• BIST 106.239
  • Altın 160,342
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 6 °C
  • Elazığ 10 °C
  • Erzincan 5 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 12 °C
  • Malatya 8 °C

Tunceli Üniversitesi ve bilimsel paradigmalar!

Erdoğan YALGIN

Etimolojik kökeni Fransızca’daki  “Université“ sözcügüne dayanan Ünivesite tanımları arasında birçok önermeler bulunmaktadır. Fakat ilk Çağ felsefecileri sayılan Eflatun/ Platon (MÖ.427-347) ve Aristo (MÖ384-322) tarafından; “hiçbir siyasi-politik ve dinî baskı unsuru“ olmadan öğrencileri ile “sevgi (Philia)“ kavramıyla ortaklaşan “evrensel bilginin bilimi“ anlamına gelen felsefik düşüncelerin tartışıldığı “yer“ olarak tanımlanmıştı. Osmanlı’da ilk üniversite İstanbul‘da, Avrupa tarzında kurulan Dar-ül Fünun’dur. 1933 yılında reforme edilen “Dar-ül Fünun“ adı, “İstanbul Üniversitesi“ne çevrilmişti. 2015 yılı itibariyle Türkiye’de 190 üniversite bulunmaktadır. Bunların 114'ü devlet üniversitesi iken, 76'sı ise vakıf üniversiteleridir. Üniversitelerin ve üniversitede ders veren hocaların birinci temel görevi, hiçbir siyasi-politik ve dinî baskı unsuru altında kalmadan, felsefi boyutta öğrencilerine evrensel sevgiyi aşılamakla birlikte, bilimsel paradigmaları (değerler dizisi) kavratmak ve araştırarak yaymaktır. Ama maalesef, 12 Eylül askeri darbesiyle bu örgün eğitim alanında yaşanan kırılmalarla birlikte geldiğimiz noktada, üniversitelerin “siyasi-politik ve dinî baskı unsuru altında“ iktidarın arka bahçesi konumuna getirilmiştir. Bunun en son yansımasını; barış için imza veren akademisyenlerin nasıl derdest edildiklerini, siyasetçiler tarafından nasıl da acımasızca hakaretlere uğradıklarını, haklarında soruşturmaların açıldığını ve görevlerine son verildiğini hep beraber gördük. Toplumda, üniversitelerin bilim yuvası olduğu gerçekliğine olan inanç, her geçen gün biraz daha azalmaktadır. İşin esası; Cumhuriyet döneminde üniversiteler hiçbir zaman birer bilim yuvası olmamıştır. Zira bu üniversitelerde “yeni bilgi edinmek için kullanılan bilimsel yöntem“ yerine; “siyasi-politik ve dinî baskılarla“ hayata geçirilen “tekçi zihniyet“ hep hakim kılınmıştır. Bunun en son örneği ise 2008 yılında kurulan Tunceli Üniversitesinde yaşananlardır.

Tunceli Üniversitesi’ne bağlı olarak “Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Enstitüsü“ adıyla bir enstitünün kurulması için Üniversite senatosunun, YÖK için hazırladığı bir metin üzerinde, son günlerde, bizim de katıldığımız medyada bazı verimli tartışmalar (16.02.16) yürütüldü. Yapılan eleştiriler üzerine Üniversite senatosu, hazırladığı birinci metinden bazı bölümleri çıkararak, yeni bir metin hazırladığını (18.02.16) kamuoyuyla paylaştı. Söz konusu birinci metin 2605 kelimeden oluşurken, bundan 517 kelime çıkarılarak, ikinci metin, bazı eklemelerle birlikte 2034 kelimeyle yeniden hazırlandı. Peki ilk metinden çıkarılan bu bölümler nelerdi? Sorusuna verilecek cevap; bir üniversite için oldukça vahim noktalara işaret etmektedir. Aslında bir doktora çalışması niteliğinde olan ilgili metinin tümü üzerinde ciddi bir inceleme yapılacak olsa, bu metini kaleme alanların ve onay verenlerin akademik konumları tartışmaya açılır! Zira ilgili metinde; “Akademik, bilimsel araştırmalar“ adı altında, genel anlamıyla Aleviliğin, özgün antik yapısıyla Dersim Réya/ Raa Haq inancının içinin nasıl boşaltılacağı öngörülmektedir.  Özünden koparılmış inancın, boş çerçevesi içine devlet dini haline getirilmiş resmi İslamiyet’in ve Türkçülüğün esaslarının nasıl yerleştirileceği stratejik olarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla söz konusu Üniversitenin hazırladığı bu metin, Osmanlıların ve genç Cumhuriyetin onların deyimiyle “Dersimli Kızılbaş Ekrâd/Kürtler“ için hazırladıkları lahiya/ raporları andırmaktadır.  Yeni metinde yer verilmemiş olsa da eski metinden çıkarılan ilgili bazı bölümler, bunun en bariz kanıtıdır.

“Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Hoca Ahmed Yesevi düşün-inanç geleneği adına önemli etkinlikler göstermiştir… Karşılıklı olarak toplumumuzda bir birlik ve beraberlik vurgusu işlenmeli ortak noktalar üzerine yönelinmesi ortak kazancımız olacaktır. Alevi-Bektaşi gerçeğini gerek yurt içinde gerekse yurtdışında suiistimal eden grup ve kurumların varlığı ortadadır. Bu bağlamda niyeti yanlışlar üzerine kurulu bu kişi ve kurumlar muhatap alınmamalıdır. Özellikle İslam dini, Müslüman kimliği ve Anadolu vurgusu olmazsa olmaz olmalı bu zeminde çalışmalar sürdürülmelidir... Bu değerin Anadolu’nun temel değeri olduğu ve vazgeçilmez parçası olduğu gerçeğini temel alarak bilimsel çalışmalarla toplumumuzun birliğini ve beraberliğini teşvik etmeli, Anadolu’da varlığımızı sonsuza taşımak milli sorumluluğumuz olmalıdır“ 

Oysa asırlardan beri yaşatılan Dersim merkezli Réya/ Raa Haq itikatının başlangıç noktası; 13.yüzyıl değil, ortak hafızanın felsefik düşünde “önsüz < kal u belâ“dan beri varlığı beyan edilmiştir. İnancımızın, hatta Anadolu’nun bile tarihsel ve felsefi boyuta Ahmet Yesevi (1093-1166) ile hiç bir ilişkisi kanıtlanmamıştır! Aşağıda vereceğimiz tarihlerden de bu gerçeklik kolayca anlaşılacaktır! Buna karşın Babailerin (1240, Baba İshak, Baba İlyas, Şeyh Gargın…) ve Hacı Bektaş Veli’nin de (1209-1271) süreğini tuttukları Bağdat ekolünün güçlü temsilcilerinden Filozof Pirépiran Ebu’l Vefâ-i Kurdi’nin (925-1017) inanç dizgeleriyle, ocak (dergâh/okul) yapılarıyla inancımızın hak yolu, özenle çizilmiş ve günümüze kadar getirilmiştir. İnancımız, Anadolu’dan çok bir Mezopotamya yaratmasıdır. İslamiyet’ten (m.7.yy) çok önceleri, antik çağlardan (en az MÖ.3000) günümüze kadar, Kürt klanlarıyla birlikte süzülüp gelmektedir. Yol erenlerinin, batıni dâilerinin İslamiyetle olan ilişkisi, daha çok Kerbelâ (m.681) vakâsıyla birlikte, mazlumdan yana, zalime karşı tavır almalarıyla şekillenmiştir. Safevilerle (16.yy) birlikte Ehl-i beyt kültü, inancın varolan Kurmanci/ Kırmacki teolojik kavramları üzerine setr edilmiş, giydirilmiştir. Yine metindeki “Toplumun birlik ve beraberliği, milli sorumluluk“ gibi kavramların, aslında resmi akademisyenlerin “olmazsa olmaz!“ can alıcı istemleri olduğunu, belirtmeye bile gerek yoktur!  Netice itibariyle; Dersim merkezli Réya/ Raa Haq itikatı bazında, kıssadan hisse kablinde sunduğumuz bu tarihsel gerçeklik ışığında hareket etmeyen hiçbir araştırmanın, akademik ve bilimsel bir sonuçla karşılaşması asla mümkün değildir! Kaldı ki; 1990‘dan beri, Alevi-Bektaşi alanında “bilimsellik“ adı altında yapılan neşirlerin çoğunun, “bilimsel olmayan, gayri-ciddi, ideolojik ve ırkçı“ yaklaşımlı yayınlar olduğu tespiti yapılmıştır.

 

Bu yazı toplam 1304 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim