• BIST 106.239
  • Altın 160,342
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Tunceli 6 °C
  • Elazığ 10 °C
  • Erzincan 5 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 12 °C
  • Malatya 8 °C

Asimetrik savaşın, simetrik sonuçları!

Yalçın ÇAKMAK

AKP iktidarı ve Cemaat arasındaki gerilimden ötürü yaşanan son gelişmelerin, bugüne değin, belirli aralıklarla siyasete damgasını vuran ‘gündem trafiğinin’ en yoğun hâllerine tekabül ettiğini görüyoruz. Olayların bu yönüne dair epey bir yazılıp çizildiği için, buna dair yapılan yorumlara bir yenisini eklemeyi, en azından şimdilik pek gerekli görmüyorum. Öyleyse nedir derdim!

21. yüzyıl Türkiye’sinin ilk çeyreğine damgasını vuran AKP ve onunla ittifak hâlinde olan Cemaat’in, yakın bir zamana değin, belirli bir mağduriyet retoriği üzerinden iktidar paylaşımı hususunda birlikte hareket ettikleri, hemen hemen herkesin malumudur. Her iki kesim de, bir yandan karşılarına aldıkları vesayet rejimi ve onun meydana getirdiği toplumsal travma ile ‘mücadele’ ederken; diğer yandan, içeriden kaçınılmaz olarak, birbirlerinin aleyhine yönelik bir genişlemeyi de peyderpey yürütmekteydi. Gelinen nokta itibarıyla, sözkonusu olan bu birlikteliğin sona erdiği ve Cemaat’in de facto bir güç odağı olarak, bırakınız AKP’ye gözdağı vermeyi, bu ‘gözleri dağlamaya’ değin işi götürdüğünü görüyoruz. Bu nedenle, AKP’nin ciddi bir bunalım içine girdiğini söylemek mümkündür. Peki ya diğer türlü, yani Cemaat’in bundan ötürü neler kaybettiği hususu! Öyle ki, en son Fethullah Gülen’in ettiği beddualar sonrasında, bu kaybedişin biraz daha netleştiğini görebilmek de olanak dâhilinde. Yalçın Akdoğan’ın ‘kaybet kaybet sarmalı’ olarak ifade ettiği raddenin başlangıcı da bu olsa gerek. Şöyle ki…

 

 

KOLUN, YEN DIŞINDA KIRILMASI

 

Gerek AKP’nin gerekse Cemaat’in siyasal söylemlerinde, İslam’ın temel bir referans kaynağı olarak kullanılıp, bunun da özellikle, büyük çoğunluğu bu dine mensup olan Türkiye ahalisi nezdinde, etkili birer ‘araç’ olduğu görülmekte. Her ne kadar ikisi de, İslam’ın birer araçtan ziyade ‘amaç’ olduğu fikrini savunsa da, birbirlerinin aleyhine gerçekleştirdikleri uygulamaların, anlata geldikleri kendi İslam anlayışlarıyla da iler tutar bir yanının olmadığı söylenebilir. Bunlar, olayın tali tarafında yer alan meseleler! Esas olarak, Cemaat’in AKP’ye karşı aldığı pozisyonun tek başına AKP’yi değil de, AKP’yle birlikte hem kendisini, hem de her ikisine gönül veren toplum açısından Cemaat’i suçlayıcı bir algıya neden olduğundan söz edilmekte. Zira AKP’ye oy veren mütedeyyin kesimin, bu parti ile ilgili olarak ortaya çıkan iddialara inanıp inanmaması bir yana, nihai kertede yine AKP’yi tercih edip, yoluna onunla devam edeceği gibi bir durumla da karşı karşıyayız. Onlara göre AKP, inançlarını bastıranlara karşı, yine bu inanç üzerinden tahkim ettikleri kimliği temsil eden bir ‘sembol’ ve aynı zamanda, üzerine bu sembolün nakşedildiği ve ele güne karşı da yere düşürülmemesi gereken bir ‘bayrak’ hâlini aldı. Bu nedenle tepkileri, ismi yolsuzluklara karışanlarla birlikte, daha çok bu yolsuzlukların ifşa edilmesinde parmağının olduğu düşünülen Cemaat’in kendisine yönelecektir! Neden mi? Çünkü AKP’ye oy verenler de en az vermeyenler kadar, parası ‘deniz’ olan devletle girilen her türlü ilişkilenmenin, bu ‘parayı’ yemeyenin adeta ‘kerizden’ sayılacağı bir toplumsal kültürün hem ‘üreticisi’ hem de ‘muhatabıdır’. Buna bir de, son günlerde tartışıla gelen Cemaat- CHP yakınlaşması eklenince, kırılan kolun daha erken bir sürede kaynatılıp, meydana gelen irtifa kaybının bir an önce engellenmesi de adeta bir gereklilik hâline gelmektedir. Yanı sıra, sözkonusu gelişmelerin AKP tarafından uluslararası bir komplo olarak nitelendirilmesinin ve ayrıca Kılıçdaroğlu’nun ABD ile ABD Türkiye Büyükelçisi’ni ziyareti ve son olarak da Amerika üzerinden Gülen’in pozisyonunun tartışılmaya açılması, AKP’nin bu krizden çıkmak için tabanına vereceği mesajların neler olacağını şimdiden gösterir gibi. Bu nedenle AKP’nin seçimlerde, üçlü ‘şer’ eksenine Amerika, Cemaat ve CHP’yi oturtup, ‘anti’ yönü ağır basan bir İslamcı söylemi kullanacağını tahmin edebilmek için kâhin olmaya gerek yok! Yapacaklarının sadece bununla sınırlı kaymayacağını düşünmek bir yana, o hâlde en kazançlı çıkan kesim kim olacak?

 

Kanaatime göre, 90’lı yıllardan itibaren devam edegelen hükümet krizleri üzerinde belirgin bir ağırlığı olan Kürt siyaseti, bu güç ve tecrübelerinin de farkında olarak, resmettiğimiz bu ikili kamplaşmanın dışındaki bir üçüncü cephe olmanın avantajıyla, bu atmosferde en fazla ‘oksijeni’ soluyan taraf olacak. Çünkü AKP’nin İslamcılığına dair dile getirilen eleştirilerden ötürü Doğu’daki seçmeninden kaybedeceği oyların büyük bir kısmının, yine seçmen açısından, bu kez de Kürt kimliğinin ön plana getirilerek BDP’ye yönelmesi gibi güçlü bir ihtimal sözkonusu. Bunun için BDP’nin, bundan sonra AKP’ye karşı yürüttüğü politikada, İslami yanı daha ağır basan bir söylemi tercih etmesinin ne tesadüf, ne de tutarsızlık olacağı söylenebilir. Hele ki önümüzde CHP gibi bir şaşkın ördek yavrusu duruyorken!

Yalçın ÇAKMAK

 

yalcincakmak82@gmail.com

Bu yazı toplam 1484 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim