• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 5 °C
  • Elazığ 11 °C
  • Erzincan 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 10 °C
  • Malatya 4 °C

Patolojik birlikteliğin ‘hayalî mutlulukları’

Yalçın ÇAKMAK

Benedict Anderson’un Hayali Cemaatler adıyla Türkçeye çevrilen Imagined Communities adlı eseri, ulus ve milliyetçilik üzerine gerçekleştirilmiş başarılı çalışmalardandır. Öyle ki eser, ele aldığı konu üzerine mesai harcayan bilim insanı ve araştırmacıların yanı sıra, döneminin koşullarını anlamaya çalışan birçok insan açısından da hâlâ etkileyici bir içeriğe sahip. Bunun nedenlerinin başında, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi , yazarın “ulus ve milletleri hayalî bir cemaat teşekkülü” olarak ele almış olması gelmektedir. Hâl böyle olunca da, kuruluşundan itibaren bu yönde bir çaba içerisinde bulunan Cumhuriyet’in, Türk milleti ve ulusunu inşa etmeye yönelik gerçekleştirdiği her türlü çalışmanın, tam da bu minvalde bir uygulamaya tekabül ettiği söylenebilir. Bu nedenle Anderson’un çalışması, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok dünya ülkesinin, uzun bir zaman aralığı boyunca sürdürdüğü ulusçuluk projelerini anlamlandırmak açısından, okuyucularına genel geçer bir çerçeve sunmaktadır.

 

 

‘Lekelenen’ Kimlikler

 

Yukarıda da bahsedildiği gibi, yazarının farklı ülkeler üzerine gerçekleştirdiği gözlemler ve tarihsel okumalar sonucu ortaya koyduğu bu çalışmanın ana tezi (ulus ve milletlerin hayalî, tasarlanmış birer cemaat oldukları), Türkiye özgülünde de anlam bulan bir gerçekliğe tekabül ediyor. Özellikle de, Cumhuriyet’in başlangıcından itibaren uygulamaya konulan Türkçülük tasavvuru ve sonrasında buna eklemlenen İslami çerçevenin (Türk-İslam Sentezi), bugün hâlâ devlet politikasında kabul gören önemli sacayaklardan biri olduğu söylenebilir. Sağlanan bu konsensüsle birlikte, Türklük ve İslam dışında yer alan gayrimüslim, Alevi, Kürt ve diğer topluluklara yönelik imha ve inkâra dayalı birçok uygulamanın günümüze değin sürdürüldüğü görülmektedir. Bunların yetersiz kaldığı durumlardaysa, asimilasyona yönelik pratikler devreye konulmuştur. “Kürtlerin dağ Türkü olduğu, Aleviliğinse başlangıçta Türklerin Orta Asya inançlarının orijinal hâlini koruyan bir ‘Türk dini’; sonrasındaysa İslam’a yönelişle birlikte ona müdahil edilip, İslam’ın dışında yer almaktan ziyade, içindeki bir inanış olduğu” yönündeki tezler, hep bu geleneksel devlet siyasetin ürettiği argümanlardan olmuştur.

 

Farklı din ve milletlere mensup Ermeni, Rum ve Yahudilerinse, çeşitli numaralarla kayıt altına alınıp (AGOS, 2 Ağustos) devlet tarafından kontrol edildikleri, yakın bir zaman önce ortaya çıkarıldı. Üstelik de durum, bu topluluklar açısından daha da vahim sonuçlar sunmakta. Çünkü her ne nedenle olursa olsun, kendi vatandaşlarına karşı intikamcı duygularla hareket eden bir devletin hiçbir DNA koduyla uyuşmaması, bu insanların içindeki korku hâlini bugün ve gelecekte de sürekli canlı tutacaktır. Bu yüzdendir ki, Hrant Dink’in bahsettiği ‘güvercin tedirginliği’, tepelerinde dolanıp duran bu şahin görünümlü devlet var oldukça sürüp gidecek. Gayrimüslimleri bu şekilde huzursuz kılan nedenlerin başında, onları var eden kimliklerini (din ve millet) değiştirseler dahi, devlet nezdinde, bir kere her zaman güvenilmez insanlar olarak fişlenip, bundan ötürü sürekli yara alan bir ruh hâliyle yaşamaya mecbur kılınmalarının, değişmez bir kader olarak kendilerine dayatılması gelmektedir.

 

 

Demir Ağlara Hapsedilen Millet

 

Buraya kadar ki bütün değerlendirmeler, esas olarak şu gerçekliğe işaret ediyor: “Devletin, Türk ve İslam’ın Sünni yorumuna mensup olanların dışında, herhangi bir inanç veya millete karşı tahammülü ne yazık ki sözkonusu değil.” Bunun için, yer yer Türklüğü yer yer de İslam’ı referans alan kurucu ve güncel devlet aklı, bu her iki ‘ilahi momentin’ dününü, bugününü ve geleceğini besleyen hayalî kurgulardan da bir an olsun geri durmamaktadır. Özellikle de tarih, sözkonusu bu kurguların iskeletini oluşturması açısından iki yönlü bir dezenformasyon (bilgi çarpıtma) işlevine sahip. İlki, resmî algının ilahlaştırdığı Türk ve İslam kimliklerini yücelterek, beslemesinden oluşurken; diğeri, bunun dışında kalan ötekileri ya kendine benzetmek için geçmişlerine müdahale etme (inkâr ve asimilasyon), ya da bunun gerekli görülmediği yerlerde düşmanlaştırıp, imhasına makbul bir görünüm kavuşturmaya yöneliktir.

 

Devletin bu hususta sergilediği pratik, kendi kontrolü altındaki ideolojik aygıtlarla maniple ettiği toplumun durumundan rahatlıkla izlenmekte. Buna göre aile, okul, asker ocağı, din, medya gibi çeşitli etkenler sayesinde ‘militanlaştırılan’ birey, damarlarına enjekte edilen ‘asil kan’ edebiyatıyla, bunu kendi ve sonrasında gelecek kuşaklara aktarmada da doğal bir ‘havari’ rolü üstlenmektedir. Dolayısıyla devlet, bir yandan yücelterek moralize ettiği Türkleri, diğer millet ve inançlardan gelecek sözde saldırılara karşı kendi varlığının bekasını korumak için kullanırken; aynı zamanda üzerlerinde sağladığı bu ‘afyon niteliğindeki tahakküm’ sayesinde, onları da (Türkler) kontrol altında tutan, çift başlı bir fayda amacı gütmektedir. ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur’ gibi korkulara hitap eden nice düşmanlaştırıcı slogan sayesinde, hem Türk milletinin zihnini demir ağlara hapseden, hem de bunun sayesinde Türkiye’yi diğer halklara zindan eyleyen bir hüner sergilenmekte. Yalan yok, iktidarını güçlendirmenin verdiği hazzın keyfini de tek başına sürmeyip, geriye kalan kırıntıları da dağa-taşa serpiştirerek, nakşettiği “mutlu Türk milletine” lütfetmekte! O da sadece sözde kalmak şartıyla. Sürecek

 

 

yalcincakmak82@gmail.com

 

Bu yazı toplam 1212 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim