları aracılığıyla vermiştir. Orhan Kemal de çok tanınan, ünü yurt dışına taşan bir yazarımızdır. Onun için ülke dışında “ Türkiye'nin Gorki'si“ diyenler var. Ortaokul düzeyinde bir eğitimi vardır, kendi kendini yetiştirmiştir. İşçi sınıfının bu büyük yazarı bilinçli işçiler yalnız bırakmamıştır. Sonsuzluğa uğurlanırken işçi sınıfının bilinçli temsilcileri kortejdeki yerini almıştır. Toplumsal çelişkiler sürdükçe bu yazarımız hep okunmaya devam edecektir. Onu okurken aynı Nazım gibi Türkçe'nin ne kadar yetkin kullanıldığını görürsünüz.

                Ahmet Arif de bir başka, emekçi sınıfları ve haksızlığa uğrayanları dillendiren şairimizdir. Yüksek sesle okunan şiirleriyle emekçilerin ve namuslu insanların sesi ve sözü olmuştur. Toplumsal mücadelelerde şiirleri bir isyan bayrağı gibi yüksek sesle söylenir. Onun şiirleri doğası gereği gür bir sesle söylenir. Bu yükselen seste kararlılığı ve mücadele azmini görürüz.

                Ahmet Arif tek kitabıyla emekçi sınıfların ve bilinçli aydınların gönlünde taht kurmuştur. “Hasretinden Prangalar Eskittim" adlı şiir kitabı o kadar çok basılmıştır ki, sayısını bile unuttuk. Bilinçli gençlerimiz ezbere biliyor şiirlerini; Nazım'la beraber en çok şiirleri bestelenen şairlerimizdendir. En bilinenleri “ Adiloş Bebe, Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin, Anadolu, 33 Kurşun" adlı şiirlerdir. Nerdeyse şiirlerinin tamamı bestelenmiştir. Cemal Süreya, Ahmet Arif için şöyle der: “Nazım düz ovaların, Ahmet Arif ise dağların şairidir" der. Ahmet Arif sapına kadar dürüst ve namuslu, alın teriyle geçinen,  başka bir dünya düşleyen insanların dostudur, onların yanı başındadır. "Gelecekte oğullarım ve kızlarım var benim" diyen şair hiç unutulmayacak, okundukça değer kazanacaktır.

                Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Ahmet Arif...gibi insanlığın büyük sanatçılarının emekçi aydınlanmasına çok büyük katkıları olmuştur. Onlar rüzgâra ve fırtınalara karşı yürümüşlerdir. Bu mücadeleyi bilenler, oldukları saftan memnun olanlar onları okudukça değerlerinin farkına varırlar. Bu üç aydının eserleri ve çalışmaları önünde saygıyla eğiliriz.