Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü’nün 2’nci Olağanüstü kongresi “Dem dema azadiye ye” şiarıyla Grand Şaroğlu otelinin konferans salonunda gerçekleşti. Yoğun katılımın olduğu kongrede vatandaşlar salona sığmadı. Coşkunun eksilmediği kongreye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DEM Dersim milletvekili Ayten Kordu, bir önceki dönem DEM Milletvekili Alican Önlü, çok sayıda kurum ve kuruluş temsilcilerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi katıldı. Kongre,  parti çalışmalarından oluşan sinevizyonla başladı. Tek liste ile girilen seçimlerde il eşbaşkanlığına Özcan Gürtaş ve Esma Ataş seçildi.

‘DÜZGÜN BABA’NIN MEKANINDA OLMAKTAN ONUR DUYUYORUM’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Düzgün Baba’nın mekanında olmaktan onur duyduğunu belirterek,” Sakine Cansız gibi, Aysel Doğan gibi köklerine sımsıkı sarılan, dünden bugüne onurluca mücadele eden, bize mücadelenin ne kadar değerli olduğunu gösteren bütün Dersim halkımıza da ayrıca selamlarımı iletiyorum. Düzgün Baba’nın, Munzur Baba’nın, Ana Fatma’nın mekanında olmaktan çok onur duyuyorum. Bu coşkulu karşılamanızdan dolayı teşekkürlerimi iletiyorum. Bugün bizleri yalnız bırakmayan çok değerli kurum temsilcilerine, basın kurumlarına ve çok değerli misafirlerimize huzurlarınızda selamlarımı iletmek istiyorum. Sağ olun, var olun. Bugün kapitalist emperyalist sistem çok büyük bir bunalım içinde, kendini yaşatmak için kana ve savaşa ihtiyaç duyuyor. Maalesef bu savaşların zemini Ortadoğu ve Kürdistan’dır. Bu savaşlara karşı her zamankinden daha güçlü ve örgütlü olmamız gerekiyor. Bugün Ortadoğu kan gölü, İsrail ve Filistin arasındaki savaşı izliyorsunuz. Filistin halkı büyük zulüm ve katliam altında, yurtları işgal altında. Filistin halkı için dayanışma içindeyiz. Hükümet her zaman olduğu gibi İsrail ve Filistin arasındaki çatışmada ikiyüzlü bir politika izliyor. İsrail’le çok yoğun bir süreç içinde bulunan AKP-MHP iktidarı, Filistin halkının hak hukukunu görüyor gibi görünüyor ama emin olun onların derdi Filistin halkı değil, Filistin halkının özgürlüğü değil. Onların derdi kendi çocuklarının kaç ton malzeme sattığıdır. Bugün Gazze’yi çeviren duvarların, betonun çimentosu Türkiye’den gidiyor. Onları samimiyete davet ediyoruz. Filistin halkıyla dayanışma için önce İsrail ile olan ticari ilişkileri gözden geçirmeleri gerekiyor. Neden Filistin meselesi dedim? Filistin halkının özgürlük mücadelesinde devrimciler, Kürdistanlı devrimciler orada büyük bedeller ödediler, birlikte mücadele ettiler. Şu anda mezarları Filistin coğrafyasında” dedi.

‘DERSİM BİR KEZ DAHA DEMOKRATİK YEREL YÖNETİMLER ANLAYIŞIYLA BULUŞMALI’

Dersim’in demokratik yerel yönetim anlayışıyla yönetilmesine ihtiyacı olduğunu belirten başkan Bakırhan, “Dersim siyasal, toplumsal ve emek mücadelesiyle, direnişi ve kararlılığıyla bize köklerine nasıl sımsıkı bağlı olduğunu gösterir. Dersim emek, siyaset ve toplum mücadelesinin önünü açan çok önemli bir merkezdir. Dersim sadece hak inancının değil mücadelenin de serçeşmesidir. Mücadele yürüten yoldaşlarımızı da saygıyla selamlamak istiyoruz.   Sistem Dersim’e biraz daha özel yaklaşıyor. Kürdistan coğrafyası ötekidir, Aleviler ötekidir ama Dersim ötekinin ötekisidir. Çünkü Dersim hiçbir dönem kulluk etmedi. Bundan dolayı sistem Dersim’e daha büyük, daha ince, daha katmerli, daha baskıcı ve faşizan politikalarla yaklaşıyor. Dersim halkının, mücadele yürüten yoldaşlarımızın da bu gerçekliği bilerek sistemin vahşi ve ince politikaları karşısında daha örgütlü mücadele etmesi bu dönemin en büyük sorumluluklarından biridir. Biz bu dönem şu siyasi parti, şu siyasi gelenek, şu çevre demeden sistemin bu politikalarını Dersim’den defetmek zorundayız.1937-38’lerde Dersim’de fiziki bir soykırım hayata geçti. Sistem artık fiziki soykırımla yetinmiyor; hem doğa hem de kültürel olarak da Dersim’de bir soykırım uygulamaya çalışıyor. Dersim’in dört bir tarafını barajlarla, sermayeye peşkeş çekilen maden ocaklarıyla dolduruyor, doğasıyla oynamaya çalışıyor. Dersim’in kültürüyle de uğraşıyor. Burada demokratik yerel yönetimler belediyecilik anlayışımızı uyguladığımız dönemler oldu. Bizler daha çok Dersim’e uygun hizmetler yürütmeye çalıştık. Bizim için sembol olan, değerli olan değerlerimizin isimlerini kentlere ve caddelere verdik. Kadının yaşama, siyasete, ekonomiye katılması için çok proje yürüttük. Yine Dersim halkının onurlu mücadelesine uygun çalışmalar yürütmeye çalıştık. Ancak kayyım atadılar. Kayyımın Dersim’i ne hale getirdiğini gördük. Dersim halkı bir kez daha demokratik yerel yönetimler anlayışı ile buluşacak. Dersim’in buna ihtiyacı var. Kimliğine, doğasına, diline sahip çıkmak için buna ihtiyacı var. Kendi değerleri ve kültürleriyle onurluca yaşamak için demokratik yerel yönetimler anlayışıyla buluşmaya ihtiyacı var. Şimdi hükümet yetkilileri her yerde “Dersim bir huzur kentidir” diyor. Size sormak istiyorum. Gerçekten Dersim’de huzur var mı, umut var mı? Dersim’de mücadeleniz dışında umudunuz olan tek bir şey var mı? Sistemin Dersim’e dönük politikalarının boşa çıkması için lütfen gençlerimiz doğasına, kentine ve kendi mücadelesine sahip çıksın. Dışarıda mülteci olmanın ağırlıklarını ve zorluklarını çok iyi biliyoruz. Dışarıda mülteci olmaktansa Dersim halkıyla birlikte ezilmek, direnmek daha onurludur. Dersim halkının bu politikayı da boşa çıkacağına inanıyorum, gençlerimizin kendi topraklarında yaşaması için elinden geleni ortaya koyacağına inanıyorum. Huzur kentiyiz ama her gün intiharlar oluyor. Dersim’de de intiharlar oluyor. Niye büyük bir mutsuzluk var? Çünkü büyük bir işsizlik var. Dersim’de gençlerimizin nitelikli eğitim alması, çok iyi dereceler alması bile onların atanması için yeterli olmuyor. Çünkü kimliğinde “Dersimli” yazıyor.  “ diye konuştu.

‘GÜLİSTAN DOKU NEREDE’

Yaklaşık 4 yıldır kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun akıbetini soran DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

İHD: Metin Can ve Hasan Kaya’yı unutmayacağız İHD: Metin Can ve Hasan Kaya’yı unutmayacağız

“ Dersim’in her tarafı kalekol ve kamera iken Gülistan Doku nerededir sormak istiyorum. Onların kameraları sadece yurtseverleri, devrimcileri, mücadele edenleri çekiyor. Gülistan arkadaşımızın hala bulunmamasının sebebi Kürde karşı uyguladıkları politikadır. Gülistan bir Kürt kızıdır, yurtsever bir ailenin kızıdır. Onu katledenler onlardandır; katledilen ise bizden, yoksullardan ve emekçilerdendir. Katledilen bizden olduğu için umurlarında değil ama bizim umurumuzda olacaktır. Size söz veriyoruz. Gülistan’ı katledenlerle mücadele edeceğiz. Gülistan’ı katledenler bulununcaya kadar, yargı önünde hesap verinceye kadar mücadele edeceğiz. Vazgeçtiğimizi düşünmesinler, mafyaları da çeteleri de Gülistan’ı unuttuğumuzu düşünmesinler. Gülistan’ın katillerini bulacağız, onlardan hesap soracağız. Türkiye’nin birinci yüzyılının en iyi fotoğrafı Dersim’dir. Hak ve hukuk aradığı için Dersim’de büyük bir soykırım yaşandı. Köklerinden kopmadığı, kula kulluk etmediği, Alevilik inancına onurluca sahip çıktığı için Dersim’in yaşamadığı şey kalmadı. Türkiye'nin fotoğrafının da birinci yüzyılda Dersim’in yaşadığı zulüm ve faşizm olduğunu çok iyi biliyorum. Peki, ikinci yüzyıl nasıl olmalı? Dersim’den bir kez daha seslenmek istiyoruz. Katliamlarınız ve göç politikalarınız işe yarasaydı, bugün yüzlerce insan bu kongreye katılmazdı. İkinci yüzyıl tekrar katliamlar yüzyılı olmasın; Dersim’in inancının, Alevilik inancının yasal statüye alındığı bir yüzyıl olsun, barışa ve demokratik ortama zemin olsun. Kürdün dilinin yasaklandığı, TBMM’de bile bilinmeyen bir dil olarak geçtiği bir yüzyıl olmasın. Çok büyük bedeller ödedik, çok önemli değerlerimizi kaybettik ama ikinci yüzyılda kimse kaybetmesin. Bakın, daha dün bir çatışmada gencecik insanlar yaşamını yitirdi. Biz üzgünüz. Hiçbir genç yaşamını yitirmemeli. Kürt, anadilini konuşmasın; Alevi, inancını yaşamasın diye insanlar niye çatışsın, kavga etsin? Niye gencecik bedenler toprağa düşsün? Niye Türkiye ekonomisinin 800 milyar doları Kürt anadilini konuşmasın, anasını görmesin diye harcansın? O 800 milyar dolar Dersim’e, Kürdistan’a fabrika olarak, yatırım olarak uygulansaydı, Türkiye bölgenin ve Ortadoğu'nun model ülkesi olurdu. Devlet aklı Kürt düşmanlığıyla kafayı bozduğu için bu devlet Türkiye'nin kaynaklarının ne kadar yok olduğuyla, Türkiye halkının ne kadar yoksul olduğuyla ilgilenmiyor. Önümüzde yerel seçimler var. Biz de yeni bir kongreden çıktık. Dört ayda dört partiyle karşınıza çıkıyoruz. Bizimle ilgili değil. Dersim gibi inatçı ve kararlı olduğumuz, isim bulma ve yeni parti kurma yaratıcılığımız ortadadır. Adımızın HEP olmasının, DEP olmasının, DEHAP olmasının, HDP olmasının, HEDEP olmasının DEM Parti olmasının bir önemi yok. Biz hep bir isim buluruz, üç harfi yan yana getirebiliriz. Sanıyorlar ki parti ismi değiştirince vazgeçeceğiz. Parti binalarını kapatarak mücadeleyi bırakacağımızı sanıyorlar. DEM Parti’nin yapmış olduğu Dersim kongresinin ne kadar güçlü geçtiğini bir kez daha kanıtladık. Bu salondaki kararlılığı iyi görmeleri gerekir. Partimiz yeni bir parti. Milletvekili listelerimiz yenilendi. Bir kısım arkadaşımız tecrübelerini aktarmak için yeniden yönetimlere girdi. Parti Meclisimiz de büyük oranda değişti, gençleşti. Şimdi biz bu genç halimizle, genç yapımızla bir seçime giriyoruz. Seçime girmeden önce ben ve Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğlulları Kürdistan ve metropollerde örgütlü olduğumuz hemen hemen bütün kentleri gezdik. Halkımız bize, “Merkezi yöntemlerle yönetici atamayın, seçimlerde halk kendi adayını, kendini yönetebilecek insanları kendisi seçsin” dedi. Biz de Hakkari'de bir toplantıda söyledik: Hangi seçim olursa olsun karar verici halkımızın kendisidir. Meclis Grubumuzun performansını yakinen izliyorsunuz. Arkadaşlarımız genç olmasına rağmen geçmiş dönemin birikiminden yararlanarak onurlu bir duruş ortaya koyuyor. Parlamentoda o kürsüde sizin kızlarınız, genç kardeşleriniz var. Hiçbir dönem olmadığı kadar Alevilik diyoruz, Alevilerin eşit hakları diyoruz, cemevleri ibadethane statüsüne kavuşsun diyoruz. Kürtlerin anadili diyoruz, devrimcileri sahipleniyoruz. Açlık grevindeki yoldaşlarımızın yanında olduğumuzu söylüyoruz. Kürt meselesi çözülecekse Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalıdır diyoruz. Kürdistan diyoruz, Dersim diyoruz; ezilenler, emekçiler diyoruz. Ezilen, yoksul, işsiz, umutsuz, dilini ve kültürünü yaşamak isteyen insanların grubu olduk. Emin olun sizin desteklerinizle hem parlamentodaki mücadelemiz hem sistem karşısındaki mücadelemiz daha güçlü olacaktır. Dersim’i kazanmak, Rojava'da “Jin Jiyan Azadi” diyerek dünyaya örnek bir devrim ortaya koyan Rojavalılar ile dayanışma içinde olmak demektir. Dersim’i kazanmak, bedenini cezaevinde açlığı yatıran arkadaşlarımızla dayanışma içinde olmak demektir. Seyid Rıza ve arkadaşlarının onurlu geçmişine sahip çıkmak demektir. Dersim’i Dersimlilerle birlikte yönetmek, Kürt sorununun demokratik çözümü için bizlere önemli bir güç verecektir. İnanıyorum ki Dersim'de hiçbir dönem olmadığı kadar demokratik bir ortamda çok iyi sonuçlar alacağız. Ama bu sonuçları almak için inanacağız, adaylarımıza ve parti kurumlarımıza sahip çıkacağız. İl örgütümüzü yalnız bıraktığımız müddetçe sistem yönelir. Kaybettiğimiz arkadaşlarımızı savunmadıkça başka Gülistan Dokular olur. Yoksullukla mücadele etmediğimiz sürece gençlerimiz intihar eder. Doğamıza ve geçmişimize sahip çıkmadığımız sürece gençlerimiz mülteci olarak dünyanın dört bir yanına savrulur. Bu bilinçle ve toprağımıza, kimliğimize, partimize, yerel seçimlere sahip çıkacağımıza olan inançla partim adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Deniz Gezmişlerin, Mahirlerin, İboların, Mazlumların bıraktığı mücadeleye layık bir duruş içinde olacağız.”