• BIST 106.239
  • Altın 160,342
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 6 °C
  • Elazığ 10 °C
  • Erzincan 5 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 12 °C
  • Malatya 8 °C

Dersim’in Kemalizm ile rövanşı

Yalçın ÇAKMAK

Günlerdir Dersim 1937-38 tartışmaları ve bu tartışmalar ışığında bu zamana değin söylenmemiş  birçok haber ile haşır neşir olmaktayız. Artık, bugüne değin Dersim’de yaşanmış olanların adını birebir katliam olarak koymaktan (veyahut koyduramamaktan) men edilmiş olan insanların bugün bu gerçekliği kolaylıkla ifade etmesi gibi bir gereklilikle karşı karşıyayız. Daha açık olmak gerekirse adaletten yoksun hukuk mekanizmamızın Dersim’de yaşanılanları katliam olarak nitelendirme cesareti gösterenlerin canını defalarca yaktığı hepimizin malumu. En azından ben bu durumun birebir mağduruyum. Katıldığım bir panelde bunu dile getirmiş olduğumdan ötürü, hikmetinden sual olunmaz bir savcının garip bir soruşturmasına maruz kalarak hakkımda “terör örgütü propagandası“ yapmaktan özel yetkili savcıdan dava açılması istendi.  Özel yetkili savcı bu garabeti görmüş olmalı ki, dosyanın yanına mealen şu notu da ekleyerek farklı bir garabete imza atıp dosyayı geldiği yere geri gönderdi: “ Terör örgütü propagandası yok ama suç ve suçluyu övme var.” Gerisi ise, diğer bir savcının insafına kalmış olan ayrı bir hikaye… 

 

Anlayacağınız yasalar önünde hepimiz eşit değiliz. Hukukun bağımsızlığına kendini adamış olan bir savcı varsa eğer lütfen beni yanıltsın. Başbakan’ın Dersim’de devletin katliam yaptığına dair ifade ettiklerinin haklılığı bir yana, bunu yazıp söyledikleri için haklarında onlarca soruşturma hazırlanarak hapse tıkılan insanların mağduriyetini hangi hukukun bağımsızlığı karşılayacak doğrusu çok merak ediyorum. Bu insanları mağdur kılan hukukun değerli savcı ve hakimlerine sesleniyorum: Vicdanlarınız artık hiçbir kefaret ile serbest bırakılmayacak kadar yaralı kılınmıştır! Diğer türlü, Bülent Arınç’ın siyasal jargonumuza soktuğu yeni bir üsluptan aşırılmış sözler ile seslenecek olursak, “varsa bir babayiğit savcı, Dersim için katliam dediğinden ötürü başbakana da dava açsın da görelim!”

 

Dersim Katliamı’na dair, başbakanın devletin sürekliliğine işaret ederek dile getirmiş bulundukları ve sonrasında dilediği özür birçok kesim tarafından büyük bir övgüyle karşılandı. Mütedeyyin gelenekten gelen bir başbakanın yer yer yaşarmaya meyilli gözlerle vicdanlara hitaben dile getirmiş bulunduğu gerçekler, nihayet “herkesin bildiği bir sırrı” faş etti. Şimdilik, devlet adına özür dileme sırası cumhurbaşkanına kalmış bulunmakta. 

 

Bütün bu yaşanılanlar içerisindeki en hüzünlü husus da, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun vaziyeti. Kendi daveti ile partisine buyur ettiği hemşerisi Hüseyin Aygün’ün, bugüne kadar hiçbir CHP Dersim milletvekilinin dillendirmeye dahi cesaret etmediği bir konuda, arı kovanına çomak sokarak CHP’yi tarih önünde bir muhasebe yapmaya sevk etmesi -taşımış olduğu takdire değer çıkış bir yana- Kılıçdaroğlu’nu pusuda bekleyen CHP’lilerin hışmına maruz bırakmış bulunmakta. Kılıçdaroğlu şimdi, tarihi hakikat ile Türk siyasetinin omurgasız arafı arasında kalmış bir lider durumunda. Dersim’de yapılanları çok yakından bilen bir CHP lideri olarak partisini bu yüzleşmeye hazırlaması, neredeyse imkânsız denecek kadar uzak bir durum. Böyle yaptığı takdirde de zaten geride CHP diye bir şey kalmamış olacak. Özellikle de CHP’nin bonapartist (parti-hükümet-devlet birlikteliği) geleneğini bilenler bana bu hususta hak vereceklerdir. Şimdilik Kılıçdaroğlu ve ona gönül veren rüfekası, Dersim Katliamı hususunda yapmaları gerekenleri yerine getirememenin mahcubiyetiyle olsa gerektir ki,  hükümeti Alevilerin katledildikleri diğer olayları (Maraş, Çorum, Sivas gibi) gün ışığına çıkarmamakla itham edip karşı bir atak yapmaya soyunmuş bulunmakta. Bu hususta lafı uzatmadan gediğine bırakalım. O da, Kılıçdaroğlu’nun Dersim’e dair CHP adına tarihi bir özür dileyerek partinin dibine dinamiti koyup, sine-i Dersim ve Alevilere dönmesidir. Demek istediğim, hiçbir genel başkanlığın kendi insanlarının yaşadığı zulmü dile getirmesinden daha değerli olmadığını göstererek istifa etmesidir.

 

Dersim hususunda dikkate değer önemli iki açıklama da yine bu topraklardan geldi. Bunlardan ilki, Hozat Belediye başkanı Cevdet Konak ve Radikal Gazetesi’nde kaleme aldığı “Kemalizmin şeref sözü” başlıklı yazısı. Konak’ın, 1925 tarihinde idam edilen mebus amcası Gangozade Hasan Hayri Bey hakkında dile getirmiş bulunduğu hikaye, gerçekten de tüyler ürpertici şeyler içermekte. Bu hususta Konak’ın söylediklerine ilave edilecek pek fazla bir şey yok. En azından mektepli bir tarihçi olarak şimdilik şunu ekleyebilirim. 1920-23 tarihleri arasındaki meclis zabıtlarına göz gezdiren biri olarak, Hasan Hayri Bey’in cesur ve gözü pek bir insan olduğunu ifade edebilirim. Gerek lisanı gerekse de diğer Dersim mebusları arasındaki farklılığı ile bu hususta rüştünü ispatlamış biri. Özellikle de 1921’de Koçgiri’de yapılanlara karşı, Lazistan mebusu Ziya Hurşit ve Erzincan mebusu Emin Bey ile birlikte mecliste göstermiş bulundukları ahlaki ve vicdani duruş çok önemlidir. Bu mebuslar, canlarını kurtarmak adına Koçgiri’den kaçarak Dersim’e sığınan insanların kökünü kazımak için, meclisten katliam yapma yetki isteyen gözü dönmüş bir paşa (Nurettin Paşa) ve İttihak Terakki’nin eli kanlı tetikçisi Topal Osman’ın yaptığı vahşete karşı seslerini yükseltmiş o dönem meclisinin onurlu insanlarıdır. Bundan ötürü tarih, ruhlarını şad etmiştir. Burada önemli olan husus, Cevdet Konak’ın Dersim’e dair olan yüzleşmeyi 1925’ten itibaren başlatmış olmasıdır ki, bu gerçekten de isabetli bir değerlendirmedir.  Başından sonuna kadar bu değerlendirmeye katıldığımı belirterek şunu ifade etmek isterim ki o da, Dersim Katliamı’nın Koçgiri’den ayrı değerlendirilemeyeceği ve Dersim’in, Koçgiri’de yarım bırakılan bir işin nihayete kavuşturulmuş son şekli olduğudur. Mustafa Kemal’in Koçgiri fatihi olarak gördüğü Nurettin Paşa’ya dair olan memnuniyetini, onun damadı olan Abdullah Alpdoğan ile Dersim’de taltif etmesi önemli bir gelişmedir. Neticede de, akraba olan iki paşanın Koçgiri ve Dersim’i kana bulayarak bir katliam yapmaları gerçekliği ile karşı karşıyayız.

 

Bir diğer önemli açıklamada Tunceli Üniversitesi Rektörü Durmuş Boztuğ’un dile getirdikleri oldu. Boztuğ’un, Cevdet Konak’a benzer beyanlar ile ifade ettiklerine ilaveten yaptığı öneriler, adeta atılması gereken ilk adımın da yerindeliğine vurgu yapmakta. Bunlar, Dersim’de bir katliam anıtının dikilmesi, Dersim isminin geri verilmesiyle beraber üniversitenin isminin de Dersim Üniversitesi olarak değiştirilmesi ve Dersim olaylarını araştırma konusunda üniversite olarak koordine görevini üstlenme önerileri. Evet, sayın Boztuğ’un her üç önerisi de bugün gelinen nokta itibarı ile çok makul ve yapılması gereken şeylere işaret etmekte. Acaba sayın rektör, diğer önerilerindeki haklılığı bir yana, üniversitenin adını Dersim Üniversitesi olarak değiştirme hususunda ivedi bir değerlendirme ile böyle bir değişikliğe gidemez mi? Böyle cesurca bir değişikliğin, üniversite bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dersimli akademisyenler açısından da takdire layık olacağını özellikle belirtmek gerekir. En azından ben, katliamın “tunç eli” ile özdeşleşmiş bir addan esinlenerek ismini almış bulunan bir üniversite adını kullanmaktansa, yöre halkı tarafından kabul edilmiş olan kendi isimleri ile anılan bir üniversitenin imzasını kullanmayı öncelikli bir tercih olarak gördüğü belirtmek isterim.

 

                Şimdilik bu hususta dile getirmek istediklerimi, “Dersim Dil Teorisi” başlıklı bir diğer yazı ile önümüzdeki günlere bırakıyorum.

Yalçın ÇAKMAK

Bu yazı toplam 3495 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim