• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 5 °C
  • Elazığ 11 °C
  • Erzincan 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 10 °C
  • Malatya 4 °C

TÜRK SORUNU VE MUTEBERSİZLEŞTİRİLEN “ KARDEŞ”LİK

Yusuf Baran Beyi

  Yazıma taziye evinde bir Kürt’ün sitemiyle başlayayım. “Selahattin Eyyubi’nin, Alpaslan’ın yardımına koşanlarının ve Osmanlı’ya akıl hocalığı yapan İdrisi Bitlisi’nin kemikleri sızlasın. Gidip şu Türklerin yardımına koşmuşlar. Kılıçlarıyla Orta Asya’dan gelip, şu kadim Mezopotamya ve Anadolu halklarının başına bela oldular. Şimdi de Kürtlere en büyük düşmanlığı Türkler yapıyor.” Kürt’ün tarihten devraldığı hayat serüveni, bugünün trajedisiyle birleşince, karşımıza yakıcı bambaşka bir gerçek çıkıyor. Şimdi bu kompozisyona bakıp, meseleye “Kürt sorunu” diye adlandırmamız acaba ne kadar doğrudur?

  Tarihin derinliklerini eşmeye gerek yok. Şu iki ayın içinde Kürt’ün başından geçenlere bakıp, bu ülkede kimlerin sorun yarattığını görmemek için kör ve vicdan yoksunu olmak lazım. 40 yıldır soruna “Kürt sorunu” tanısını koyup, hep Kürt’ün canına okudular. Dolayısıyla Kürtler, bu problemin kıskacında preslenip, kan deryasında debelenip durdular. Kadın- erkek ve hatta kundaktaki bebekleri bile öldürüldü. Evlerini başlarına yıktılar, dağını taşını savaş uçaklarıyla bombaladılar. Savaşın zulmünden batı illerine kaçan Kürt, vebalı ve belalı bir mahlûkat olarak etiketlendiği için, Kürt’ün infazı da mubah görüldü. Yetmiyormuş gibi her türlü uyuşturucu, gençlik iksiri olarak gençlerinin önüne konularak, Kürtlerden kurtulma yolu olarak görüldü. Dolayısıyla Kürt her zaman sorun olarak görüldü. Sorunun adına da “Kürt sorunu” dendi.

 Yıllarcadır yanlış tanı konulan bu ‘sorunun’ çözümü için Kürtlere büyük bedeller ödetildi. Bu yetmiyormuş gibi Kürt’ü paralize eden ve hatta köleleştiren bir kavram olarak kullanılan “Kürt kardeşliği” üzerinde, Kürt’ü bir ‘hizmetkâr’ olarak görüp kullandılar. Bir taraftan, öldürücü eli en kanlı şekilde faaliyet yürütürken, diğer yandan bu coğrafyanın en değerli kavramı olan “kardeşlik” söylemini dillerinden düşürmediler. 15 Eylül 2015 günü Taraf gazetesinde yayımlanan yazımda şunu belirtmiştim; “ Savaş lobisinin muktediri, bir taraftan Kürt halk topluluğunun kovanına çomak sokarken, diğer yandan üstün kimliğin kibirli ve muteber mensubu olarak, Kürt kardeşliğine dair cümleler kurması, beni fena hâlde korkuttu. Çünkü bu ülkede muktedirler tarafından ne zaman kardeşlik cümleleri kurulduysa, Kürt’ün kafası kesildi ve kanı döküldü. Kürt’ün kanı oluk oluk toprağa akarken ve aynı dili konuşmazken, nasıl kardeş olduklarına şaşırmıyor değilim? Acaba halen “kardeş” miyiz?” diye sormuştum.

  Sermaye sahibi ensesi kalın kuruluşların Ankara’da düzenlemiş oldukları “teröre hayır kardeşliğe evet” mitingi, tamamıyla beni korkutan o sosyolojinin sözde “kardeşlik”  kavramından başka bir şey değildi. O miting, savaş lobisinin gerçek yüzünü örten, günahı kendisinde menkul bir örgütlemenin yansıması olarak yerini aldı. Görüntüsü ve değindikleri konular baştan sona kadar bu ülkede yaşanan gerçeklerden uzak, vebalı büyük ve içinde derin bir insafsızlık barındıran, günahkârı kurtarma hamlesi olduğu, kullandıkları objeler ve kurdukları cümlelerde yeterince sırıtıyordu. Tarihin labirentlerinde, o bayrağın görüntüsü altında Kürt’e ne çok ölüm bahşedildi. O kan kırmızı örtünün altında, Kürt ne çok can verdi. O sembollerin gölgesinde, Kürt aydınları ne çok yitip gitti.

  Sıhhiye meydanındaki kırmızılık, Kürdistan’da dökülen Kürt kanına nasıl dönüştüğünü, bu ensesi kalın, karnı tok sermayedarlar, o bayrağın yanında kardeşliğin değil, Kürt’ün algı dünyasında bir “düşmanlık” duygusunu yaratacağını bilmiyorlar mı? (Bir de Sıhhiye mitingi ne kadar sadakatli bir miting olduğunu gördük. Sosyal medyaya düşen Sıhhiye’deki ‘bayrak çöplüğü’ görüntüleri, gelenlerin bayrak ve kardeşlik duygularını ortaya koymaya yetti.) Kürdistan’da acılar yürek yakarken, batıda dökülen Kürt’ün kanı yerde daha kurumamışken, “Kardeş”likten söz etmek ne kadar gerçekçi ve ikna edici olur? Batıda Kürtlere ve onun partisine yapılan saldırılardan ve başta Cizre olmak üzere Kürdistan’da sivil insanlara(Çocuk ve bebeklere) yönelik katliamlardan söz edemeyen bu ‘muteber’ kuruluşların yaptıkları vicdanlarda sorgulanacaktır. Öldürülen insanların cenazelerine bile izin vermeyen DAİŞ barbarlığını andıran vahşi bir zihniyet için bir tek cümle kuramayan bu “kardeşlik” söylemi, artık fena halde Kürtlerin canını acıtıyor.

   Soruyorum; HDP’nin büroları yakılıp yıkılırken, köle gibi çalıştırdığınız Kürt işçilerine linç girişimleri gerçekleşirken nerdeydiniz? Üstelik bu saldırıların kim/kimler tarafından örgütlendiğini bildiğiniz halde. Sofralarınıza, Kürt işçinin de alın teri olduğunu bildiğinize göre, kurucuları ve amacı belli tahkim edilmiş meşum Osmanlı Ocakları, yanı başınızda Kürtleri linç ederken, o lokmaları nasıl yutabildiniz?   Mutebersizleştirip Kürt’ün önüne koyduğunuz “kardeşlik” kavramının bir kıymeti harbiyesi kaldı mı?  O günlerde Kürt’ün yaşamış olduğu acılar neden hiç aklınıza gelmedi ey Memalik-i mahrusa-i şahanenin muteber zevatı, ey zalim muktedirlerin ameline teşne olanlar?

Bu yazı toplam 890 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim