Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Dersim, Diyarbakır, Hakkari, Kars-Ardahan, Muş, Siirt, Şırnak, Urfa, Van ve Mardin Baroları tarafından 27 Şubat tarihinde Siirt’te düzenlenen toplantının ardından açıklanan sonuç bildirgesi şöyle:

1-Geçmişten günümüze kadar Türkiye’nin yapısal sorunlarına kaynaklık eden Kürt meselesinde gelinen aşama, bir bütün olarak toplumun geleceğini tehdit eden bir hal almıştır. Meselenin barışçıl çözümüne ilişkin arayışların akamete uğradığı günden bugüne yaşanan can kayıpları ile Kürt meselesi “hendek/kontr hendek siyaseti” ile iyice derinleşmiştir.

Çözüm sürecinin başlamasına ve devamına ilişkin bütün gerekçelerin kaynağı çatışmanın taraflarının da kabul ettiği üzere sorunun şiddet yöntemi ile çözülemeyeceğinin anlaşılması iken yeniden çatışmaya dönülmüş olmasını temel hak ve hürriyetlerde yarattığı ağır tahribat açısından kabul edilmez bulduğumuzu bir kez daha yineliyoruz. Bu nedenle toplumda hiçbir karşılığı bulunmayan topluma rağmen devam eden başta yaşam hakkı olmak üzere sağlık, eğitim, barınma gibi en temel hakların ihlaline sebep olan bu çatışmaların ir an önce bitmesi çağrısın yapıyoruz.

Hemen yanı başımızda devam eden ve göçler nedeni ile bizim de yaşamımızın bir parçası haline gelen Suriye’deki ağır tahribattan sonra gelinen aşama ateşkes ve şiddet dışı yöntemlerle çözüm arayışları olmuştur. İlanihaye devam etmeyecek ve hiçbir şekilde sürdürülemeyen bu yanlıştan bir an önce dönülmeli ve sivil siyaset üzerinden arayışlara kaldığı yerden devam edilmelidir.

Bu bağlamda Türkiye’nin Kürt meselesindeki kaygı ve korkularından kurtulmasının hem Suriye’deki barışa hem de iç barışa hizmet edeceği vurgulanmıştır.

2. Tam da bu noktada, özellikle siyaset yollarını tıkayacak ve siyasetin toplumsal sorunlara çözüm gücünü ve kabiliyetini zayıflatacak ve Kürt sorunu bağlamında devam eden dokunulmazlık tartışmalarından vazgeçilmelidir. Meselenin çözümünün temel araçlarından biri olan sivil, çağcıl ve barışçıl bir anayasa yapamayan dokunulmazlık tartışmaları ile kilitlenen siyaset kurumu kendisinden beklenen işlevi göremeyecek ve militer yaklaşımlar güçlenecektir.

3. özellikle kolluk faaliyetlerinde bulunan kamu gücünü kullanan kişilerin yargıdan bağışık uygulamaları ile hukuksal mekanizmalar tamamen devre dışı bırakılmıştır. Bu bağlamda “Makbul” vatandaş ve kamu görevlileri yaratmaya dönük Başbakanlık genelgesiyle keyfi, hukuksuz ve çalışma barışını bitirecek uygulamalar ile hiç kimse için hukuk güvencesi kalmayacaktır. Bu nedenle bölge baroları olarak bu genelgenin iptali konusunda yargısal girişimlerde bulunulması konusunda görüş birliğine varılmıştır.

Toplum hafızasında hala derin bir yara olarak kalan Roboski katliamına ilişkin Anayasa Mahkemesince everilen kararın, güvenliği haklara ve özgürlüklere yeğleyen sorunlu yaklaşımın bir ürünü olarak görmekteyiz. Bu ağır katliama ilişkin hukuki süreçlerin takipçisi olunacaktır.

4. Yargısal denetim dışında demokratik değerler açısından vazgeçilmek olan ve aynı zamanda halkın haber alma özgürlüğünün de bir parçası olan basın faaliyetlerinin sınırlandırılmasını, basın mensuplarının tutuklanmasının suç ve suçlu ile mücadelenin bir parçası haline getirilmiş olmasını kabul edilmez buluyoruz. İMC TV’nin yayınlarının hukuksuz bir şekilde kesilmesinin hem asın hem de düşünce ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlali anlamına geldiği açıktır.

  5-Barış ve demokratik mücadele konusunda yılmaz mücadelesi ile Türkiye toplumunun hafızasında iz bırakan meslektaşımız Avukat Tahir Elçisi’nin soruşturma dosyasında henüz bir ilerleme kaydedilmiş ve faillerin tespitine dönük etkin bir soruşturma yapılmamış olmasından derin bir kaygı taşımaktayız. Failler bulununcaya kadar olayın ve dosyanın takipçisi olacağımız bir kez daha kamuoyuna duyururuz.