• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • Tunceli -3 °C
  • Elazığ 0 °C
  • Erzincan -3 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Malatya 1 °C

"Kürdistan da Türklerindir (!)"

Yalçın ÇAKMAK

Suriye’de yaşanan son gelişmeler ve en son PYD’nin Rojava’da (Suriye Kürdistanı) sağlamış olduğu hâkimiyet, 7’sinden 70’ine bütün Türk ulusalcılarını şimdiden rahatsız etmeye yetti. Anlayacağınız, yakın bir zamana kadar kart kurt zırvalamalarıyla Kürtleri reddeden ama yumurta gelip dayanacağı yere dayanınca da ince saz eşliğinde demokrat kesilenlerin bu aralar dertleri başlarından aşkın. Şükürler olsun ki,  taziye evinin tek müdavimleri sadece bunlar da değil. Her daim milli takımın yedek kulübesiyle sahaya çıkan Kemalizm’in ürünü kimi ‘ulusal sol(u) canlar’ da hemen yanı başlarında peyda oldular ki; artık baş başa verip birbirlerine, bayılana limon ayılana gazoz ikramlarında bulunabilirler. Çünkü Kürtlerin, Ortadoğu’nun efendi-köle diyalektiğine bayrak saplamaları onlar açısından hiç de yenilir yutulur bir iş değil. Olur mu da hiç! O Kürtlere ki bugüne değin, emperyalistlerin maşası olmanın yanı sıra, idrakten ve kullanılmaktan başka tarihsel bir rol biçilmedi. Nasıl olur da, dün Irak bugün de Suriye denen zindandan iğneyle kuyu kazıp gün yüzüne çıkarlar, değil mi ama? Maazallah, maazallah ki bir an gözleri dönüp misak-ı milli sınırlarına da kastederlerse nice olur hâlimiz! Hem PYD dediğiniz de PKK ile ilişkili bir örgüt değil mi, dört ülke tarafından (Türkiye, İran, Suriye, Irak) paylaşılan Kürt topraklarında kazan kaldırma sırası en nihayetinde Türkiye Kürtlerine de gelecektir, vs. vs...

İşte, Kürtleri önce inkâr, olmayınca da etle tırnak edebiyatına sarılıp kardeşlikle ikrara razı etmeye çalışanların şuan geldiği son nokta, yukarıda dile getirdiğimiz yönde gelişmektedir. Yıllarca Kürtleri reddedip, onları kendi varlık koşullarının öncelikli ötekileri arasına koyan patolojik devlet aklının bu yılmaz savunucuları, şimdide gözlerini Ortadoğu’daki hadiselere dikip ‘Kürtler geliyor Kürtler’ paranoyalarıyla bir galeyan havası oluşturmaya çabalamakta. Buna bir de, inkârın medenileştirilmiş hâli olan ‘Kürt ve Türklerin kader birlikteliği’ söylemi de dâhil edilip, Kürtlerin özgür iradeleriyle meydana getirecekleri her türlü tasarruf hakkı engellenmeye ve bir nevi de Türklere bağımlılıkları sürdürülmeye çalışılmaktadır. Özellikle de bir kesim tarafından, Gezi eylemlerindeki haklılığı, kangrenleşen Kürt sorununun üstünü örtmeye çalışma çabaları tam da buna tekabül etmekteydi. Bu nedenledir ki Hürriyet Gazetesi, 60 yılı aşkın bir süredir kullandığı ‘Türkiye Türklerindir’ sloganına ek olarak ‘Kürdistan da Türklerindir’ ifadesini eklerse, hiçbirimiz şaşırmayalım lütfen!

 

 

Kadere konulan ipotek

 

Şu an bilinen bir gerçek var ki, o da Kürtlerin dünya üzerindeki nüfuslarının yaklaşık 40 milyonu bulmasına rağmen, devlet kuramayan tek halk olarak rekorlar kitabına girmeye aday olduklarıdır. Bugüne değin, kendi iradeleri ve özgül güçleriyle kaderlerini tayin konusunda dile getirmiş oldukları her talep, özellikle de çeşitli sosyalist ve sol gruplar tarafından da ötelenip, bu grupların kontrolünde gerçekleştirilecek bir devrimin sonrasına ertelenmekteydi.

 

 

Leninist ideolojiden kotarılan bu anlayışa göre “Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı vardır, yalnız bunun yeri devrimin arifesinde değil, sonrasında lütfedilecek olan boşanma hakkının, ezilen ulus tarafından tercih edilip-edilmemesiyle şarta bağlanmıştır”. Ayrılma yahut boşanma hakkını kullanacak ezilen ulusun, sonradan emperyalizme yem olacağı da önceden öngörüldüğünden, teorinin sonuna ‘gitme kal bu devrimde’ nakaratının iliştirilmesi de bir gereklilik olarak olduğu yerde durmaktadır. Siz buna ister stratejinin körlüğü, isterse de ormana bakıp ağacı görmeme hâli deyin. Ama bilinen bir şey var ki, bu ülkedeki sol kültür siyaseten taktik üretme konusunda ne yazık ki pek bir başarı sağlayamamıştır. Demem o ki, Dersim’in herhangi bir köyünde Mao’nun Üç Dünya Teorisi’ni tartıştırarak mahkûm etmeye giden sol geleneğimiz, bu ‘başarısını’ onların kendi kimliklerinin bilincinde olmaları hususunda pek gösterememiştir!

 

Kerameti kendinden menkul bu iyi niyetin mealine göre, Kürtler sosyalist devrime kadar beklemelidir. Aksi takdirde, Marksizm’in yasalarının da işaret ettiği gibi, devrim öncesi kendi kaderlerini tayin etmelerinin bilimsel ve somut bir karşılığı olmayacaktır. Ettiklerini düşünseler dahi, bu aslında bir yanılsama ve emperyalizmin oyununa gelmekle eşdeğer olacaktır. Bu nedenledir ki, Suriye’deki dengelerden faydalanarak kendilerine has özerk (ya da bağımsız) bir yapı oluşturmalarının, emperyalizm okumalarıyla birlikte yürütüldüğü, ezber bir değerlendirme hâliyle karşı karşıyayız.  Çünkü Esad, ‘ülkesini bölmeye çalışan emperyalistlere karşı mücadele verdiğinden olsa gerektir ki’ buna yem olup, durumdan faydalanmaya çalışan Kürtlerin yaptıkları asla kabul edilir gibi görülmemektedir. Bu akla göre zaman birlik zamanı olduğu için, Suriye’deki bütün millet cümbür cemaat Esad’a destek verip, tekrardan onun iktidarını sağlamlaştırmalıdır. Sonrasındaysa sanki Esad insafa gelip ‘bugüne değin size çok ayıp etmeme rağmen siz beni ele güne karşı yalnız bırakmadınız, bundan sonra ülkeyi beraber yönetelim’ diyecekmiş gibi saf bir beklenti de el altından pohpohlanmaktadır.

 

Bunun gibi bir diğer hayal ürünü seçenek de ‘Esad savaşı kazansın ve Türkiye’de olduğu gibi yine Kürtleri baskı altında tutarsa Kürtler Suriye’nin devrimcileriyle birleşip devrim yapılana kadar bekleyerek sonrasında kendi kaderlerini tayin etsinler’ yönünde şekillenmektedir. Bir nevi ölme eşeğim yaz gelsin havası...

 

 

Kardeşlik hukukunun ağır boyunduruğu

 

Bu tartışmaya dâhil edilecek bir diğer konuysa, vaktiyle Bianet’te kaleme aldığımız “Zamanın mezarlığında ‘barışı’ aramak” başlıklı yazıda temas edilen ‘halkların kardeşliğine’ dair dile getirdiğimiz ifadeye yönelik olacaktır: “İktidarın yeni bir yanılsama yaratmak maksadıyla uygulamaya soktuğu ve (ne yazık ki) birçoğumuzun da akıl süzgecinden geçirmeden dile getirdiği ‘Türk ve Kürt haklarının kardeşliği’ söylemi de problemli bir yapıya sahip. Kürt halkının ve onların yaşadıklarına sessiz kalmayan Türklerin sırf birlik ve beraberlik adına da olsa bir kardeşlikten bahsetmeleri iyi niyetli bir yaklaşım olmasına rağmen, esasında egemenin diliyle bütünleşmek ve Kürtleri bilinçsizce egemenin bu oyununa ortak kılmaktır. Bilinmelidir ki, Türk ve Kürtlerin dünya üzerindeki bütün halklar gibi ‘Âdem ve Havva'nın ilk gecesinden’ kalma kardeşlikleri dışında farklı bir kardeşlik bağları yoktur. Daha düne kadar Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında yaşayan Balkan ve Ortadoğu halkları ile kardeş olan Türklerin, buralarda yaşayan milletlerin kendi ulus-devletlerini kurarak, Osmanlı’dan ayrılmaları sonucu onlarla kardeşliklerini feshettikleri bilinmeyen bir gerçek değildir. Demek ki Türkiye'deki egemen ideolojisinin telkin ettiği kardeşlik, tamamen kendisinin kurmuş olduğu tahakküme razı gelen bir niyeti barındırmaktadır. Buna maruz kalan ve ‘kardeşlikle taltif edilen’ halkların benzer şekilde bu söylemi kullanmaları ise, farklı bir sosyo-psikolojik duruma tekabül etmektedir.”

Yalçın ÇAKMAK

Bu yazı toplam 1258 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim