• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • Tunceli -3 °C
  • Elazığ 0 °C
  • Erzincan -3 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Malatya 1 °C

Devlet beni nasıl fişledi?

Yalçın ÇAKMAK

Fiziksel özellikleri kaydedilerek adeta bir denek hayvanına benzetilen fişleme mağdurları hakkında tutulan notlara, fişlemeyi yapanların bilinçaltını yansıtan fantazyalar da iliştiriliyor.

 

 

Devamlılığının esas alınması nedeniyle eleştirilmesi dahi yasak olan ‘devlet marifetlerine’ son olarak Tunceli /Hozat’ta ayyuka çıkan toplu fişleme rezaleti damgasını vurdu. Bu durum adeta diktatör bir azınlığın mutabakat metni olan devletin, hukuki ve militarist aygıtlarıyla topluma karşı örgütlenen paranoyak ve patolojik bir geleneğin ardılı olduğunu da gözler önüne seriyor. Buna rağmen devletin, toplumun kontrolüne soyunup kendi varlığının bekasına halel getirmeme uğraşısının manipülatif gerekçeleriyse hep aynı olmuştur. Söz konusu durumlarda başvurulan klasik savunma yöntemi ya devletten bağımsız lanse edilen hükümetin beceriksizliği ya da devleti kötü niyetlerine alet eden kamu görevlilerinin şahsi kabahatleri söylemidir. Gerek AKP İlçe Başkanı İshak Aydın ’ın aile mensuplarıyla birlikte fişlenmesi gerekse kişisel tecrübelerim, meselenin bu saiklerle açıklanamayacağının işareti. O halde her iki ‘gerekçenin’ de gerçeklikle ne denli uyuşup uyuşmadığının muhasebesini yapma vaktidir!

 

Giriş: Üç maymunu oynamak

Bir ilçede yaşayan vatandaşların neredeyse tamamının fişlenip hedef gösterilmesi, Türkiye siyaseti standartlarına yabancı olmadığımız bir durum. Dolayısıyla, mevzubahis olan fişleme olayıyla ilgili Tunceli Emniyet Müdürü’nün yaptığı ilk açıklamaya da ihtiyatla yaklaşmalı. Müdür Hayati Yılmaz’ın konuyla ilgili açıklamasında yer alan ibarelerde, kendisinin bu hak ihlallerine karşı yılmaz bir savunucu gibi davrandığı izlenimi veriliyor: “İlk kez bilgim oluyor. Bir yılı aşkındır Tunceli’de görev yapıyorum. Temel prensibim her zaman hukuk kuralları çerçevesinde görev yapmak ve bütün emniyet personelinin hukuk dışına çıkmadan görev yapmasıdır. Zaten özel hayatın gizliliği kapsamında bu bilgilerin elde edilmesi kesinlikle suçtur” ( Hürriyet gazetesi). O halde Sayın Müdür, görev yaptığınız süre içerisinde benzer bir hak ihlalinin mağduru olan kardeşim ve benim yaşadıklarıma ne diyeceksiniz? Sakın bunu da yeni duydum demeyin, gazeteler peş peşe haberini yaparken neredeydiniz (Taraf gazetesi, Gül affetti polis fişledi-Milliyet gazetesi, Özel güvenlikçiye fişleme eziyeti-Birgün gazetesi, Bitmeyen ‘Kırmızı Pazartesi’ler ülkesi)? Niyetim sizi zan altında bırakmak değil ama sormadan da edemiyorum, bu fişleme ve nicelerini yapan ‘vatansever polisleriniz’ hakkında nasıl bir girişiminiz oldu?

 

Gelişme: Dar alanda kısa paslaşmalar

Kardeşimin özel güvenlikçi olması 24.4.2009 tarihinde Hozat Emniyet Amirliği tarafından Tunceli Valiliği’ne gönderilen yazıyla engellendi. Akabinde mahkemeye başvurunca, hem benim hem de kardeşimin fişlendiğinden tesadüfen de olsa haberdar olduk. İlgili fişleme notunda ‘Yasin Çakmak’ın ... yasadışı sol terör örgütlerinin destekçisi olduğunu, Atılım gazetesini Hozat ilçesinde gizli olarak dağıtımını yaptığını, aşırı sol terör örgütlerine fikir olarak meyilli olduğunu, Yasin Çakmak’ın abisi Yalçın Çakmak’ın ... illegal sol örgütlerin destekçisi olduğu’ ibarelerine yer veriliyordu. Bu durumun gayri hukuki olduğa ve söz konusu fişlemede geçen bilgilerin de gerçekliği yansıtmadığına yönelik bu yıl Hozat Savcılığı’na yaptığımız suç duyurusu ilkinde reddedildi. Savcıyla aramızda geçen tartışmanın sonucunda aynı suç duyurusuyla yaptığımız ikinci başvuru kabul edilince (!), savcılık Hozat Kaymakamlığı’ndan fişlemeyi yapan polis memurları hakkında soruşturma başlatma izni istedi ve bu istediğiyle de kalmış oldu. Zira bugün aynı iddialarla gündeme gelen kaymakam, yapılanların hukuki olduğuna delil getirerek soruşturma iznimizi geri çevirdi. Bu ülkenin hukukçularına soruyorum, sunduğum fişleme notunda anayasanın ‘Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar’ konulu 38. Maddesinin “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” ve aynı maddenin “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Ceza sorumluluğu şahsidir” ilkesi alenen çiğnenmesine rağmen devletin yargısı ve kaymakamı nasıl oldu da bunu göremedi veyahut görmezden geldi? Kardeşimin adını dahi duymadığı bir gazeteyi satmakla suçlanması bir yana, dağıtılsa dahi KDV ile satılan bir gazetenin polis tarafından ‘gizlice dağıtıldığı süsü verilmesinin saçmalığına da’ ilk kez o gün tanık olduk. Boşuna mı demişler, elinde çekiç olan her şeyi çivi görür diye. Üstüne üstlük bu olaydan ötürü görüştüğüm bazı AKP milletvekillerinin (Başbakan’ın danışmanı olan bir milletvekili de dahil) kendi dönemlerinde fişlemelerin olmadığını bildiren beyanları da kulağıma küpe oldu!

 

Sonuç: Çevir kazı yanmasın

Öğrendiğim kadarıyla anayasal olarak korunma altına alınan kişilik haklarının ihlaliyle malul olan bu fişlemeler, adeta yatak odasında saklanan yavuz hırsız misali kişisel mahremiyetlere de yer veriyormuş. Anlaşılan o ki fiziksel özellikleri kaydedilerek adeta bir denek hayvanına benzetilen fişleme mağdurları hakkında tutulan bu notlara, fişlemeyi yapanların bilinçaltını yansıtan fantazyalar da iliştirilmiş. Tüm bilimsel disiplinlere bir anda vâkıf olanlardan da ancak bu beklenirdi! Galiba birileri bu ülkenin vicdan sahibi olan solcularını, yine Hozat’ta olduğu iddia edilen ve 11 yaşındaki kız çocuğuna tacizde bulunup tutuklanarak, iki gün sonra salıverilenlerin ilişkili olduğu çevreyle karıştırdı! (Milliyet gazetesi, JİTEM’ciydi iki günde bıraktılar- Radikal gazetesi, Hozat’ta bir utanca doğru)

Gestapo uygulamalarını aratmayan bu fişlemelerde şahsıma yönelik bir dosyanın olduğundan da haberdar edildim. Diğer yandan Belediye Başkanı Cevdet Konak’a ait fişleme notlarında, ‘Karaballı’ aşireti üyelerinin ‘tamamının örgüt mensubu olduğu ve 1938 Dersim isyanı sırasında devlet otoritesine karşı geldiği’ yönünde iddialara yer verildiği de görülüyor. Ne garip değil mi, 1930’larda bölge aşiretlerini fişleyen devlet raporlarının tıpkıbasımı gibi. Bu iddialar neredeyse daha bir yıl öncesine kadar hiçbir suçu olmayan Dersimlilere 1938’de katliam yapıldığını dile getiren Başbakan’ın da tekzibi gibi!

Madem olay bu merhaleye kadar ulaştı, topu taç atışıyla Başbakan’a atalım! Sayın Başbakan, daha üniversite yazmasını dahi bilmeyen bu insanların, sizin vicdanınızı sızlatan bir katliamın mağdurlarına nefretle yaklaşmasını nasıl açıklıyorsunuz? Bunların Ergenekon davasında fişleme yaptıkları için de suçlanıp tutuklanan onlarca insandan ne farkları var? İlçede görev yapan devlet memurlarını dahi fişlemekle ‘devlet içinde devlet’ kurulduğunun farkında mısınız? Dün devlet adına Dersimlilerden dilediğiniz özrü bugün kabahate çevirenler daha ne kadar görevlerinin başında kalacak? Kızmazsanız eğer son soruma geçiyorum: Bu ülkeyi gerçekten kim yönetiyor, haberiniz var mı? (*Tunceli Üniversitesi Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi)

Bu yazı toplam 1378 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim