• BIST 99.835
  • Altın 240,998
  • Dolar 5,7445
  • Euro 6,4830
  • Tunceli 0 °C
  • Elazığ -1 °C
  • Erzincan -7 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 6 °C
  • Malatya -2 °C

Ahhh!

Ercan TOPAÇ

Pülümür'de müdavimlerinin genelde yaşlılar olduğu bir kahvehanede otururken yanıma gelip oturan amca: "İnsanların ahlarının yanında kuşların, börtü böceğin; toprağın, yabandakinin de ahı vardır. Onların ahları insanınkinden daha derindir" deyince muhabbetin nereye gideceğini de merak ederek amcaya "anlamadım" dedim.

Başka bir şey dememe fırsat kalmadan amca anlatmaya başladı: "Oğlumu kaybedeli yıllar oldu. Acısı hala sol yanımda derin bir sızı. Annesinin yüreği dayanmadığı için o da oğlumuzun ölümünün hemen ertesinde göçüp gitti. Yani anlayacağın yitirdiklerimin sızısı bana emanet kaldı. Tek tesellim ve beni bu güne kadar hayatta tutan en büyük dayanağım Pülümür Vadisi ve dağlar oldu. Ne vakit kendimi yabana atsam dağ keçileri sanki sözleşmişcesine yanıma akın ediyor. Önceleri bunu yaşlı bir adam olmama ve onlara zarar vermeyeceğime yorduklarını düşünmüştüm. Ancak sonrasında durumun öyle olmadığını anladım. Bak, sana onu da anlatayım. Bunu ne vakit anladım biliyor musun? Kendimi yabana attığım bir gün, dağ keçisi avuçlarımı yalarken gözlerinden damlayan yaşla birlikte anladım. Yabani; kayalardan kayalara seken, kurda kuşa yem olmamak için didinip duran keçinin gözyaşı olabilir miydi? İki elimle yüzünü kavradım keçinin gözlerinin ta derinine baktım. Dağların rüzgarını, koyaklara değen ilk gün ışığını gözlerinde saklayan keçi gerçekten ağlıyordu. O gözlerde oğlumu ve ardından kaybettiğim karımı gördüm. Sımsıkı kucaklayıp dağ keçisini ben de ağladım. İkimizin yabanda akıttığı o yaşlarla ikimiz de birbirimizi affedip arındık."

Amcanın anlattıkları beni dumura uğratmıştı. Madem amca affedilmiş ve affetmiş; arınmış. O halde soramadan edemezdim: "Amcacığım çocuğunuzu nasıl kaybettiniz?"

Amcam, yeniden anlatmaya başladı:

"Evimizin tek çocuğuydu. Bin bir emekle büyütmüştük. İyi bir çocuktu. Tek tutkusu silahtı. Önceleri silaha olan merakını anlamaya çalıştık. O vakitler bembeyaz da bir tayımız vardı. Sabah kahvaltısının ardından silahını kuşanıp yabana giderdi. Gün akşama dönerken, yeleleri rüzgarla savrulan tayla birlikte dönerdi gittiği yerden. Gel zaman git zaman çocukta av merakı başladı. Ne kadar uyardıysak da para etmedi. Tutkusuna çare bulamayınca bari serçeleri; dağ keçilerini vurma diye telkinde bulunduk ben ve annesi. Dinlemedi. Günlerden bir gün hiç unutmuyorum Zemheri ayıydı arkadaşlarıyla ava gitti. Av dönüşü suskun ve mutsuz görünüyordu. Ben ve annesi ne kadar çaba harcadıysak, ne kadar konuşmak istediysek tek kelime etmedi. Sanki dilsizleşmişti. Günler günleri kovaladı ancak bitmedi suskunluğu. En son dayanamadık birlikte ava gittiği arkadaşlarıyla görüşmeye karar verdik. Arkadaşlarından biri oğlumun o gün, dağ keçisini vurduğunu; başına gittikten sonra vurduğu keçiyi oracıkta bıraktığını, konuşmasının ardından adeta dilsiz kesildiğini anlattı. Arkadaşının anlatımına göre, oğlum, "Ziyaretin tam da tepesinde duran dağ keçisini gördüğümde silahı doğrultup ateş etmeye hazırlanırken onun sakalları ak bir ihtiyara dönüştüğünü gördüm. İrkilerek namluyu yere indirdim. Gözlerimi ovuşturarak ikinci kez silahı doğrulttum yine aynı ak saçlı ihtiyarı gördüm. Yeniden silahı indirip çıplak gözle baktığımda dağ keçisini gördüm. Üçüncüde de aynı mevzu olunca bunun bir yanılsama ya da ihtiyarın bana bir oyunu olduğunu düşünerek sonuna kadar asıldım tetiğe. Keçi mi ihtiyar mıydı bilmiyorum kayalığın zirvesinden yuvarlandı aşağıya. Aklımdaki sorularla, beynimin yanılsamasıyla soluk soluğa koşturdum düştüğü yere. Gittiğimde dağ keçisi aşağıda yaralı duruyordu. İyice yanına sokulduğumda ağladığını gördüm. O kadar yürekten; o kadar derinden ağlıyordu ki gözyaşları;kanına karışıp kar tanelerinin aklığına akıyordu. Benim de doldu gözlerim. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Ağır ağır serpiştiren kar taneleri gözlerime doldu. Her ne kadar son mermiyi kafama sıkmak geçtiyse de içimden mermiyi kar taneleri ile gökyüzünün sonsuz boşluğuna sıktım" dedikten sonra susmuş.

Bizlere de sirayet eden bu suskunluktan bir süre sonra tam da akşam vakti tam da yatmaya hazırlandığımız, tam da sobanın cayır cayır yandığı bir vakit oğlumun kaldığı odadan bir silah sesi duyduk. Ben ve annesi koşturarak odaya girdiğimizde oğlumu vurulmuş halde bulduk. Simsiyah saçlarından kızıl kanlar akıyordu ak yastığına. Ses, gecenin sessizliğini bozsa da biz gözyaşlarımızla derin bir sessizliğe gömüldük. Kayalıklardan düşer gibi, ak saçlı ihtiyar gibi. Ardından da acısına dayanamayan eşim gitti. Bir ben kaldım. Hala zemheride tedirgin dağ keçilerinin gözyaşlarıyla. İnsanların ahlarının yanında kuşların, börtü böceğin; toprağın, yabandakinin de gözyaşları; ahı vardır. Sen, sen ol kimsenin ahına alma."

Ne diyebilirdim ki amcaya?

Ercan Topaç

Bu yazı toplam 10683 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim