• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • Tunceli -3 °C
  • Elazığ 0 °C
  • Erzincan -3 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Malatya 1 °C

KÜÇÜK PRENS

Mehmet PEKDÜZ

              Antoine de Saint-Exupery ünlü bir Fransız romancısıdır. 1900 yılında doğdu, dört yaşındayken babası ölmüştür. Hareketli ve canlı bir yaşamı vardır. Bu hareketlilik romanlarına da yansımıştır. En önemli eserleri arasında Gece Uçuşu, Savaş Pilotu ve İnsanların Dünyası vardır. Yazarın kendisi pilottur. 1944 yılında görevli olarak Korsika’dan havalandı, bir daha dönmedi.

              Exupery’nin dünyada ve ülkemizde en çok sevilen eseri ise Cemal Süreya ve Tomris Uyar’ın birlikte çevirdikleri Küçük Prens adlı çocuk romanıdır. Bu eser gerek taşıdığı özle, gerekse anlatımıyla dünyanın en çok okunan romanlarındandır. Tüm dünyadan çocukların severek ve ilgi göstererek okudukları bir eserdir.

              Küçük Prens çocuk romanı olarak bilinmesine rağmen, büyüklerin de okuması gereken özellikler taşımaktadır. Büyükler tarafından da okunduğunda değişik tatlar alınacak, okurken mutlulukla gülümseyeceklerdir. Romanın satır aralarında büyüklere doğrudan eleştiriler de gönderilmektedir. Anlatılanlarda büyüklerin dünyaya bakışının çocuklarınkinden farklı olduğu görülecektir. Eleştirel bir okuma yapanlar kendilerine de eleştiri oklarının geldiğini görecekler ve çocukluktan itibaren yaşamlarını sorgulama olanağı doğacaktır. Çocukları yetiştirirken yaptığımız yanlışlıklar, hatalar gözümüzün önüne gelecektir. Burada anlatılanlar, bize yaşamın öğrettikleridir.

                 Exupery bu romanını bir arkadaşına adamıştır. Her şeyi bilen bu arkadaşı Fransa’da oturuyor, üstelik aç ve açıktadır. Bu adam yazarın iyi bir dostudur, doğru değerlendirmeler yapabilir. Hatta çocuk kitaplarını bile doğru değerlendirebileceğini düşünüyor.

                 Yazar, bir zamanlar büyüklerin de çocuk olduklarını hatırlamalarını istemekte. Çocuklukta yaşadığımız iyi ve kötü olaylar bugüne ayna tutabilir. Büyüklerin, çocuklukta yaşadıklarını hatırlayarak çocuklarla ilişkilerinde daha anlayışlı ve nesnel olacaklarını düşünmektedir.

                 Küçük Prens’te yazarın yaşamından izler de görüyoruz. Yazar çocukluğunda resim yapmaya eğilimlidir. Yaptığı resimleri büyüklere gösterir, büyükler yapılan resimlerden hiçbir şey anlamazlar. Resimlerin anlaşılabilmesi için anlatılması, açıklanması gerekir. Büyükler sanatla, estetikle pek ilgilenmezler. Resimle uğraşacağına matematik, tarih, fizik... gibi bilimlerle uğraşmasını önerirler. Büyükler genellikle pratik aklı ön plana çıkarır. Bu bilimlerle uğraşılınca meslekte yükselme, bir makama gelme tanınma, bol para kazanma olanağının doğacağını düşünürler. Kimse sanattan, resimden bir şey anlamadığı için pilotluk eğitimi alır ve pilot olur. Bu meslek dünyanın her yerini tanımasını sağlar; yani dünyayı avucunun içi gibi bilir.

                 Pilotun uçağı arızalanıp uçsuz bucaksız çöl ortasına düşünce orada Küçük Prens'le karşılaşır. O’nunla karşılaşmaları, konuşmaları, dostlukları içten bir hava içinde verilir. Küçük Prens de bildiği, tanıdığı gezegenleri ve oradaki yaşamları anlatır. Anlatılanlar, kimsenin bilgisi dahilinde değildir, dünyada yaşayanların algı gücünden farklıdır. Bu değişik yaşamlar, insanın düş gücünü de zenginleştirir. Okurken bu gezegenlerle dünyadaki yaşam arasında karşılaştırma olanağı doğar. Dünyada olamayan, bilmediğimiz güzellikleri ve değer yargılarını gözlerimizin önüne getirir. Küçük Prens’in anlattığı gezegenlerde yabanıl bir doğallığı da buluruz. Kimsenin kimseden korkmaması, kimsenin kimseyi öldürmemesi bizim dünyamızda olmayan bir durumdur. Okurken düş gücünüzü zorluyorsunuz, hayal dünyanız zenginleşiyor. Hani derler ya insan hayal edebildiği kadar yaşar. Düş gücümüzü kaybetmemeli, hep hayallerimiz olmalı.

                   Küçük Prens adlı romanda biraz da büyüklere iğnelemeler, eleştiriler yöneltiliyor. Kalıp düşüncelerin içinden sıyrılıp çıkmamız vurgusu, apaçık ortada. Alışkanlıklardan kurtulmamız, yeniliklere açık olmamız, değişimden yana olmamız gerektiği sezdiriliyor.

                 Çocuklarla olan ilişkilerimizde hep kendi bildiklerimizi değil, çocukların da isteklerini dikkate almalıyız. Çocuk dünyasının farklı olduğu gerçeğinden hareket ederek değerlendirmelere gitmeliyiz. Eskiden yapamadıklarımızı çocuk üzerinden gerçekleştirmeye çalışmak eğitimbilim açısından hiç de doğru görünmüyor. Okul seçiminde, meslek seçiminde, evde yapılacak işlerde onların da görüşlerini almalıyız. Bizim toplumda bu anlatılanlar hep gözardı edilmektedir. Anne babaların istekleri doğrultusunda çocuğun eğilimlerinin bastırılması psikolojik rahatsızlıklara yol açmaktadır. Çocuk annesini, babasını kırmamak için istemediği bir okula gitmiştir; bu durum çocuğun dünyasında sarsıntılar yaratıyor. Bir süre sonra bakıyoruz ki istemeden gidilen bu okuldan çocuk sıkıntılar yaşayarak ayrılıyor. Başka bir şekilde de tepki ortaya çıkabiliyor, çocuk bunalımdan bunalıma sürükleniyor. Bunları çevremizde görüyoruz, yaşanmış canlı örneklerdir.

                Sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmemiz için her şeyden önce aklın özgürleşmesi lazım. Özgür akıl çocukların gelişmesinin önünde engel değil, engelleri kaldıran bir güçtür. Okul seçimi ve meslek seçiminde çevrenin yanlış yönlendirmelerinden uzak durulmalı, çocuğun eğilimi esas alınmalıdır. Bu konuda büyükler çok baskıcı ve yönlendirici oluyor; en sonunda çocuğun dünyası kararıyor. Bizim yapacağımız şey, çocuğun doğal yapısının önündeki engelleri kaldırmak, gelişimine destek olmaktır.

               İnsanların dünyasındaki farklılıkları bilmeli, ona göre tutum alınmalı. Önemli olan çocuğun kendi yetenekleri doğrultusunda gelişimidir. Bu roman okunduğunda küçüklere çok şey veriyor; büyükler de okuduklarında birçok konuda yanlışlık yaptıklarını göreceklerdir. Aynı zamanda kendilerini çocuk yetiştirme konusunda sorgulayacaklar, yetersizliklerini anlayacaklardır. İnsan kendini bildiğinde, kesin doğrulardan kurtulduğunda, açık bir görüşe ulaştığında insan ilişkilerindeki düzelmeyi görecektir. Gelişmemizin temelinde “önce insan”ı koymalıyız. İnsan düzeldiği, çürümüşlükten kurtulduğu zaman, toplumsal sorunlarda da ilerleme kaydedilecektir. Mevcut insan kalitesini arttırmak, düşünen insan sayısını çoğaltmaktan geçiyor. İnsanın bir felsefesi olmalıdır, felsefesiz kaldığında karanlığa toslayacaktır.

               Bu romanı çocuklarla birlikte büyükler de okumalıdır. Hiçbir şey göründüğü gibi değil, görünüşe aldanmamalı. Küçük Prens’in dediği gibi “Gerçeğin mayası gözle görülmez…”

Bu yazı toplam 1084 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim