• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 5 °C
  • Elazığ 11 °C
  • Erzincan 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 10 °C
  • Malatya 4 °C

YAS VE HÜZNÜN KENTİ DERSİM’DE SEYİD RIZA’NIN ACISI!

Yusuf Baran Beyi

  yazi_ic1-002.jpg

  Her toplumun mücadelesinde liderler ve kahramanlar vardır. Dersimin tarihinde de Seyid Rıza’nın isminin öne çıktığını biliyoruz.  Dersim’de sekiz yıl boyunca yaptığım çalışmada, canlı tanığından tutun da resmi belgelere kadar birçok ipucu, bilgi ve ifadelere ulaştım. Bu gerçeklerin ışığında; 1) Dersim’de isyan olmadığını öğrendim. (Oysa İç ve Batı Anadolu’da otuzun üzerinde ayaklanma ve isyan olmuştur. Hiç birinde katliam olmamış ve önderleri öldürülmemiştir)

  2) Dersim yaşlılarına söylendiği gibi “M. Kemal hastaydı” iddiasının tam tersine, Dersim katliamının her karar ve aşamasında M. Kemal’in imzası ve bilgisi vardır.

 3) Seyid Rıza, denildiği gibi devlete karşı silahlı bir mücadelede ısrar etmemiş, tam aksine devlet yetkililerine adeta yalvarırcasına, kanın dökülmemesi için birçok mektup göndermiştir.

   O zaman Dersim’de neden katliam oldu? Sorusuna verilecek bir tek doğru yanıt vardır. O da şudur; Cumhuriyet hükümeti Kızılbaş ve Kürt olan Dersim’i çıbanbaşı olarak görüyordu. “Bu müşkülenin kökünden hal olması gerekir”di.

    Bir Kızılbaş Kürt şehrine tahammül edemeyen Cumhuriyet yönetimi, neden Dersim’i kırdı? Dersim’de katliam mı yoksa soykırım mı oldu? Kara trenin vagonlarında batıya sürülenler, yollarda neler yaşadı? Kaç kişi öldürüldü, kaç kişi sürgüne gönderildi? Sürgün şartları neydi? Gurbet ellerinde Dersimlilerin başına neler geldi, geri kalanlar ne gibi zorluklar yaşadı? gibi konular ile ilgili yüzlerce kitap yazıldı, onlarca belgesel yapıldı. Tüm bunları ve S.Rıza’nın Erzincan’ın kurtarılmasında üstlendiği rol ve Osmanlı paşaları tarafından verilen rütbe, takdirnameleri de bir yana bırakıp, şimdiye kadar sır gibi saklanan M. Kemal’in S. Rıza’yla görüşüp görüşmediği konusunu belgelerle anlatmaya çalışacağım.

   Bu durum beni yıllarca meşgul etti. Onun için her baktığım belgede bunun izlerini aradım. Ancak birçok belgeyi ve tanığın anlatımını yan yana koyduğumda bir sonuca vardım. Sözü fazla uzatmadan ilgili açıklamayı Bırcabelek dergisinde takip edelim;

M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’te Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar….” Bu bilgiler, İ.S.Çağlayangil’in anılarında mevcuttur.

    Gerek İstihbaratçı M. Ali Doğaner’in* gerek diğer tanıkların anlatımlarında M. Kemal’in o gece Elazığ Tren istasyonunda olduğu, büyük bir ihtimalden öte bir gerçeğe dönüşüyor.

   Aynı dergiye devam edelim. “En başta, görüşmenin gizlenebilmesi için gece yapılması gerekmektedir. Görüşme yapıldıktan sonra da Sey Rıza’nın görüşmeyi kimseye anlatmadan idam edilmesi şarttır. O nedenle idamların gece yarısı yapılması için hukuk dışı her türlü yöntem uygulanmış ve netice alınmıştır…” denilmektedir.

  Konuya açıklık getiren en önemli belge Kemal Zeki Gençosman’ın anlatımında görmek mümkündür. Bakın Gençosman M. Kemal’in Elazığ’a gelişini nasıl anlatıyor?

  “… Rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün( Gölcük gölü) kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde, Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şendi yüzü. Hazar Gölü adını Atatürk Koydu”( Kemal Zeki Gençosman/Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

yazi_ic-003.jpg

Gölcük’te sabah yemeğini yiyen ekip, onca yorgunluktan sonra, hayran kaldığı gölün kenarında istirahata çekildiği anlaşılmaktadır. Zaten  Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında Atatürk yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tetkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün treni saat 14.10’da(15 Kasım 1937) Maden’e varmıştır. haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.

  15 Kasım 1937, sabah saat 11 sıralarında Gölcük/Hazar gölünün kenarında kahvaltı yapan M. Kemal, 14 Kasım 1937, saat 14’te Malatya’dan hareket ettiğine göre, o gece nerdeydi? Tüm bu emareler M. Kemal’in o gece Elazığ tren garında olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. S. Rıza’nın kaldığı cezaevi ile idam meydanının arası on adımdır. S.Rıza’nın bir aracın içinde bekletilmesi ayrı bir soru işareti olduğu gibi, geleneksel idam kurallarına göre, önce liderler asılıyor. Ancak oluşan bir gecikmeden dolayı, S. Rıza’nın infazı en sona kalıyor. Bu işin bir tarafı, biz M. Kemal ile S. Rıza’nın olası görüşme anını okumaya devam edelim.

Seyid Rıza’yla yapılan görüşmede M. Kemal Şayet benden af dilersen, seni ve arkadaşlarını affederim. deyince, Seyid Rıza, “Benim devlete karşı herhangi bir kusurum olmadı. Suçlu değilim ki af dileyeyim.” Diye yanıt verir. Bunun üzerine M. Kemal görevliye eliyle işaret edip “ Götürün.” Diyecekti. Görevli, Seyidin koluna girip kapıya doğru ilerlerken, Seyid Rıza aniden geri dönüp; “Ben sizin hile ve yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun dedikten sonra, mağrur bir şekilde yürümeye devam eder. Şayet Seyid Rıza özür dileseydi itibarsızlaştırılacaktı. O sabah gazetelerde “Şaki başı/Sergeder Ata’nın ayaklarına kapanıp af diledi diye manşetler atılacaktı. Böylece görüşme deşifre edilecekti. Ancak Seyid Rıza’nın kararlı tutumu buna izin vermedi. Seyid Rıza’nın duruşu bununla sınırlı olmayacaktı. Darağacına yürürken celladına; “Sen bunların günahına ortak olma, çekil.” Diyecek ve kendi idamını gerçekleştirmeden önce, karanlığı ve yürekleri parçalayan, o sözleri, düşmanın tüylerini diken diken edecekti.

 İhsan Sabri Çağlayangil, o gün anılarına şöyle bir not düşüyor;

 “Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu, etrafta kimse yoktu. Ama Seyid Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Kerbela evladıyız. Hatasızız, günahsızız. Bu ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Diye bağırdı. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi omzuyla itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.”

   Pür-u pak bir inancın Seyid’inden bir ‘şaki-sergeder’ yaratan o günün devleti, hukuksuz bir şekilde idam edilen Seyid Rıza’nın, şimdiye kadar bilinmeyen mezar yerini Dersim halkı öğrenmek istiyor. Ancak aradan 78 yıl geçmesine rağmen, Seyit Rıza’nın mezar yeri sırrını koruyor.  Bunun sebebi herhalde kırmızı kitapta yazılıdır. Kendi kutsallarına büyük hassasiyet gösteren hükümet ve devlet, nasıl ki Kürtlerin varlığını ve dilini yok sayıyorsa, aynı şekilde hassasiyetlerini de göz ardı ediyor. Devletleşen AKP hükümeti, Kürt çocuklarına ait mezarları bombalamayı ve Kürtlerin ölülerinden korkmayı bir yana bırakıp, şimdiye kadar yapılan ve yapmış olduğu katliamlarla yüzleşip, gereken adımları atmalıdır. Onun için Türk yetkilileri, kan dökmeyi bırakıp, kanla yazdıkları tarihle, bir an önce yüzleşmelidirler. Yoksa kutsallarımızın mezar yerlerini göstermekten korkan bir zihniyet “Kürt sorununu çözüyorum”un ve de Dersim katliamı için içi boş “özür” ün hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Bu katliamlardan dolayı yas ve hüznün kentine dönüşen Dersim’de Seyid Rıza’nın yürek acısı, aradan 78 yıl geçmesine rağmen bigünah olarak biliniyor ve onun için halen gözyaşı dökülüyor, onun başına yeminler içiliyor. Seyidin “Evladı Kerbelayız, bihatayız, bigünahız, ayıptır, zülümdür, cinayettir.” Sözü, o topraklarda akan Munzur, tapılan Düzgünbawa dağı gibi bir gerçeğe, adeta bir inanca dönüşüyor.Formun Üstü

 Bu hüzün ve ibret dolu anlatıdan sonra, günün anısına dair son söz şiirin olsun.

“….Safran rengine büründü gece./ Ve bir an feri söndü gözlerimin./ Zulmün hançeri saplandı yürek biçare!/ Tene dokundu ip, ah! Dedi dağ ve gül./ Ay şavkı ne ki/ gün sıcağı ne ki/ Zerdüşt’ün kutsal ateşidir anlımızdaki.” **

*(1937/1941 yıllarında Dersim Bölgesinde Ragıp Gümüşpala ile çalışmış,  istihbaratçı Doğaner, 103 yaşında Konya’da vefat etmiş. Aynı şekilde İdam sırasında Elazığ’ta bulunmuştur.)

**Şiir: Yusuf Baran Beyi

Bu yazı toplam 1504 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim