• BIST 114.809
  • Altın 397,185
  • Dolar 6,8596
  • Euro 7,7623
  • Tunceli 17 °C
  • Elazığ 17 °C
  • Erzincan 13 °C
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • Malatya 20 °C

MUNZUR ÇEM’E MEKTUP VE HAKİKATE ÇAĞRI…

Av. Cihan SÖYLEMEZ

Sayın Munzur Çem , “1937-38 Dersim Soykırımı Konferansından İzlenimler “ başlığı altında kaleme almış olduğunuz yazıda şahsıma ilişkin belirmelerinizi okuyunca size bu açık mektubu yazmak istedim.

Yazınızın giriş bölümünde  “… 4 Mayıs günü öğleden önce Barginîye/barginî köyünün Sekesûr mezrasında, 1938’de yakılarak katledilen 14 Ağuçan mensubunun, bir süre önce bulunmuş kemiklerinin gömülmesi töreni izledi.

Törende, Ağuçanlı yaşlı kadınlar ağıtlarının kendi anadilleriyle (Kürtçenin Kurmancca lehçesi) söylerken, konuşmacılar içerisinde Kurmancca konuşanlar gibi Türkçe ile kendilerini ifade edenler de oldu ki bunlar arasında sonradan davanın avukatı olduğunu öğrendiğim Cihan Sönmez de vardı

Herkes iyi bilir ki Dersim halkının 1937-38 soykırımı ile yüz yüze gelmesinin temel nedeni, onun ulusal kimliğinin Kürt, dilinin ise Kürtçe olmasıydı. Bu, sadece bana ait bir değerlendirme değil, bizzat soykırımı yapanların onlarca belgesinde yer alan resmi gerekçedir. Başka nedenler yok muydu? Vardı elbet; örneğin bu belgelerde bu anlamda değinilmese de dini inanç bunlardan biriydi ancak bu gibi etkenler temel değil, taliydiler.

Hal böyle iken jenosidin kurbanları ile geride kalanlarına, haklı bir neden yokken kendi dilleriyle değil de katliamı yapmış olanların dilini kullanarak seslenmeyi, onların anılarına saygı gösterme çerçevesinde nasıl değerlendirebiliriz? Kürtçe bilmeyenler açısından bu durumu anlamak mümkün, peki Kürtçeyi bilmelerine rağmen, bu yola başvuranlara ne demeli? Bu, bir bakıma soykırımcıların amaçlarına ulaştıklarını göstermiyor mu ?

Dersimci“lerin Beşikçi Alerjisi

İsmail Beşikçi’ye çatmak, onunla ilgili ileri-geri şeyler söylemek bizim „dersimci“ler arasında hayli yaygın bir alışkanlıktır. Konferans günlerinde aynı allerjik tepkiyi, Dersim’li din adamlarını aslen Arap gösterebilmek için çırpınıp duran Cihan Söylemez’de de gördük. Söylemez, Dersim News adındaki internet sitesinde yer alan yazısında, onca katılımcı içerisinde sadece Beşikçi’nin konferansta yer almasına karşı çıkmıştı. Ona göre Beşikçi’nin katılması ile böyle bir anma olmazdı, bu Dersimlileri kendi kültürlerine yabancılaştıran bir durumdu vs.

„İsmail Beşikçi’yi rehber alarak Dersim’i tanımlayanlar farkında olmadan kendi atalarına yüz çevirmiş oluyorlar..

İsmail Beşikçi’nin olduğu yerde Ocakzadeler ne kadar „pir“, „seyit“ kalır. Ne kadar „Alevilik“ ve dahi nasıl „Dersim Kerbaldır“ denilebilir“.

Sönmez’in, bu sözleri sarf etmesinin nedeni ise onun Beşikçi’nin „Dersimliler Kerbela’ya ağladıkları kadar kendilerine ağlamadılar,“ sözleriydi.

Beşikçi ne yapıyor burada? O, „Kerbelayı anmayın, unutun,“ falan demiyor. Beşikçi, bir karşılaştırma yaparak dersimlilerin bir zaafına parmak basıyor ki bana göre yüzde yüz doğru bir saptamadır. Şahsen, aynı nedenle ve benzer sözlerle yıllardır ben de dersimli hemşerilerimi eleştiriyorum. 1400 küsur yıl önce Araplar arasındaki bir iktidar mücadelesinde yaşanmış bir trajediden duyduğumuz acıyı, daha dün gerçekleşmiş olup boyutları itibariyle ondan çok daha büyük ve korkunç olan kendimize yönelik bir olay nedeniyle hissetmiyor ve ona gösterdiğimiz tepkiyi kendimizle ilgili olanına göstermiyorsak, ortada ciddi bir sorun var demektir. Beşikçi de bu yaraya parmak basmakla yerinde bir iş yapmış.

Bu sözlerden hareketle „İsmail Beşikçi’nin olduğu yerde pir-seyit olmaz, Alevilik olmaz“ türünden ipe-sapa gelmez laflar etmek, kötü bir niyetin ürünü değilse, düpedüz okuduğunu anlıyamamanın, ondan da öte Aleviliği bilmemenin bir işaretidir. Çünkü Beşikçi’nin söyledikleriyle Söylemez’ın yazdıkları arasında mantıki bir bağ yok. Kanımca birilerinin, 30 yaş civarındaki bu delikanlıya mütevazi olmanın erdemlerinden bahsetmesi hiç te fena olmaz. Ne de olsa, Beşikçi’nin bu işlerle uğraştığı zaman dilimi onun yaşının yaklaşık iki katına yakındır. Ayrıca böyle bir uyarı, onun sapla samanı birbirine karıştırmasının önüne de geçebilir. Beri taraftan, bu gence sormak gerekir; „Dersimlilerin atalarına, ağıtlarına dil ve inancına dönmeleri,“ kendisinin Sekesûr’daki mezarın başında yaptığı gibi Türkçe nutuk atmakla mı olur? “ ifadelerini kullanmış , dolayısıyla batıl düşüncelerinize cevap vermek gerekmiştir.

Sayın Munzur Çem ,

4 Mayıs 2016 günü , Dersim’in Hozat ilçesi Bargini Köyü Seke Sure mezrasında ki “ Dersim Tertelesini Kurbanlarını Anma ve Ağuçan Seyitlerinin Defin Töreninde “ yapmış olduğum 7 dakika 45 saniye dinleme zahmetine katlandığınız için teşekkür mü etmeliyim , bilemiyorum?

Ama şahsınız ve orda bulunan kimi şahısların  “Alevilik Vurgulu” konuşmamdan rahatsız olduğunuzu biliyor , şahsınızın kaleme aldığı yazıda da bu rahatsızlığı görebiliyorum.

Sayın Munzur Çem ,

Siz ve sizin gibi düşünenleri rahatsız ettiysem ne mutlu bana , çünkü siz ve sizin gibi düşünenler rahatsız olmasaydı açıkçası konuşmamın “ meşruiyeti “ tarafımca sorgulanabilirdi.

Ama siz ve sizin gibi düşünenlerin göstermiş olduğu refleks , beni bahtiyar etti. Zira  benim 4 Mayıs Anmasında sarf ettiğim sözlerden sadece Batıl düşünce sahipleri rahatsız olurdu ki bunu da Hak ve Hakikatin Kelamı sağladı diye düşünüyorum.

Sayın Munzur Çem ,

Seke Sure’de ki hukuk mücadelesi için günlerimi harcamış biri olarak,  nasıl bana 7 dakika 45 saniye tahammül ettiniz, doğrusu hayret ediyorum. Zira bana ifade edildiğine göre  sizin Halktan ve Dersim Gerçeğinden  kopuk Konferansınızı tertip eden, yurt dışından gelen dostunuz beyefendi , konuşmama tahammül edememiş ve kendisinde konuşmama müdahale hakkı bulmuştur.

Doğrusu bir Dersimli olarak , sizin kuşağınızın Dersim’de yarattığı tarifi imkansız tahribata ve şahsıma karşı dostlarınızın göstermiş olduğu “ düşman hukuku “ muamelesine şaşırmıyorum.

Çünkü günde beş vakit demokrasi, özgürlükler, insan haklarından bahseden siz ve dostlarınızın  , işlerine gelmedi mi nasıl da dünyanın en totaliter anlayışlarına sahip olabileceklerini, düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlama hakkını kendinizde bulduğunuzu , kendiniz gibi düşünmeyenlere karşı nasıl da 2. Abdülhamid vari Sansür politikası ile cevap verdiğinizi, demir maske ve demir yumruğa nasıl da sarıldığınızı yakın tarih bize binlerce vakaa ile kanıtlıyor.

Sayın Munzur Çem ,

7 dakika 45 saniyelik konuşmamı Türkçe yaptığım için  beni eleştiriyor , hem de bu eleştiriyi Türkçe yaparak açıkçası traji-komik bir vakaaya neden oluyorsunuz. Esasında siz de biliyorsunuz ki,  rahatsızlık veren hangi lisanda konuşmamı yaptığım değil , konuşmamın içeriğiydi.

Çünkü “ Güruh-u Naci’den , Kerbela’dan , Şir-i Yezdan Ali’den , Fatma tül Zehra’dan, İmam Hüseyin’den, İmam Zeynel Abidin’den, Zeynep Ana’dan , Kal u Bela’dan, Hak-Muhammed-Ali’den, İkrar’dan , Seyitlikten, Ewlade Resul’den “  söz etmem belli ki siz ve fikri dostlarınızı şaşkına çevirdi.

Oysa ki bizatihi,  siz ve sizin fikirdaş kuşağınızın en büyük gayreti  değil miydi “ Dersim’de Hak-Muhammed-Ali yolunu ortadan kaldırmaya çalışan , Ocakzadeleri/Seyyitleri hakir gören ve toplumsal rollerine son vermek isteyen “ , siz ve sizin fikirdaşlarınız değil miydi “ Hak yok, Ali Yok , 12 İmam yok , oruç yok, kurban yok, niyaz yok, ziyaret yok “ diyen ? Dolayısıyla da benim sözlerim karşısında  afallamakta ve dumura uğramakta sonuna kadar haklısınız.

Sayın Munzur Çem ,

Ben , sizin “ dil “ olduğunu inkar ettiğiniz , Kürtçe’den ve Farsça’dan çok daha eski ve köklü tarihe , zenginliğe sahip ana dilim olan Zazaca’yı ( Dımılki/Kırmancki) kendi yaşıtlarımın çoğunun aksine konuşa da biliyor , yaza da biliyorum.

Sizin Kürtçe Ağıtlar yaktığını ifade ettiğiniz ,insanlarla ben iki yıldır tanışığım. Zaman olur onların deyimi ile “ Dımilki” de konuştuk , yeri geldi ben onların diliyle Kurmanci konuşmaya çalıştım. Ve iki yılda kutsal bir gaye için yan yana gelen , avukat olarak ne ben , ne de müvekkillerim arasında sizin kullandığınız tarzda ayrımcı veya ötekileştirici bir söz veya fiil olmadı. Çünkü ana lisanlarımız farklı olsa bizim gönüllerimiz birdi , gönül dilimiz birdi. Çünkü Gönlümüzü birleyen konuştuğumuz dilden ziyade Alevi İnancımızdı. İnançsal Tarihi Geçmişimizdi.

Sayın Munzur Çem,

Şayet siz ve Mamekiye’de ki halktan kopuk konferansa yetişmek isteyen dostlarınızın sabırsızlığı olmasa , 7 dakika 45 saniye daha bekleyebilseniz aynı içerikli konuşmamın Zazaca’sını da dinleyebilirdiniz ama siz daha Türkçe konuşmamın içinde geçen Zazaca “ Ma Ewlade Kerbelayime “ cümlesine dahi tahammül edemezken nasıl da tamamına tahammül edecektiniz , merak konusu ?

Sayın Munzur Çem ,

Yazınızda Dersim Soykırımı , Dersimliler “ Kürt” , anadilleri “ Kürtçe” olduğu için yapıldı diyerek , taraftarlarınızı belli ki motive etmek istemiş ve hakikati gizlemeye çalışmışsınız. Bu düşüncenize delil olarak ta , Devlet Arşivlerini gösteriyorsunuz. Ve ne yazık ki bu tarz bilimsel olmayan belirlemelerinizle “ sözde “ sıfatının önünde  olduğu “ araştırmacı-tarihçi” kulübüne  de dahil olmuş oluyorsunuz.

Neden mi ?

1 ) Dersimliler , 1937-38’de Kürt olduğu için katledilmedi , kimi çevrelerin dediği gibi Zaza olduğu içinde katledilmedi.

2 ) Dersim , 1514 Çaldıran Harbi sonrası Anadolu’da kendine özgün coğrafyasının vermiş olduğu avantajla “ Şah’a bağlı olan , erkan-ı Hak-Muhammed-Ali yolunda olan , Kızılbaş (Kırmanc ) “ kimliği ile tam bağımsız olmasa da  “ özerk bir statüde “ olduğu için , Tanzimattan Cumhuriyete “merkeziyetçilik politikalarının” hedefindeydi.

3 ) Osmanlı’dan Türkiye’ye , Monarşi’den Cumhuriyet’e evrilen süreçte Devlet-Dersim ilişkisinde her daim çekişme konusu olan mevzuu , Dersimli’nin özgür ruhlu bir tabiata sahip olması ve Dersim’in de facto özerkliğinin,  Türk ulus-devlet projesi için kabul edilemez olmasında yatmaktadır.

4 ) Ve merkeziyetçilik düşüncesini egemen kılmak için , Devlet’in Dersim’e yönelik 1937-38’deki müdahalesinin sonucunda vuku bulan soykırıma teşkil eden neden de Dersimli’nin konuştuğu dilden ziyade Dersimli’nin inancı olan Alevilik’tir.

Sayın Munzur Çem ,

Siz , yazınız da “ Dersimliler Kürt olduğu ve Dersimliler Kürtçe konuştuğu “ için katledildi diyorsunuz , peki ;

1 ) 1937 ve 1938’de Dersim’de bulunan ordu birliklerinin acaba hepsi Türk müydü ?

2 ) Bu ordu birliklerinin içinde Kürt veya Zaza halkına mensup insanlar yok muydu ?

Halbuki , Dersim’de atalarımızı hunharca katleden askerler içinde ana dili Türkçe olan kadar Kürtçe olan , Kürtçe olduğu kadar Zazaca da olan Türk, Kürt, Zaza milliyetlerine mensup on binlerce asker vardı.

Ana dili Türkçe dışında ki , ana dili  Kürtçe ve Zazaca olan bu binlerce asker 1937-38’de Dersim’e uzaydan gelmediler. Sayısı binleri bulan bu askerler , Dersim’e Hakkari’den Urfa’dan Diyarbakır’dan , Kars’tan , Muş’tan ve diğer Kürt/Zaza nüfusunun ağırlıkla meskun olduğu yerlerden gelen insanlardı. Dersim’de katliam bittiğinde , bu katliama katılmış askerlerin hepsi ana dillerinin Kürtçe olduğu , Zazaca olduğu köylerine ve şehirlerine döndüler.

Bu askerlerin kimisi ölene kadar “ vicdan azabı” çekti , kimisi eylemlerini “ cenkname” gibi anlattı. Ama şu bir gerçekti ki ana dilleri Kürtçe ve Zazaca olan, sayısı binleri bulan bu askerler , aynı dili konuştukları insanlara karşı üstlerinin kendilerine verdiği Türkçe emirleri yerine getirmekte tereddüt etmediler.

Peki niye tereddüt etmediler ? Çünkü ana lisanları Türkçe, Kürtçe, Zazaca olan bu askerlere 1514 Çaldıran Savaşından beri telkin edilen ve zihin kodlarına işlenmiş “ Kızılbaş katli vaciptir , Kızılbaş katleden cennete gider, Kızılbaş’ın malının gaspı , kadın ve çocuklarının esir edilmesi helaldir “ anlayışı hakimdi.

Sayın Munzur Çem ,

Doğru ya , siz değil miydiniz “Çaldıran İttifakında Osmanlı ile Kürtlerin ittifak yapmasını ilerici” bulan , doğrusu bu düşünceye sahip birinin hakikatleri saklamaya çalışması anlaşılır.

Zira Dersim Jenosidinde inancı tali bulan bir anlayış,  ya tarih bilmiyordur ya da tarihi çarpıtıyordur. Şuna eminim ki ;  siz hem tarih bilmiyorsunuz hem de bilmediğiniz gibi çarpıtmayı da çok seviyorsunuz.

Sayın İdris-i Bitlis-i Sevdalısı Munzur Çem ,

Siz varın , batıla “ amin” demeye devam edin lakin biz yine de sizlere şu huşuları hatırlatalım.

1 ) Kendi Resmi Kayıtlarında kendisine “ Devlet-i Kızılbaş “ ordusuna “ Leşker-i Kızılbaş” diyen, Devletin ismini aldığı,    Ehl-i Hak’ın 7 ulusundan biri olan Pir Musi’den el almış Şeyh Safi olan,Şah İsmail Hatayi’nin kurmuş olduğu Safevi Devleti’ni sadece Türkmen Aşiretler değil, anadilleri Kürtçe ve Zazaca olan Aşiretler birlikte kurmuştur.

2 ) Şah İsmail Hatayi’nin 1499-1502 yılları arasında gelip aylarca kaldığı,m o gün ve bugün Dersim Coğrafyasının bir parçası olan Tercan Höbek Baba’da 500 yıl önce olduğu gibi bugün de halen Zazaca konuşan Alevi İnancına mensup insanlar yaşamaktadır. Ve yolunuz bir gün İran , Erdebil’e düşecek olursa Erdebil Dergahının etrafında ki coğrafyada sadece Azerice değil , Zazaca ile çok yakın akraba olan diller olan Talişçe, Gilekice,Tatça’nın konuşulduğuna şahit olursunuz. Tüm bunlar bir tesadüf değildir. Çünkü Safevi Devletini bizatihi Türkçe,Kürtçe,Zazaca,Gilekice,Talişçe konuşan ve Hak-Muhammed-Ali İnancına mensup aşiretler kurmuştur. Çemişgezek Aşiret Konfederasyonu dönemin Zazaca ve Kurmanci konuşan en büyük Safevi Devleti kurucusu güçlerden biridir.

Lakin hem siz hem de Türk Milliyetçiliği endeksli tarih yazımı bu tarihi hakikatleri görmezden gelmektedir. Çünkü sizin “ Kürt Milliyetçiliği” uğruna yaptığınız hakikatten uzak analizleri “ Türk Milliyetçileri” de Safevi Tarihi konusunda yapmakta ve 500 yıl öncesini “ulusçuluk” düşüncesi ile açıklamaya kalkmak gibi bilim dışı , politik bir bulvara girmeyi  “tarihçilik” diye Efkar-ı Umumiyeye anlatmaya çabalamaktadır.

Sayın Yavuz-İdris-i Bitlisi İttifakı övücüsü Munzur Çem ,

Siz öyle bir Batıl Düşünce Bataklığına saplanmışsınız ki , Alevi-Kızılbaş’ların kanını döken Osmanlı’nın ve O’nun kapıkulu İdris-i Bitlisi’nin ittifakına “ ilerici” diyebilecek kadar gafil bir pozisyona düşmüşsünüz.

Bu gaflet ve toplumunuzun tarihine karşı ihanetinizi elbette tarih bir gün yargılayacak ve sizleri hak ettiği yere koymasını da bilecektir.

Sayın  Munzur  Çem ,

Siz ve sizin Hak Yolunu terk eyleyen şurekanızın  , Alevilik konusunda niyetlerini bilmiyor değiliz. Bu nedenle de Emevi Mürekebbine batan kalemlerinizden Şah-ı Merdan Ali ve Soyu konusunda “ pozitif “ bir anlatım beklemek , saflık olur.

İdris-i Bitlis-i –Osmanlı ittifakını öven ve “ ilerici” bulan birinden , Ehl-i Beyt konusunda beklenecek tek şey “ iftira, hakaret ve çarpıtma” olur ki , bu konuda Amr bin As  ve Muaviye kadar maharetli olduğunuz belli.

Sol Vahabi Kalemşörü  Sayın Munzur Bey ,

Pir Aliy’el Murteza , ömrü boyunca Arap ırkçılığına ve milliyetçiliğine karşı mücadele etti. Hüseyn-i Deşt-i Kerbela’da aynı şekilde Arap Irkçılığına ve milliyetçiliğine karşı mücadele etti ve ailesi,sevenleri ile birlikte şehit oldu.

Ehlibeyt soyundan gelenler , Ortadoğu ve İslam tarihi içinde her daim “ ilerici, devrimci” bir misyonun sahibi oldular. Şir-i Yezdan Ali ve ailesi , geçmişte Arap ırkçılığının hedefindeydiler şimdi ise sizin gibi Kürt ırkçılarının hedefindeler.

Hak, Hakikat , Adalet yolu olan  Alevi İnancında kişinin “ ırkı, milliyeti “ önemli değildir.Ancak ,  Hak, Hakikat ve Adaletten sapmış olanların nazarın da “ ırk ve milliyet “ önemlidir ki , bu da sizin gibi Aleviliğe karşı Dersim üzerinden bir ırkçı/milliyetçi temelde operasyon yapmak isteyen,   “Seyitlik ve Ocakzade “  kurumunu lağvetmek istemeyenlerin işidir.

Sayın ÇEM ,

“ Devlet Arşivleri, devlet arşivleri “ deyip , Dersim tarihini çarpıtmaya çalışıyorsunuz. Peki devlet arşivlerinde neden ;

1 ) Devletin , Dersim’de “ Seyitleri” tehlikeli gördüğünü,

2 ) Dersim’de “ Seyitlerin” ya katlinin ya da sürgünün zaruret olduğunu ,

3 ) Seyitlik biterse , Dersim’de kontrolün sağlanabileceğini halkın asimile edilebileceğini ,

4 ) Seyitlik kurumunun , Dersim’de Alevi İnancının mihenk taşı olduğunu ve Seyitlik kurumu biterse Dersim’de  Aleviliğin biteceğini niye ifade etmiyorsunuz ?

Çünkü devletin Dersim politikası ile sizin Dersim politikanız bu konuda ÖRTÜŞÜYOR. Ve sizin nihai amacınız yeni bin din yaratmak olduğu için , bunun içinde en büyük engel olarak ta Dersim’de Ehlibeyt soyundan gelen ocakzadeleri ve seyitleri görüyorsunuz.

Bu nedenledir ki Muaviye’nin Arap ırkçılığı ile sizin  Kürt Irkçılığınız yarışıyor ve her daim hedefinizde de Hak, Hakikat, Adalet meşalesi olan Ehl-i Beyt soyundan gelen ocakzadeler , seyitler ve pirler oluyor.

Sayın Munzur Çem ,

Elinizde Balçıkla Güneşi sıvamaya , Hak-Hakikat-Adalet yolunu yok etmeye çalışıyorsunuz.

Halbuki Güneş Balçıkla Sıvanmaz çünkü Dersim Topraklarında Güneş’in adı dahi  “Muhammed-Ali” dir. Gökyüzün deki Ay , Suret-i Ana Fatma’dır. Ziyaretler ve dağlar Onların ve Onların soyundan gelen velilerle anılır. Sizin tavrınız tarihine sırt çevirmiş, olgunluktan uzak  bir sol vahabi tavrıdır.

İsmail Beçikçi’nin kılavuzu sizin gibi bir sol vahabi  olunca haliyle de kendisinin yazdıklarının Dersim Realitesi ile ters düşmesi , gayet normal bir durumdur.

Son olarak size tavsiyem kalbinizde ki ve beyninizde ki “ Dersim ve Alevi Tarihine “ olan  “kin,kibir,düşmanlıktan” kendinizi arındırmanızdır. Zira bizim sizden öğrenecek tek şeyimiz , nasıl Munzur ÇEM gibi olunmaması üzerinedir.

Ve merak etmeyin , yaşım genç ama yaşlılarımızın bize aktardığı sözlü tarihe sizden daha fazla kulak veriyor ve Kelam-ı Hak’tan sizin gibi uzak düşmemeye çalışıyoruz.

Bu nedenledir ki biz Hak ve Hakikate “ Allah Allah “ derken , siz Batıl’a “ Amin” diyorsunuz. Umarım bir gün gözünüzdeki sol vahabi perdesi kalkar da yabancıların Dersim hakkında yazdıklarına değil atalarınızın Dersim ve Alevilik hakkında ne dediğine kulak verirsiniz.

Sağlıcakla Kalın...

Bu yazı toplam 2705 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim