• BIST 94.282
  • Altın 144,767
  • Dolar 3,5628
  • Euro 3,8748
  • Tunceli 9 °C
  • Elazığ 8 °C
  • Erzincan 8 °C
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 11 °C
  • Malatya 11 °C

Cep aynaları ve mühür

Ercan TOPAÇ

Bunu yazmadan geçemezdim. Hepinizin malumu olduğu üzere Dersim’in Hozat İlçesi’ne bağlı Bargini Köyü Seka Sure mevkiinde bir toplu mezar açıldı. Dersim’in acılı tarihiyle yüzleşilmesi anlamında bu bir ilkti. Bütün bunlara ilişkin detayları yaptığım haberlerde paylaştım. Ancak beni bu yazıyı yazmaya iten sebepler başka.

Bir kere insanların topluca katledildiği mevkide günün her vakti esen rüzgarın iliklerime işleyen soğukluğunu hiç unutmuyorum. Ki bu soğukluğu sanırım o mevkide her mevsim hissetmek mümkün olsa gerek.  Ağuçan mensupları topluca katledildiklerinde tarih 14 Ağustos 1938’i gösteriyordu. O günleri yaşayanların anlatımlarına göre aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 24 kişi samanlıkta ateşe verilerek yakılmış. Yaşlı bir annemizin söylediklerine göre alev topuna dönen samanlıktan çıkmaya çalışan insanlar süngülerle gerisin geri alevlerin arasına itilmiş. O esnada fırsatını bulup kaçan bir kadının geri dönmesi için samanlıkta bulunan ve henüz yangından nasibini almamış bir küçük çocuk ağlatılarak samanlığın bulunduğu alana gelmesi sağlanmış. Ana yüreği dayanamıyor çocuğunun ağlamalarına döndüğünde o da samanlığın içine atılarak yakılıyor.

ic-001.jpgMevkiinin seçilmesi tesadüf mü bilmiyorum. Hepiniz, hangi mevsim olursa olsun rüzgarın ateşi nasıl harladığını bilirsiniz. Bilinçli seçilmiş bir mevki gibi. Samanlık, alev ve rüzgar.  Hele hele de aylardan da Ağustossa. Otlar susuzluktan kırılmışsa. Kavrulmuş bozkırlar ılık bir yel bekliyorsa.

Seka sure’de bunlar yaşanırken köylük yerde neler oluyor peki? Bunu da bir tanıktan dinledim. O yıl henüz 6 yaşında ancak yaşadığı travma o kadar derin kazınmış ki bilinçaltına. O gün yangından kurtulanlar; yani köyde olanlar sıranın kendilerine de geleceğini düşünerek hazırlık yapıyor.  Askerin zulmüne, tecavüzüne uğramamak için kadınlar için darağaçları kuruluyor; ipler hazırlanıyor. Hepsinden askerin köye yaklaşması durumunda kendilerini asmaları isteniyor. O yalnız, biçare ve hiçbir Allah’ın kulunun feryatlarını duymadığı zamanda ocaklar, ziyaretler dile gelmiş olmalı ki gerisi bu zulümden kurtuluyor.

İşin başka bir boyutu da şu. Katledilen insanlar Ağuçan Ocağı mensubu. Bu insanlar inançları gereği kimseyi zerrece incitmemiş, kırmamış yine inançları gereği yanlarında kesici olduğu için çakı dahi taşımayan insanlar. Aralarında çocuklar, yaşlı kadın ve erkekler var.  Ağuçan ocağı için anlatılan rivayete göre, keramet gösteren pir, zehri içip parmaklarından bal olarak damıtmış. Zehri siz içirdiniz ve 77 yıl sonra o insanlar gün yüzüne çıkan kemiklerinden bal olarak damıtıyor. Bunu nereden biliyorum. Cep aynaları ve mühürler duruyor hala. Hiçbir gerçek sonsuza kadar saklı kalmadığı gibi katletmiş olsanız da ölüler bir gün sizlerden hesap soruyor. Ayna ve mühür bu anlamda 77 yıl sonra sizlere bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Beden, kemikler çürüse de bir şeyler sağlam kalmayı başarıyor. Zulmün tarihini toprağın derinliklerine de gömseniz günün birinde fışkıracak bir damar buluyor mutlaka. Hozat’ta bu oldu bence.

 Kemikleri, kafataslarını, onlara sıkılmış kurşunları yok sayarak sadece mühür ve aynalardan bahsetmek istiyorum. Onlar ocak sahibiydi. Cep aynaları taşırlardı ceplerinde. Ola ki günün birinde bir yanlışa düştüklerinde bilerek ya da bilmeyerek birilerini incittiklerinde; vicdanlarından, yastıklarından önce aynalarla hesaplaşırlardı. Ayna hesaplaşmanın önemli bir objesidir çünkü. Belki vicdanlarınızı da yeri geldiğinde kandırabilirsiniz ama bu hayatta aynalardan kaçabilen birini tanımıyorum. Çoğu zaman denkleştiğimde okkalı bir küfür ve tükürükle okşamışımdır aynaları. Onlar, 77 yıl öncesinden zulmünüzü haykırıyor ve artık çıkın karşısına aynaların yüzünüze, vicdanınıza tükürün diyor.

Mühürlere gelince. Toplu mezardan çıkan iki mühürde Hasan ve Halil ismi yazılı. Hasan’ın mühründe 930 yazıyor. Köy muhtarı o dönemlerde. Devlet kendisini temsil etsin diye yetki verdiği kişiyi de katletmekten çekinmemiş. Zulüm gizlense de zulmedilenler; ölüm gizlense de öldürülenler yıllar öncesinden mührünüzü cep aynalarıyla tuzla buz ediyor. Şimdi aynaya bakıp mührü kalbinizin en zulümkar yerine basma zamanı. Şimdi yüzleşme zamanı. O ağudan içip yüreğiniz yetiyorsa parmaklarınızdan bal damıtma zamanı.

Ha, unutmadan başka bir katliam mezarından da boncuklar fışkırıyordu…

 

                                                                                                                                                 

Bu yazı toplam 5457 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim