• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • Tunceli 3 °C
  • Elazığ -3 °C
  • Erzincan -5 °C
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 8 °C
  • Malatya 0 °C

1925 ZİHNİYET KALIPLARI ACILARIMIZI BÜYUTÜR!

Yusuf Baran Beyi

Kürtlerin çağımızın toplumsal bir talebi olan ÖZYÖNETİM beyanına, bile tartışmaya gerek duymadan, imhayla karşılık veren bu ülkenin siyasi aktörleri, halen 1925’lerin zihniyet kalıplarıyla hareket ettiklerini görüyoruz. Çözmeye cesaret edilmeyen yüzyıllık bu sorun, Türkiye’nin geleceğine döşenen bir mayın olarak, bu ülkenin çocuklarına miras bırakılıyor. Kürtlerin “bölücü-vatan haini ve terörist” olarak gösterilmesi ise, Fransa’nın Cezayir halkına karşı sürdürdüğü itibarsızlaştırma propagandasını hatırlatıyor bize. Anlaşılan odur ki öldürme, tutuklama ve itibarsızlaştırma olmak üzere, değil 90’lı yılları, 1930’lu yılları anımsatan bir döneme giriyoruz. Oysa sorunu çözme yönteminin imha yolu ile olmayacağını, tarih yeterince bize sır sufle veriyor.

 

Tarihin referans noktalarını de göz önünde bulundurarak, Kürt sorununun büyük fotoğrafına baktığımızda, Rojava’daki Kürtlerin varlığını kendi geleceği için sakıncalı gören bir Türkiye göze çarpıyor. Burada Türkiye’nin, Kürtlere yaşama şansı ve alanı bırakmak istemediğini siyasi atraksiyonlarında anlamak mümkündür. Bütün dünya, Türkler ve Kürtler biliyorlar ki Türkiye’nin DAİŞ ile bu kadar haşir neşir olmasının altında yatan neden, Kürt korkusu ve Şii meselesidir. Bu nedenle Erdoğan, bölgede Kürt ve bir Şii yapılanmasının olmaması için, sadece diplomasi geliştirmiyor, adeta boğazına kadar savaşın içine dâhil olmuş bir aktör konumuna gelmiştir.

 

Tel-Abyat’ın düşmesiyle, Türkiye’nin içerde savaşın düğmesine basması, Kürtlerle bölgesel savaş konseptine girişi olarak görmek mümkün. Suruç katliamı, kandilin en ağır şekilde bombalanması ve sonrada gelişen kanlı olaylar zinciri, bu kararın ayak izlerini taşıyor. Türkiye’de yanan ateşin sebebi sadece iç dinamikler değil, Rojava’daki gelişmelerin çok büyük etkisinin olduğu artık anlaşılıyor.

 

Halen “Kürtler ne istiyor?” sorusuna gelince; Siyasi arenada şimdiye kadar hep Kürtlerin ileri sürmüş olduğu talepler üzerinde tartışmalar yürütüldü. Devletin ve Hükümetin Kürt sorununu nasıl çözeceğine dair bir projesi, hiçbir zaman toplumun önüne gelmedi. Bunun nedeni, Erdoğan eksenli siyasilerin + derin devlet aklının soruna çözüm üretmek değil, dayatılan çözümsüzlük yaklaşımlarıdır. Bu, meseleye hakkaniyetsiz ve dürüst olmayan, planlı siyasi bir atraksiyondur.

 

Savaşın harlandığı, insanların öldüğü, cenazelerin geldiği ve feryatların yükseldiği her dönemde, Kürtlere yönelik hep söylenen bir söz vardır. “Efendim ortam gergin, hassasiyetler vardır, bunları konuşmanın zamanı mı?” gibi Kürtleri susturan bu yaklaşımlar artık patinaj yapıyor. Beş yıl ateşkes yapıldı, ardında değişik zamanlarda yine karşılıksız ateşkesler uygulandı. Ama bu süreçlerde Kürt sorunu yokmuş gibi hep davranıldı. Sorunu konuşmak, çözüm getirmek gibi, hiç kimsenin derdinin olmadığı bir ruh hali yaşadı bu ülke.

 

Peki, on binlerin canına ve malına mal olan bu sorun, ne zaman ve nasıl çözülecektir? Bu sorun hep ipe un serilerek ötelendikçe, insanların ölmesine ve yaygınlaşan daha ağır acılara zemin hazırlanmış olunacaktır!

 

Yazıktır günahtır! Bundan böyle hiçbir insanımızın ölmesi istenmiyorsa, yüzyıllık bu sorunun diyalog ve konuşma yoluyla çözülmesi gerekmektedir. Ne yazık ki Kürtler barış dedikçe, birileri inadına savaş diyor. Kimse kimseyi artık kandırmasın, Kürtler varlık nedenlerini ve dolayısıyla haklarını talep ederek, hukuki ve yasal bir statü istiyorlar. Bu makul talebi bile siyaseten olumlu görmeyen bir zihniyet, sadece Kürtlerin değil, bu ülkenin acılarını büyütür.

 

Şayet Kürtlerin bu insani haklarını gasp edip, vermediğiniz zaman, bu haksız ve kirli savaş, çocuk, yaşlı ve kadın demeden can almaya devam edecektir. Sonra dönüp bu savaşın müsebbibini Kürtleri göstermek haksızlık olacaktır.

 

Dayatılan bu çözümsüzlüğe, öncelikle vicdan sahibi Türklerin sokağa dökülüp, bu lanetlik savaşı durdurmaları gerekir. Bunun eylemlerle ortaya konması lazım. Özellikle kendisine sosyal demokrat diyen ve Sosyalist Enternasyonalin üyesi olan, CHP’ye çok ama çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. CHP’nin uluorta tutumu, savaşın yürütücülerine cesaret verdiğini, CHP bilmelidir. Bu tarihi ve ağır bir vebaldir. Basına dair sözü ise Sayın İlber Ortaylı Hocama bırakıyorum; “Köprüde Aktosun kurtarma masallarını değil, ana kucağında vurularak ölen Kürt çocuklarını yazınız satılmışlar.”

 

Evet, yeni bir yıla girdik. Ve Kürt çocukları yeni yıla girerken; “… Bize yeni bir yıl değil, yeni bir insanlık gerekir.” diyerek çığlıklarıyla, gözyaşlarıyla vicdanlara sesleniyorlar!

Bu yazı toplam 5623 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim