• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Tunceli 2 °C
  • Elazığ 0 °C
  • Erzincan 1 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 6 °C
  • Malatya 2 °C

TİCARİ YORUM

Yüksel GÜLEÇ

George Orwell romanlarını bilmeyen yoktur. En azından bir romanını okumadıysanız şu anda durmanız hatadır. En yakın kitapçıya koşup bir kitabını alıp hemen okumaya başlayın. Zaman kaybetmeyin. Çoğu insan Orwell’ in 1984 isimli romanını okuduğunda içinden “vay be sanki bugünleri yazmış” demiştir. 1948’ de bitmiş olan romanın ismini de 2 rakamın yerini değiştirerek 1984 yapmış, sanki gelecekten kehanetler yazmıştır. Bu romanda okuduğunuz birçok bölümü halen yaşıyormuş hissi uyanır içinizde. En iyi romanı bu zannedersiniz ama buna denk bir hikayesi daha vardır. “Hayvanlar Çiftliği”

İnsanların zulmünden bıkmış hayvanlar bir gün başkaldırırlar ve çiftliği ele geçirip kendi kendilerini yönetmeye başlarlar. Başta bütün hayvanlar eşittir. Zaman ilerledikçe bazı hayvanların daha fazla eşit olduğu çıkar ortaya. Diğer hayvanları yöneten domuzlar geçmişi unutturur ve kendilerinin de nerden geldiklerini unuturlar. Bir gün onlarda eski efendileri insanlar gibi efendi olur ve onlarla aynı masaya oturup yer içerler.

Peki diğer hayvanlara ne oldu dersiniz. Onlar karşılığı alınmayan emek cehenneminde köleliklerini sürdürmeye ya da tek tek yok olmaya devam ettiler.

Bir masal arkasında, birçok gerçeği barındıran mükemmel bir yapıttır “Hayvanlar Çiftliği”. Arkasında anlatılan gerçekler Orwell’ ın diğer hikayelerinde olduğu gibi tokat gibi çarpar yüzümüze. İşte İstanbul da mali müşavirler odasında Orwell’ ın bir hikayesinin neredeyse bir benzeri yaşanıyor. Orada da bir seçimle başlamıştı her şey. Kendilerini yönetmeleri için kendileri gibi meslek için çarpışan meslektaşlarını başa getirmişti mali müşavirler, tam 26 yıl önce. Her şey meslek onuru, eşit rekabet ve verilen emeklerin karşılığının alınması içindi. Bunun için bir oda kuruldu, binalar yapıldı, çabalar gösterildi. Elbette ilerleme kaydedildi. Hani derler ya “az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de baktık ki bir arpa boyu yol gittik” işte bizimki o hikaye. Çok şeyler yapıldı. Ama yurt dışındaki bir mali müşavirin gördüğü saygıyı bir damla olsun göremiyoruz. Emeklerimizin karşılığı olan paraları tahsil edemiyoruz. Müşterilerimiz itiyor, maliye dövüyor, SGK bakmıyor, TUİK saldırıyor, ne kadar bürokrat var ise bizleri 2. Sınıf vatandaş gibi görüyorlar. Bunlar da yetmiyormuş gibi bize destek çıkması gereken bizlerin seçtikleri “önce evlerinizin önünü süpürün diye” bizleri azarlıyor. Demokrasi lafını dillerinden düşürmeyip, 26 yıl bir iktidar nasıl gider, sormak lazım. Eleştirdikleri siyasi partiden bile on yıl daha fazla iktidarda olmak nasıl bir duygu acaba? Mevcut yönetimin iyisi ve kötüsü ile devirdiği 26 yıl sonunda seçilmiş başkanımızın yanına maalesef ikinci bir resmi asamadık. Bu tip kurumlarda yıllar boyunca başta kalan yöneticiler kurumun zaman içinde körelmesine neden olur. Hizmet etmesi gerekenlere gerekli hizmeti veremezler ve bir zaman sonra herkesin şikayet ettiği bir mekanizma haline gelirler. Ne devlet memnun edilir, ne de hizmet edilen meslek mensuplarını memnun edebilirler. Odamızın durumu şu anda birçok işçi sendikasının durumuna dönmüştür. Bir fark yoktur.

Mevcut yönetimin tamamen kötü olduğunu hiçbir zaman iddia etmedim ama zaman içinde oluşan körlüğü görmeleri lazım. Benim amacım gerçeklik aynasını herkesin yüzüne tutmaktır. Oluşmuş olan körlükleri yok etmektir.

Hani derler ya hem nalına hem mıhına vuruyor diye, biraz da diğer gruplar hakkında konuşalım. Mevcut yönetimi tahtından sarsmaya çalışan diğer grup yine aynı grubun içinden çıkan yol arkadaşları. Şu anda yarıştıkları kulvarlarda bir zamanlar omuz omuza koşarken, anlaşmazlık neticesinde rakip olarak seçimlere girecekler. Demokrasilerde bu normaldir ama sırf iktidar için bu işi yapıyorlar ise meslektaşların bunu görmesi lazım. Bu grubun ve yine aynı şekilde ayrılmış diğer küçük grupların söylemlerinde farklılık aramaktayız. Şu ana kadar farklı gibi görünen ama pekte farklı olmayan söylemlere rast geldik. Değişim isteyen grupların mesleğe yapacakları katkıları net bir şekilde duymak isterdik oysa.

Değişim iyi bir şeydir. Zaman içinde değişmeyen tek şey değişimin kendisidir denir. Şu zamana kadar değişim isteyen grupların söylemlerinde yapacakları katkıları açık seçik olarak görmek isteriz. Mevcut yönetim bunu yapmış, bunu etmiş, meslektaşlarımızın ilgilendiği konular bunlar değildir. Mesleğin nasıl iyi bir duruma getirileceğini öğrenmek istiyoruz. Kamu kurumlarının, müşterilerin ve hatta toplumun karşısında nasıl saygın bir duruma getirilecek bunları duymak istiyoruz. Birbirlerini iten kakan konuşmalar meslektaşları ilgilendirmiyor.  Bu söylemler devam ettiği zaman eski bir reklam sloganı aklımıza gelmekte “Yok aslında birbirimizden farkımız,  ama biz Osmanlı Bankasıyız”. Evet, konuşmalar meslektaşın istediği yönde olmazsa bu grupların kim olursa olsun bir farklarının olmadığını, kim seçilirse seçilsin düzenin aynı hamam aynı tas olarak gideceğini düşünürüz.

Yönetime şu an ortak olan diğer grubunda mevcut söylemlerinden farklı bir şey çıkarmayacaklarını tahmin etmekteyiz. Farklı bir şey söyleyecek olsalardı bu zamana kadar yönetim kurullarında aldıkları huzur haklarına itiraz ederek başlamaları gerekirdi. Ama bu konuda yönetim kuruluna girdikten sonra hiç sesleri çıkmadı.

Son söz meslektaşlara; oyunuzu kullanırken söylenenlere dikkat edin kim olursa olsun, yönetime gelenler mesleğin ve meslektaşların menfaatleri için gelmektedir. Kendi menfaati için orada olmak isteyenleri görün ve oyunuzu ona göre kullanın.

Unutmayın körü körüne kullandığınız oylardan sonra şikayet etmeye hakkınız yok. Şikayetlerinizi dile getirin ve mücadele edin. Bu oda hepimizin, binası, her odası, her çalışanı meslektaşlarımız için ve onların alın teri ile kazanılmış parası ile var. Odamızı sonuna kadar savunmazsak bir gün oralarda sırça saraylar inşa etmiş insanların eline veririz.

Sonrasında aynen Hayvanlar çiftliğinde olduğu gibi çiftlik evinin penceresinden çiftliği yönetenlerin nasıl değiştiğini dehşetle izleriz ve sesimiz çıkmayarak, karşılığı alınmayan emek cehenneminde köleliklerimizi sürdürmeye ya da tek tek yok olmaya devam ederiz.

Bu yazı toplam 2566 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim