1 1
  • BIST 123.556
  • Altın 297,261
  • Dolar 5,9355
  • Euro 6,5867
  • Tunceli -3 °C
  • Elazığ -5 °C
  • Erzincan -2 °C
  • Ankara -4 °C
  • İstanbul 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Malatya 1 °C

PAYİDAR

Mehmet PEKDÜZ

       Bilgesu Erenus’un yazdığı bir romandır Payidar. Erenus, daha önce Nereye Payidar? Adında bir oyun yazmıştı. Toplumsal konulara karşı duyarlı olan insanlar, oyunun oynandığı zamanlarda uzun süre Nereye Payidar? Sözünü dillerinden düşürmemişlerdir. Bu sözün yaygınlaşmasında tanınmış müzik insanları Timur Selçuk ve Çiğdem Talu’nun aynı adlı müziklerinin de payı vardır. Bilindiği gibi müzik, insanların toplumsal konulara daha duyarlı hale gelmesinde önemli bir etkendir.
Bilgesu Erenus bu oyununu bir de roman olarak anlatmayı denemiştir. Payidar romanı okunduğunda oyunu kadar başarılı olduğu görülecektir.
     Romanın konusu işçilerin bir direniş çadırında geçmektedir. Kahramanlar Payidar kız, Dursun Ali, Savaş, Barış, Süheyla, Ayla ve Haluk’tur. Adı geçen kahramanlar kendi aralarında sorunlarını konuşmakta ve tartışmaktadır. Bu konuşmalarda kahramanların kendi yaşamları gözümüzün önüne gelmekte. Hepsi bir işletmede çalışmaktadır, işletme yöneticileri tarafından çok sık denetlenmekte ve göz açtırılmamaktadır. Çalışanlar kendilerini sıkı bir cendere içinde hissederler; kendilerine ayıracakları zaman çok sınırlıdır. Bu sınırlı zamanda kendilerini geliştirebilecek fırsatları da olmaz.
     Burada her şey işletmenin yararına olarak düzenlenmiştir, üretilen malların satışı artırılmalıdır. Müşteri memnuniyeti işyeri için her şeydir. Çalışanlar güzel giyinmelidir, müşteri karşısında somurtmamalıdır, her daim gülümsemelidir. Bu istenilenler her çalışanın yapabileceği, üstesinden gelebileceği bir şey değildir.
     İşletme yöneticilerinin bu buyruklarından sıkılan, bazen dikleşenlerde çıkar. Bu dikleşenlerin zamanla başka çalışanlara da örnek olabileceği kaygısı içindedirler, işletme yöneticileri. İş yerinde haksızlılıklar karşısında boyun eğmeyen, örgütlenmeye çalışanlar da olur. Bunlar fark edilince kapının önüne konulur. Çalışanların bir araya gelmesi, sorunlarını tartışıp değerlendirmeleri, hak ve adalet arayışları engellenmeye çalışılır. Türlü oyunlarla çalışanların kendilerine yabancılaşmaları için ne gerekiyorsa yapılır. İşletme yöneticileri tarafından çalışanların yaşadıkları sıkıntılar görmezlikten gelinir. Çalışanlar sorunsuz olarak düşünülür, sorunlarıyla iş yerine gelmemeleri istenir onlara sürekli söylenen “sorunlarınızı dışarıda bırakın öyle gelin” denir. Bunun mümkün olmadığı direniş çadırında konuşulur, işçiler tarafından değerlendirilir. Bu tartışmalarda işverenin bakışı ile çalışanın bakışının aynı olmadığı ortaya konulur. Çalışanların tartışmalarında yavaş yavaş sınıfın yanında olma isteği ortaya çıkar. Çalışanlar için emekçi sınıfın yanında olmak, bu yolda uğraş vermek , yaşamsal bir değer taşır.
    Romanın kahramanlarından Dursun Ali aralarında en deneyimli olanlardandır. Dursun Ali direnişlerde, hak alma mücadelelerinde en önde olmasa da kavganın göbeğindedir. Sendikal mücadelenin içinde olanlardan bazıları Dursun Ali’yi küstürürler, içine kapanmasına neden olurlar. Dursun Ali her şeye karşın kavgadan ayrı durmaz.
    İşletmede çalışan Savaş, Barış, Haluk kendilerini doğrudan mücadelenin içinde bulurlar. Yaşam bu doğrultuda yürümeleri için elverişlidir. Çalıştıkları yerde örgütlenmenin tamamlanması, çalışanların birliğinin sağlanması, mücadelenin başarıya ulaşması için ellerinden geleni yaparlar. Mücadelenin içinde zaman zaman hatalar da yapılır. Bu hataların giderilmesi, düzgün adımların atılması önemlidir. Deneyimli işçi Dursun Ali uyaracak olur, tepkiyle karşılaşır: Hatta pasiflikle suçlanarak küçümsenir, önemsenmez. Oysa Dursun Ali gibi insanların birikimlerinden yararlanılmalı, deneyimleri yabana atılmamalıdır. Dursun Ali’nin önemi hemen anlaşılmaz, mücadelenin seyri içinde ortaya çıkar.
    İşletmede kasiyer olarak çalışan Süheyla’nın davranışları, kendi haklarının bilincinde olarak hareket etmesi,  kuşkuları üzerine çeker. Süheyla sonunda işten atılır. Yerine Payidar getirilir. Süheyla’nın eşi Haluk da sendikanın örgütleyicilerindendir, onun da durumu iyi değildir, işten çıkarılacaklar arasındadır. Bu duruma düşen insanların hallerini bir düşünün. En temel ihtiyaçlar giderilemez, sıkıntılar birbiri arkasından sökün eder. Bu durumdan çok bunalan Süheyla ile eşinin şiddetli kavgalara giriştikleri de olur. İşte insanların başına gelebilecek en büyük düşman “işsizlik” başlarına gelmiştir. Çok zor bir şeydir, ancak çekenler bilir.
    Payidar da bu iş yerinde çalışmaktadır; iş yerindeki sendikal mücadeleden haberdar olmasına karşın mücadelenin dışında kalmaya çalışır, herkes direnişteyken,  o işinin başında olur. Payidar mücadeleden yan çizerek rahat edeceğini sanır. Arkadaşlarından uzak durur, onların karşısında yer alır. İşletmenin adamlarıyla beraber olur, süslü hayatların içine dalar. Payidar’ın bu tutumu ailesi tarafından bile olumlu karşılanmaz, yadırganır. Bir işçi karısı olan annesi tepki vermekte hiç gecikmez. Bu işçi ailesindeki bireyler farklı görüşlere sahiptir, tutarsızlıklar içinde ne yapacağını bilememenin şaşkınlığı içindedirler. Ağabey Yavuz çalışanlardan yana olan bir üniversite öğrencisidir. Bu yanlı tutumundan dolayı bedel de ödemiştir. Diğer erkek kardeşi de çalışanların hak mücadelesine karşı konumlanmış, yanlış yerde duran bir gençtir. Zaman zaman bu erkek kardeşler tartışırlar, anne tartışmaların kırgınlığa varmaması için engel olur. Ana yüreği işte, hiç birinden vazgeçmez. Çocuklarının arasında hep denge olmaya çalışır. Ana duygularıyla, sezgileriyle çalışanların bu mücadelede haklı olduklarını fark eder.
    Bu mücadeleye, direnişe destek veren öğrenci kız Eylem direniş çadırında eleştirel bir davranış içine girer. Buna karşın direnişi destekler. Bir baskınla Eylem direniş yerinden alınır götürülür, gözaltına alınır. Bir süre gözaltında kaldıktan sonra Eylem sendikal mücadeleye destek olmak üzere direniş çadırına yeniden gelir. O sırada Dursun Ali oyun şeklinde direnişi anlatmaktadır. Anlatılanlarda mücadele edenlerin yaşamları, hangi sıkıntılarla karşı karşıya kaldıkları göz önüne getirilmektedir. Dursun Ali anlatırken olaylara bir tiyatro havası da vermektedir. Bu sefer Eylem anlatılanları sonun kadar dinler, dinlerken de gülümseyerek onları onaylar.
    Bu iş, ekmek ve hak alma mücadelesinden romanı okurken şöyle bir sonuç çıkarılabilir. Çalışanların da sanata, bilgiye, okumaya, boş zamana ihtiyaçları vardır. Sanat çalışanların yaşamında olmalıdır, yoksa sanatsız bir yaşam çekilmez bir hale gelir. Çalışanları sanatsız bıraktığınız zaman, heyecanlarını, yaratıcılıklarını da yok edersiniz. Heyecansız bir yaşam her halde hiç çekilmez bir şey olur. Sanatla yoğrulan emekçiler, hayata daha sıkı sarılırlar.
    Bundan otuz beş yıl önce çalışanlar sanata ihtiyaç duyuyorlardı, zaman ayırıyorlardı. Sanatın onlar içinde gerekli olduğu biliniyor, tartışılıyordu. Günümüzde ise çalışanlar sanatsız, buna hiç ihtiyaç duymadan yaşayıp gidiyorlar. Oysa sanat insana heyecan verir, yaşama sevinci verir, hayal dünyasını zenginleştirir. Sanatın, insanın içinde yaşadığı durumun sıkıntı verdiğini, bundan kurtulmak gerektiğini, başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşündürtmesi gerekir. Yoksa sanat fındık, fıstık, çerez cinsinden eğlencelik bir şey olur.
    Bu roman toplumsal üretim ilişkileri içindeki insanın kendi üretimine yabancılaştığını anlatmaktadır. İnsan ürettiği malın yakınından bile geçememektedir. Kazancıyla ürettiği malı alamamakta, ancak mağaza vitrinlerinde seyretmektedir. Bu toplumsal düzende satın alma gücüne sahip olanlar değer görmekte, bu gücü olmayanlar insan sayılmamaktadır. Her şey müşteri satıcı ilişkisine göre değer bulmaktadır.
Roman insanın kendine yabancılaştığını, bu yabancılaşmadan kurtulmadan belini doğrultamayacağını anlatmaktadır. İnsan kendine yönelik sorular sormalı, kendisi olmaya çalışmalı, bağımsız gelişim çizgisi izlemelidir. Romanda “çalışanlar din, mezhep, etnik köken farkı gözetmeksizin birliğini sağlamalılar”. İletisi verilmektedir. Toplumsal çürümeden, ahlaksal yozlaşmadan kurtulmanın yolu çalıştıranlar nasıl birlik halinde ise çalışanların da kendi birliklerini sağlamlaştırmalarının gereğini vurgulamaktadır.
    Bu iki yüz sekiz sayfalık roman daha aklımıza gelmeyen pek çok konuyu ele almaktadır. Okuyanlar, başka aklımıza gelmeyen noktalar da yakalayabilirler. Bu da okuyanın kültürüne, bilgisine, algı gücüne bağlıdır. Burada anlatılanlar ülkemizde yaşananların gerçek hikayesidir. Okuyun romanı seveceksiniz, beğeneceksiniz.


                                                                                                                                                   MEHMET PEKDÜZ
 

Bu yazı toplam 1379 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim