• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • Tunceli -3 °C
  • Elazığ 0 °C
  • Erzincan -3 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Malatya 1 °C

AHMET KAYA’DAN SEYFİ DOĞANAY’A İKİYÜZLÜLÜĞÜMÜZ

Mazlum GÜLER

Sene 1994 üniversitede ilk yılım. Doymaz bir iştahla kitaplara saldırıp, sabahlara kadar derin siyasal tartışmalar yapıyorduk. Bolca sigara tüketip, paramız yettiğince bira alıyorduk. Kafamız dumanlanınca bağlamalara sarılıp avazımız çıktıkça türküler söylüyorduk.

Repertuarımız hep aynı sıralamayla ilerliyordu. Başlarda ve nispeten ayık kafayla Grup Yorum, Kızılırmak ve Ferhat Tunç çalıyorduk. Muhabbet ilerledikçe daha yerel türküler ve uzun havalar. İyice kafamız hoş olunca Ahmet Kaya’dan başlayıp Seyfi Doğanay’dan çıkıyorduk. Bu garip sıralamayı başlarda nedense hiç anlayamamıştım. Örneğin başlangıçta Ahmet Kaya’dan söylemeye kimse yanaşmıyordu. Nedense başlangıçta herkeste slogan atma ve avazı çıktığınca bağırma isteği hasıl oluyordu.

Bir gün arkadaşlarla bir türkü bardaydık. Sahnede gayet iyi tanıdığımız üniversiteden bir arkadaşımız söylüyordu. Ki zaman zaman bu arkadaşımızla ev ortamında da çalıp söylerdik. Zamanın yeterince ilerlediğine kanaat getirince peçeteye Ahmet Kaya’dan bir istek yazıp garsonla sahneye gönderdim. Epeyce beklememe rağmen şarkı çalınmadı. Belki gözden kaçmıştır diye yeniden yazdım gönderdim, ama -samimi bildiğim- arkadaşım yine çalmadı. Açıkçası hem şaşırmış, biraz da bozulmuştum.

İnatla programın bitmesini bekledim ve arkadaşıma neden çalmadığını sordum. Anlattıkları karşısında kelimenin tam anlamıyla şoke olmuştum. Ona göre Ahmet Kaya oportünist biriydi. Aynı zamanda döneğin tekiydi. Ve hatta artık söylediği şarkılar arabesk kokuyordu. Dolayısıyla bir daha asla onun şarkılarını çalmayacağını söyledi. Şaşırmış kalmıştım. Çünkü her gün evde arabeskin en afilisini söyleyip şişenin dibini bulan arkadaşım, tribünlere karşı derin devrimci kesilmişti. Yine Ahmet Kaya’nın dilinden söyleyecek olursak “nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça” bir durumdu.

Geçen gün Dersimli ozan Seyfi Doğanay’ın hayatını kaybettiğini duyunca bu anıyı yeniden hatırladım. Ve acı bir gülümsemeyle bir kez daha geçmişe daldım. Bizim solcuların kronik hastalıkları geldi gözümün önüne. Fiyakalı ve bolca yabancı kelimelerle süslü nutuklar atmanın ve bolca ajitasyon çekmenin makbul bir devrimci olmanın ilk şartı gibi görülmesi canımı sıktı yeniden.

O tür ortamlarda puan toplamanın formülü çok basitti. Mümkün olduğunca çok kişiyi eleştireceksin. Hatta aşağılayacaksın. Sonra kendinin ve kimsenin anlamadığı kelimelerle örnekler vereceksin. Yerel olan ne varsa yerin dibine batırıp, yabancı yazar ve müzisyenlerden bolca örnekler vereceksin.

Oysa sol ve devrimci olmanın ilk şartı yerel değerlere saygı duyup buradan hareketle evrensele ulaşmaktır. Birlikte mücadele ettiğin halkın değerlerine, inanç ve kültürüne acımasızca saldırarak, eleştirerek ve aşağılayarak ilerici olunamayacağını bir türlü öğrenemedik biz. Popülizm ve hamaset yüklü nutuklar atarak kısa vadede cahil yığınları etkileyebilirsin. Hatta zavallıca hayalini kurduğun kısa vadeli şöhret ve itibarı kazanabilirsin. Ama uzun vadede halkla bağların koparmış marjinal bir grup haline dönüşmekten kurtulamazsın.

Her fırsatta diline doladığın “lümpen proletarya” söylemiyle halkı aşağılarsan, gün gelir yanında proletarya kalmaz. Ve sen de lümpen ortamlarda kaybolup gidersin. Sonra da “bu halk bizi anlamıyor” ağıtları yakarsın. İşte bu noktadan sonra o beğenmediğin arabesk kültürün girdabında boğulup gidersin. İşte bugün geldiğimiz nokta tam da sözünü ettiğim yerdir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup ezberci ve kes yapıştır fikirlerle bir yere varamayacağımızın en açık örneklerini yaşıyoruz.

Konumuzun çıkış noktası Ahmet Kaya, Seyfi Doğanay, Kıvırcık Ali gibi sanatçılar hayattayken işte hep bu tür bağnazlıkların hedefleri oldular. Kendi yaşamlarında en ufak bir şey üretmeyen emek vermeyen sözüm ona solcular, emek veren ve üreten insanları yerin dibine batırmayı kendilerince devrimcilik ve ilericilik sandılar. Oysa yaptıkları müzik türü ne olursa olsun sözünü ettiğim sanatçılar milyonlarca insanın yürek teline dokunabilmiş insanlardı. Çünkü içinde hiçbir kibir beslemeyen samimi duygular vardı. Çünkü notalarıyla bu ülke insanının yaşamına ayna tutmayı başarabilmişlerdi. Çünkü o tutulan aynada kavga ve isyanın yanında duygular da vardı. Aşk da vardı. Sevmek, sevilmek ayrılık hasreti çekmek, kavuşamamak, fakirlik ve yokluk, parasızlık, bazen umut ve bazen de umutsuzluk vardı. İşte saydığım bütün bu duyguların tamamı da insana özgü şeylerdir.

Bütün bunları söylerken sözünü ettiğim sanatçıların müzikleri de asla yoz ve sıradan müzikler değildi. Hepsi alanında gayet kaliteli ve özgün müzikler üreten sanatçılardı. Örneğin Seyfi Doğanay şehir kültürünün acımasızlığını vurgularken, abisi Hüseyin Doğanay Dersim’in unutulmaz bir dengbejiydi. Gözleri görmemesine rağmen yürek telinden ürettiği sayısız eserle yeri doldurulamayacak eserler bırakmıştır.

Yine Dersim müzik ve kültürüne muazzam katkılar sunmuş “devrimci” kelimesini sonuna kadar hak eden sanatçılar Metin ve Kemal Kahraman kardeşler de birkaç yıl önce aynı tahammülsüz histerinin saldırısına uğradılar. Nedeni ne olursa olsun sola ve Dersim kültürüne bunca katkı sunmuş bu insanları bir anda yerin dibine batırmak hatta fiziksel şiddet uygulamak bana göre yobazlıktan başka bir şey değildir. Hatta karşısında olduğumuzu iddia ettiğimiz sokak kabadayılığının ta kendisidir.

İşin trajikomik tarafı, toplumsal histeriyle linç seansları düzenlediğimiz bu sanatçılar hayatını kaybedince ilk ağıt yakan da yine bu histerik arkadaşlar oluyor. İnanmayanlar bugünün türkü barlarına baksınlar. Duvarlarda bu sanatçıların devasa posterleri asılıdır. Sahnedeki gruplar sabahlara kadar yine bu sanatçıların eserlerini söylemektedirler. Ve dinleyenler kendinden geçercesine eşlik edip şişenin dibine vurmaktadırlar.

Bana göre zararı yok. Posterini assınlar, türküsünü söylesinler ama birazcık samimi ve dürüst olsunlar. Daha dün toplu seanslar halinde aşağılayıp küfürler yağdırdığınız ve hatta linç ettiğiniz insanlara bugün birden bire aşkla sarılmanız neyin nesidir, ne kadar dürüstçedir? Hiç kimse kusura bakmasın baylar bayanlar. Bunun adına ölüsevicilik, üçkağıtçılık ve timsah gözyaşı denir. Son günlerde herkesin sosyal medya üzerinden pürtelaş Seyfi Doğanay şarkıları yayınlaması da aynı samimiyetsizliğin ürünüdür. Bu halimizle AKP zihniyetinden bir farkımız kalmaz. Çünkü Ahmet Kaya hayattayken onu linç edenlerle öldükten sonra onun üzerinden oy devşirmeye çalışanlar yine aynı kişilerdi.

Şimdi şapkamızı önümüze koyup samimiyetle düşünmemiz gerekiyor. Siyasal tavrımızı rüzgarın yönüne göre değil evrensel doğrular üzerine konumlandırmalıyız. Aksi halde rüzgarın önündeki kenger gibi bir oraya bir buraya savrulup dururuz. Ve maalesef hizmet ettiğimiz sol düşünce bir adım yol alamaz. Ve biz de bu halk bizi neden anlamıyor diye düşünüp dururuz…

Mazlum GÜLER

mazguler@hotmail.com

 

 

Bu yazı toplam 4028 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 7
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim