• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 5 °C
  • Elazığ 11 °C
  • Erzincan 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 10 °C
  • Malatya 4 °C

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI NE YAPIYOR VE NİYE VARDIR?

Yusuf Baran Beyi

    Gerçek bir din kurumu, insanların daha ahlaklı, daha dürüst olması için, İslami kaide ve kuralları objektif olarak ortaya koymaya ve yaymaya çalışır. Bir başkasının yanlışına ve günahına ortak olacak şekilde, bir faaliyet içine girmez. Nerde bir haksızlık, bir zulüm var ise, Allah’ın kelamını, kudretini ve adaletini esas alarak, zalime ve haksızlığa karşı durur ve Allah’ın yeryüzündeki kılıcı olur.

 Peki, 5.7 Milyar lirayı tüketen, bizdeki Diyanet İşleri Başkanı, bu gerekleri yerine getiriyor mu? Elbette ki hayır. Ülkemiz de 40 yıldır sürüp giden savaşta 50 bin insan ölmüş, savaşa ve ölümlere karşı durması gereken Diyanet, cenaze namazını kılmakta ve hükümetlere taraftar devşirmekten başka bir iş yapmamıştır.

  Diyanet başak ne yapmıştır? Madımak’ta öldürülen Alevilere, Roboski’deki katliama, devletin kurşunlarıyla bedenleri paramparça olan Kürt çocuklarının ölümüne, tutuk evlerindeki tecavüzlere sessiz kalmıştır. Kobani’de DAİŞ’in barbarlığına, Suruç’ta bomba marifetiyle bedenleri paramparça edilen gençlerin ölümüne karşı, Diyanet susarak, adeta bir insanlık suçu işlemiştir. İnsanlar soruyor; “Hiç mi yüreğinizin bir köşesinde Allah’ın bir kelamı ve Allah’ın insanoğluna bahşettiği merhametten bir dirhem kalmamıştır?” Evet, daha ne sorular soruyorlar.

   Yoksa dökülen kandan, yangın yerine dönen köylerde-dağlarda ve karartılan gencecik hayatlardan sorumlu olmadığınızı mı zannediyorsunuz? Her gün önünüze sıra sıra dizilen tabutların başına geçip, namaz kılmanız neye yarar, tek bir can kurtarmadıktan sonra? Açıkça söylüyorum, her gün ölü canlar gömücülüğünüz artık ruhumuzu karartıyor. Üstünüze giydiğiniz o sırmalı cüppenin ve kafanıza taktığınız o beyaz kofinin gereklerini ne zaman yerine getireceksiniz?*

   Bir din adamı olarak, barış isteyen mazlum-masum ve mağdurların yanında olmanız gerekirken ‘neden savaş bezirgânlarının arkasına geçip, yapılanlara karşı susuyorsunuz?’  İnsanlar birbirini öldürürken, ülke kan gölüne dönüşürken, barış değil, siz kalkmış halen para istiyorsunuz.   Akan kan, toprağa düşen canlar hiç sizi ilgilendirmiyormuş gibi duyarsızlık örneğini gösterdiğinizin algısı fena halde yayılıyor. Cenaze namazını kıldığınız bu gencecik bedenlerin, toprağa gömülmesine daha ne kadar seyirci kalacaksınız? Yoksa “Kimin öldürdüğü ve kimin öldüğüne bakıp, ona göre mi tutum içerisine gireceksiniz?” şeklinde düşünenlerin sayısı hayli çoktur.

   Gümrük kapılarında onlarca PYD’li cenaze bekletip, naaşlarına suçlu muamelesi yapılmasına ve Varto'da güvenlik güçlerinin bir kadın gerillaya yaptığı o çirkin ve ahlaksızca duruma karşı konuşmayacaksanız ne zaman konuşacaksınız?  "Biz bir devletiz, dinimiz İslam'dır, böyle uygulamalar bize yakışmaz. Bu yaptığınız zulümdür, günahtır ve büyük bir rezalettir!" diyecek misiniz? Ve devam edip;

"Düşman da olsa, ölen birisinin cenazesi artık bizim, ahlakımızı, bizim, şeref-iffetimizi ve vicdanımızı ilgilendiriyor. Etmeyin, yapmayın bu insanlığa da sığmıyor. Bunu yapanları, ülkem ve milletimin adına bin kez lanetliyorum." demediğiniz sürece, talepte bulunduğunuz ve harcadığınız her kuruşta herkesin gözyaşı ve kanı vardır! Nedense “Siz savaşa karşı, siz ölümlere karşı ve siz yolsuzluk-soyguna karşı hep sustunuz ve susuyorsunuz. Siz sustuğunuz için, harcadığınız ve istediğiniz parayı helal edeceğimizi düşünüyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz.” Diyenlerin bedduasını almaktan kurtulamayacaksınız.

 

   “Siz ki sadece bir kesimin hizmetine kendinizi adamışsınız. Diğerlerinin ne olacağı hiç umurunuzda değildir.” Tutumu çok kişinin algısı haline geliyor. İslam dini bu kadar ayrımcı mıdır? Bu kadar haksızlığa ve zalimlere göz yuman bir din midir? Ülkemizde binlerle ifade edilen gençlerimizin DAİŞ denilen vahşet örgütüne katılmaması için kaç camide konuşma yapıldı ve bu terör örgütü hangi camide lanetlendi? Bunlar ki insanlara verdiği zararın bin beterini, İslam'a verdiler. DAİŞ, Kobani'de Sünni, Şengal’de Êzidi Kürtlere fütursuzca saldırırken, başınızda o beyaz kofinizle Rojava sınırına gidip, bu barbarları hiç kınadınız mı?

 

  “Ölen Alevi askerlerin cenazelerinin camiye değil, Cemevine götürülmelidir.” diyecek kadar değerli ve adil bir davranışta bulunamadınız. Bir din âliminin vicdani ve adaletli refleksleri olmalıdır. Biliniz ki her zaman, bu ülkede bir haksızlık ve barbarca bir katliam olduğunda, insanlar öncelikle sizin, şefkat-merhamet duygularınızın ölçüsüne ve ne dediğinize, nasıl bir tavır gösterdiğinize bakıyor.

5.7 milyar lira parayı harcayıp, bu yetmez diyeceğinize ve her gün sadece cenaze namazı kılacağınız yerde, kanın durması için bir şeyler yapmanız gerekiyor. Ülkede haksız bir şekilde sürüp giden bu savaşın durması için, bugün konuşmayacaksanız, ne zaman konuşacaksınız? Allah aşkına, artık ayağa kalkın, hayırlı bir şeyler söyleyiniz.  Mesela, ülkede ne kadar inanç önderleri var ise bir araya toplanın, bu savaşın durması için, hep birlikte, barışa-kardeşliğe dair bir şeyler haykırınız.

Savaşan tarafları, toplu olarak ziyaret ediniz. Gerekirse Alevi Dede ve Pirleriyle kol kola girin,(İnanınız ki onlar vebalı değil, iyi insandırlar.) bombalanan dağlara ve hatta Kandil'e kadar gidin. Bunu yapmak en çok sizleri ilgilendirmelidir. O zaman istediğiniz her kuruş için, helal olsun diyeceğiz.

 Buna var mısınız?

 Böylece, üstünüzdeki parıltılı cüppenin ve büyük bir anlam ifade eden başınızda duran beyaz kofinin hakkını vermiş olursunuz. Durmanın zamanı değil, yaşananlar ise tiyatro değil, gerçek bir savaştır, seyrettiğiniz ve her gün başına geçip cenaze namazını kıldığınız o tabutların içinde, gencecik çocuklarımızın cansız bedenleri yatıyor. Varto’da öldürülüp ve sonra üstündeki elbiseleri alınıp, sokaklarda sürüklenen o kadın gerillanın çırılçıplak bedenini, hangi ahlak, hangi vicdan ve hangi inanç kabul eder Sayın Başkan? Gencecik çocuklarımız çılgınca birbirlerini kurşunlayıp öldürüyorlar. Daha ne kadar seyirci kalıp susacaksınız? Böylesi durumlarda sustukça, başkalarının günahlarına ortak olmak, ne kaderdir ne de fıtrat.

YUSUF BARAN BEYİ- ARAŞTIRMACI YAZAR

* Zerdüşt, kötülüğe ve kötülere karşı savaşmak için büyük bir mücadeleye başlar. Kötülüğün ve karanlıkların Tanrısı Angra Mainyu’ya karşı galip gelmesi için, Ahura Mazda’dan yardım ister. Onun için, Elbruz dağına çıkar. Orada on yıl boyunca çile çeker. Ta ki Ahura Mazda’nın sesini işitip, onunla konuşuncaya kadar. İyiliğin ve bereketin tanrısı olan Ahura Mazda, Zerdüşt’ün sorularını yanıtladıktan sonra, ona istenilen gücü ve görevi verir. Böylece Zerdüşt, kavminin arasına peygamber sıfatıyla döner. Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi peygamberlerdir. Peygamberlerin insanların arasındaki vekili ise din âlimleridir. Onun için biz din âlimlerimizden, Zerdüşt kadar olmasa da, onlardan cesaret ve sorumluluk bekliyoruz. 

Bu yazı toplam 824 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim