Ama ne çare!

Kayıp zamanların derinliğinde, adeta kaybolmuş masumların çığlıkları yankılanırmış, bembeyaz gelinlikler giymiş dağlarında. Her karış toprağına iz bırakarak ve ardından yılları delerek taşırmış günümüze. Munzur taştan taşa vurarak başını ve hırçınlaşarak akmış zalimlerin çöllerine. Sevmenin rezilce bir korku olduğu bu yerde, hayat gazeller gibi dökülüyormuş, gülenlerin üstlerine. Mevsimler hakkını verirmiş mevsimliklerinin. Halkı yoksul ve hayatlarının, her alanında ünlemler varmış. Fakirliklerine rağmen, yoksullukları güneşe gülücükler atarmış.

        Garına varmamış bir trenin yolcuları gibi, ölümlerden gelip- ölümlere gidiyorlarmış. Ömürlerinde hırsızlar eksik olmamışsa da,  dünyanın zulmüne dayanmaya çalışıyorlarmış. Suskunlukları nara atarcasınaymış. Munzur'un coşkusu gibiymiş. Hırçın ve asi... Bakışlarında da yıldırımlar düşüren bir bekleyiş ve eskinin tortuları.

        Bir yer varmış, yıldızlar göğün maviliklerinde adeta sarkarmış. Orada yaşayanların gözlerinde gelecek, rengârenk çiçekler gibi görünüyormuş. Karanlık, aydın düşüncelilerden köşe bucak kaçarmış. Herkesin ağzında, mutluluk ve yaşam sevincini belirten türküler, uzunlamasına bir ömür sürüp gidermiş. Ancak sevda ve sürgünlere hapismiş yürekleri. Çığlıklarının sürgünlerinde yaşarlarmış adeta.

        Gel zaman, git zaman, kirli düşüncelilerin elleri uzanmış oraya. Rahatsız olmuş olsalar da kirlenmenin yaylım ateşine tutulmuş oldukları için,  nerede hata yaptıklarını düşünüp durmuşlar. Artık eski sevinçli ve neşeli günleri arar olmuşlar. Mevsimlerinin üstüne çöken hüzün ve acı, başka fırtınalar giydirmiş umutlarına. Bozgun yemişler her sabah ve yalnızlığında vurulmuşlar, Munzur'un yüzü kadar berrak görünümlü yüzlerden.

        Mevsimler gelmiş, mevsimler gitmiş ve yılların emanet bıraktığı ne varsa tartışılır olmuş. Olmuş ama düşmanları kına yakarmış müsait yerlerine. Telaşlı karanlıklarda gezinen yarasaların yarattığı korku büyüdükçe, günler kısalıyormuş bu güzelim yerde. Çareler aranmış, düşünceler, fikirler çıkmış ortaya. Yaslanıp gecelerin omzuna, sabahlar beklenir olmuş. Ama ne çare!  Kışın acımasız tipisine yakalanmış gibi; Bu coğrafyada hiç kimsenin kendisi olmasına izin verilmemiş olmasına, zihinlerin yozlaştırılarak devam edeceğinin tespitine karar kılmışlar.