• BIST 108.615
  • Altın 145,221
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • Tunceli 19 °C
  • Elazığ 20 °C
  • Erzincan 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 24 °C
  • İzmir 21 °C
  • Malatya 22 °C

KADIN (ERK’EK) SORUNU ÜZERİNE

Fatma KALSEN

Tarihsel süreç içerisinde eşitsizlik kadın üzerinden başlamış, toplumsal,  siyasal ve ekonomik yapılara yansıtılarak sürdürülmüştür. Dolayısıyla kadın sorununu ele aldığımızda öncelikle sorunun kaynağını doğru tespit etmek ve çözmek zorunluluğu vardır. Bu sorunun çözümü için atılacak adımlar şöyle sıralanabilir.1- Sorunun kaynağının tespiti 2- Yaşanan sorunların tespiti 3-Örgütlenme ve Mücadele 4- Demokratikleşme ve Özgürleşme

 

Türkiye’de ve dünyanın diğer bölgelerinde kadınlara karşı uygulanan ayrımcı, baskıcı ve şiddete dayalı sistemler, kadınlar üzerinde egemenlik kurarak  toplumu dizayn etmek, iktidar kurmak ve böylelikle kadın üzerinden bir toplumu egemen sistemin çıkarları doğrultusunda dilediği gibi yönetme ve şekillendirme arzusundadır. Zira, kadının aile ve toplum içerisindeki rolünün farkında olan erkek egemen anlayışlar kadının rolünü kendi  çıkarlarına hizmet edecek bir boyuta indirgemiş ve toplumsal cinsiyetçi roller yüklemişlerdir. Nedir bu roller? Kadın kimliğinin ve doğasının yok sayılması anlamına gelen, toplumsal değer ve ahlaki değer olarak kabul ettirilen namuslu davranma rolü, kadının, neslin devamını sağlama  yükümlülüğü, yine kadın bedeninin sömürülmesine ve meta olarak kullanılmasına yönelik cinsi yaklaşımlardır. Bu roller tarihsel süreç içerisinde, kölelik, feodal ve kapitalist sistemler tarafından bu güne kadar uygulana gelmiş ve halen mevcut sistem tarafından bu roller dayatılmaktadır. Kadına dayatılan bu rol, esas olarak kadını bir insan ve birey olarak görmeyen, erkeğe ve aileye hizmet etmekle görevlendirilen ikinci sınıf insan ve erkek egemen sitemin mülkü olarak gören anlayışlardır. Tüm bu sistemler tarafından kadının bu şekilde ele alınması ve değerlendirilmesi tesadüfi değildir. Kadının aile ve toplumsal yaşamdaki öneminin farkında olan bu sistemler, erkeğin fiziksel üstünlüğü ve kadının doğurganlığını kadının aleyhine kullanarak üstünlük sağlamış, erkek egemen bir toplum modeli yaratmışlardır. Erkek egemen anlayışa sahip toplum modelinin, ne kadar anti demokratik ve kadının insan haklarını hiçe sayan bir model olduğunu tartışmaya ihtiyaç olmadığını düşünüyorum.

 

                        Bu sebeple kamuoyunda bu sorun  her ne kadar kadın sorunu olarak ele alınıp tartışılmaktaysa da ( özellikle kadınların canı çok yansa da) mesele sadece kadının meselesi olmayıp gerçekte, güç (erk)-iktidar sorunundan kaynağını alan toplumsal  ve bunun da üzerinde sistem sorunudur. Fiziksel gücün-üstünlüğün referans alındığı erkek bireylerden başlayıp toplumsal, ahlaki değerler üzerinden beslenip şekillendirilen siyasal ve ekonomik sistemle entegre edilip iktidarlaştırılan  bu yapısal soruna kadının neden olmadığı açıktır. Ama ne yazık ki, öteden beri sanki kadının kendi kimliği, doğası bu sorunun kaynağıymış gibi, tekrar kadınlar sorgulanmakta ve mesele kadın sorunu olarak tanımlanmaktadır. Sorun erkek sorunudur. Erkek egemen sistem ve erkek zihniyetinden kaynaklanan sorundur. Sorunu böyle tanımlamakta ve algılamakta fayda vardır

 

                        Erkek egemen sistemin ve anlayışının hakim olduğu Türkiye’de, kadınlar başta yaşam hakları ve vücut dokunulmazlıklarının ihlali olmak üzere toplumsal,siyasal,ekonomik ve kültürel alanlarda insan haklarından kısıtlı veya hiç istifade edememe durumu ile karşı karşıyadırlar. Kadınlar toplumsal yaşamda; ikinci sınıf ve insan olarak hak ettiği değeri ve saygıyı görmeyen bir yaşam sürdürmek zorunda bırakılmaktadır. Yine kadınların siyasal yaşama katılımı engellenmekte, karar ve temsil süreçlerinde yeteri kadar yer verilmemektedir. Ekonomik anlamda da, ya evde tutulup ekonomik yaşama katılımı engellenmekte, yani ekonomik özgürlüğü elinden alınmakta yada  metropoller başta olmak üzere ekonomi sektöründe ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadırlar.

 

Türkiye’de öteden beri en çok can yakıcı meselelerden biri de kadın cinayetleridir. Neredeyse her gün kadınlar katledilmektedir. Üstelik çoğu kadın mahkemece verilen koruma tedbiri altındayken öldürülüyor. Yine başta küçük yaşta bulunan kız çocukları olmak üzere bir çok tecavüz ve taciz vakaları meydana geliyor. Ama ne yazık ki, yargı mercilerine intikal etmeyen vakaları bir tarafa koyalım, yargıya intikal eden tecavüz olaylarında mahkemelerin aldığı tutum ve verdiği kararlar içler acısıdır. Yıllarca sonuçlandırılmayan ve faillerinin serbestçe dışarıda dolaştığı, buna karşılık mağdurların yıllarca mahkemede süründürüldüğü süreçler yaşanıyor. Türkiye yargı pratiğine bakıldığında genellikle tecavüz failinin korunduğu, erkek egemen anlayış ekseninde kararların verildiğini görüyoruz. Bu durum da bize göstermektedir ki, sorun bireysel değil sistematiktir. İktidarıyla, siyasal ve ekonomik yapısıyla, yargısıyla mevcut sistem yani erkek egemen sistem, kadın cinsi üzerinden iktidar kurma ve sürdürme, kadın üzerinden toplumu kontrol etme, dizayn etme ve yönetmede kadını araç olarak kullanılmaktadır. Peki sorunu bir sistem (toplumsal,siyasal ve ekonomik) sorunu olarak tespit ettikten sonra, bu sorunun çözümü nasıl sağlanabilir?

 

            Meselenin çözümü yine bu perspektif içinde ele alarak çözmek en sağlıklı ve kalıcı çözüm olarak görünmektedir. Yani, sadece kadınların yürüteceği bir mücadele yönteminden ziyade, kadınların kendi özgün kimlikleri üzerinden geliştireceği örgütlü bir mücadeleye erkekleri dahil edip, değişim ve dönüşümlerini sağlamak ve böylece erkek egemen zihniyetinin ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirirken, top yekun bir mücadelenin yürütülmesi şarttır. Yani siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanların tümünü kapsayacak yapısal bir dönüşümün sağlanması gerekir. Bu mücadele zor gibi görünse de, imkansız değildir. Nitekim, yüzyıllarca, geri bırakılmış, egemen sistemler tarafından baskı kurularak sömürülmüş, kimliği, kültürü yok sayılan bir coğrafyada, tüm bu uygulamalara karşı yürütülen mücadelelerin içinde kadınların önemli bir rol alması ve bu konuda  kadınların hem kendi özgürlüklerini elde etme noktasında hem de demokratikleşme ve özgürleşme noktasında sundukları katkı oldukça önemlidir.

 

                        Unutulmamalıdır ki; kadının özgür olmadığı, sürekli ayrımcı bir yaklaşıma ve şiddete maruz kaldığı bir ortamda, ne mutlu bir bireyden, ne aileden ne de sağlıklı bir toplumdan bahsetmek mümkündür. Kadınlara karşı uygulanan bu sistemin sadece kadınları mağdur etmediği de açıktır. Zira, baktığımız zaman, şiddete uğrayan ya da öldürülen kadının çocukları varsa kadınla birlikte çocuk da mağdur olmaktadır. Yine şiddet uygulayan veya kadını öldüren kişiye baktığımız zaman bu kişi genellikle kadının eşi, kardeşi yada babası olmakta, bu kişileri öldürmeye yada şiddete yönelten üretilen toplumsal değer ve yüklenen toplumsal roldür. Şiddet uygulayan yada öldürme fiilini gerçekleştiren kişi, namusunu temizleme ve kurtarma saikiyle hareket ettiğini savunur. Dolayısıyla bu tür olaylarda asıl mağdur kadın olmakla birlikte, toplum yada egemen sistem erkek cinsini de toplumsal cinsiyet rolünün kurbanı yapmaktadır. Bu sistemden asıl olarak faydalanan ise iktidarlardır.

 

 

            Sonuç olarak denilebilir ki; kadınların kendi cinsiyet kimlikleri üzerinden yürüttükleri hak mücadelesi aynı zamanda, bir insan hakları mücadelesi ve demokrasi mücadelesidir. Zira, bir birey ve insan olarak kadının haklarını elde etmesi, büyük ölçüde toplumu rahatlatacak ve özgürleştirecektir. Bu sebeple özgür toplum olmadan kadının özgürleşmesi sağlanamayacağı gibi, kadın özgürleşmeden bir toplumun özgürleşmesi mümkün değildir. Bu iki kavram, birbiri ile sıkı sıkıya ilişki içerisindedir. Dolayısıyla kadının insan hakları mücadelesi verilirken, toplumsal siyasal ve ekonomik mücadelenin içinde olmak, dayanışma ve güç birliği içerisinde hareket etmek önemlidir. Bu sebeple kadın hareketlerinin başarıya ulaşmaları ancak ve ancak demokratik bir tarzda örgütlenerek, demokratik kitle ve örgütlerinin desteğini alarak mücadele etmeleriyle mümkün olabilir.

 

 

                                                                                              Av.Fatma KALSEN

                                                                                    

 

                       

 

Bu yazı toplam 14242 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim