• BIST 114.809
  • Altın 397,185
  • Dolar 6,8596
  • Euro 7,7623
  • Tunceli 20 °C
  • Elazığ 18 °C
  • Erzincan 15 °C
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 21 °C
  • Malatya 19 °C

Tunceli’de Uluslar arası Dersim Sempozyumu düzenleniyor

Tunceli’de Uluslar arası Dersim Sempozyumu düzenleniyor
Tunceli Üniversitesi tarafından düzenlenen ve ilin tarihi, ekonomisi ve toplum yapısının tartışıldığı 1. Uluslar arası Dersim Sempozyumu başladı.

Üç gün sürecek olan sempozyumun Grand Şaroğlu Hotel’de düzenlenen açılışına Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Bahaettin Cebeci, AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin, Cumhuriyet Başsavcısı Hayati Keskin, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Sinan Akdoğan, yerli yabancı bilim adamları, akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, Tuncelililere ve devlete seslendi.

Boztuğ konuşmasında, Tuncelililere “Lütfen Aleviliğinizi, Zazaki, Kurmanci değerlerinizi, sol düşünce yapınızı koruyun ama ülkemizin ana eksenine entegre olmanın yollarını arayın” dedi.

Devlet yetkililerine de çağrı yapan Rektör Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, “Şimdi de ülkemizin ana eksenine, devletimize, hükümetimize, milletimize sesleniyorum ve tarihi görevimi yapmak istiyorum. Lütfen Tuncelilileri, Dersimlileri daha başından itibaren Alevi olarak, daha başından itibaren Zazaki Kurmanci ana dilleri var olarak, sol düşünceye sahip olarak kabul edin, bağrınıza basın. Onların uzattıkları eli tutun, öpün, sarılın bir daha kardeş olarak o eli bırakmayın. Farklılıklarımıza rağmen, çeşitliliklerimize rağmen bunları bir zenginlik olarak kabul edin. Tunceliliyi, Dersimliyi sıkı sıkı bağrınıza basarak ülkemizin birlikte hukukun, demokrasinin, insan haklarının, ekonominin temel kuralları evrenselleşmesi yolunda yolumuza devam edelim” dedi.

dersim_ic.jpg

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Bahaettin Cebeci de yaptığı konuşmada farklılıkların zenginlik olduğunu değindi.

Cebeci, “Elli yıldır Avrupa’nın kapısında kardeş olalım diye bekliyoruz. Bin yıllık kardeşliğimizi yeniden check etmemiz lazım. Dili farklı, dini farklı, kültürü farklı insanlarla kardeş olmayalım demiyorum olalım. Ama bin yıldır yaşadığımız insanlarla, Alevilerle, Kürtlerle bu kavga bu dövüş niye? Böyle olunca Türkiye ileri gidemez, büyük devlet olamayız. Büyük devlet olmanın şartı, renkleri, dilleri, dinleri farklı insanları kucaklayabilmektir” diye konuştu.

Geçmişin acılarını kaşımadan ancak yüzleşerek yol alınması gerektiğini ifade eden Vali Mustafa Taşkesen ise; “Türkiye Cumhuriyeti artık geçmişiyle yüzleşme ve ondan ders çıkararak ilerleme cesaretini özümsemiştir. Devletimiz artık Doğusuna namlunun ucundan bakan zihniyeti çoktan geride bırakmıştır” dedi.

Protokol konuşmalarının ardından 1937-1938’de Ne Oldu? İsimli Tematik konuşma yapan Prof. Dr. Baskın Oran, protokol konuşmalarının kendisini mutlu ettiğini belirterek, “Protokol konuşmalarından benim anladığım şudur. Ulus devlet artık yok oluyor. Özellikle Sayın Vali ile Sayın Rektörün konuşmalarından bunu gördüğüm için mutluyum. Ulus devlet, milletinin tek bir etnik, dinsel gruptan olduğunu varsayar ve böyle olmadığı için de onu asimile eder, mutsuz eder. Bugün ben görüyorum ki ulus devlet türünün ortadan kalkması sadece bizim zihinlerimizde değil artık devletin zihniyetinde de yer almaya başlamış. Onun için bugün benim çok mutlu günüm” dedi.

Konuşmasında Dersim 1937-1938 yıllarını slayt eşliğinde anlatan Prof. Dr. Baskın Oran, Tuncelililerin 50 yıl boyunca istisnalar hariç tek partiye oy verdiğini söyledi.

Prof. Dr. Oran, “Partinin Nazımiyeli olan genel başkanının TRT Avrasya TV’sine verdiği mülakattan anlıyoruz ki mensup olduğu Kureyşan aşireti Zaza değil Türkmen. Akrabaları Ahi Evren olduğu için kendisi seyit. Buna rağmen bu demecin Hürriyet Gazetesi’nde çıkmasından üç ay sonra referandumda ülke genelinde yüzde 42 hayır verildi Tunceli’de yüzde 80,8. Bunu izah etmek kolay değil. Ama genel bir takım şeyler çıkarabiliriz. Burada dinin soydan daha önemli olduğu yani Aleviliğin Zazalıktan daha önemli olduğu kanaatindeyim. Bir de Stockholm sendromunun söz konusu olduğunu düşünebiliriz” dedi.

Öte yandan KESK üyesi bir grup da Tunceli Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Dersim Sempozyomunda Dersim tarihi ve özünden saptırıldığı gerekçesiyle Seyit Rıza Heykeli önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

Kitle adına açıklamayı okuyan Eğitim Sen Şube yöneticisi Süleyman Güler, sempozyuma Dersim isminin verilmesi tek başına Dersim’i ifade edeceği anlamına gelmediğini belirterek, Seyit Rıza gerçekliği, kentte Kürtçenin Kûrmanci lehçesinin yok sayılması ve Kızılbaş Aleviliğinin tartışmaya kapatılması kabul edilir bir durum olmadığını anımsattı.

Güler, “Örneğin Dersim Katliamına karşı toplumun vicdanın sesi ve önderi olan Seyit Rıza’nın ismi hiçbir yerde kullanılmamaktadır. Seyit Rıza’sız bir Dersim ve 38 tartışmasının yürütülmesi bile manidardır. Programın içeriğinde Dersimde zazalar ve zazaca, Dersim’de Ermeniler var ama Dersimde Kürt kimliği ve Kürtçenin kurmanci lehçesi yok, yani Dersimin yarısı Üniversite tarafından yok sayılıyor. Benzer Şekilde Dersimde sunnilik, Alevilik var ama Kızılbaş Alevilik yok yani neredeyse tüm Dersim yok. Diyasporadaki Dersim var, Dersimlilerin metropollerde ve Almanya’da neden entegre olamadıkları var, Osmanlıda nasıl memurluk yaptıkları, ulus devletinin inşasında Dersim var, kendi kimliği dili ve kültürü için mücadele yürüten ve bu konuda irade beyan eden ve bedel ödeyen, ödemeye devam eden Dersim yok, Dersim’li yok. Asimilasyon yok, inkar yok, imha yok, orman yangınları, doğa yıkımı yok, Baraja karşı ne evet ne hayır diyen rektör bugün nasıl çevreye duyarlı hale geldi acaba? Tüm bu soruların gerçekçi bir cevabı da yok. Örneğin Seçmen profilinin analizi ilgili alan araştırması üniversitenin siyasi duruşuna nasıl hizmet edecektir? Kendi bahçesini temizleyemeyen Üniversite düzensiz çöp depolamayı neden bu ağır gündemler arasına sıkıştırır? Peki, tüm bu çerçevede ele alındığında üniversitenin sempozyumunun yok sayma yaklaşımı sergilediğinin veya en iyimser ifade ile meselelere şaşı baktığının göstergesi değil midir?” diye konuştu.

Kürt sorunun çözümsüz bırakıldığı için 30 yıldır devam eden çatışmalı ortamı görmezden gelen üniversitenin aydın ve sanatçıların bunu tartışmalarının önünü kapattığını ifade ederek, “Bölgede ve Dersimde 30 yıldır süren çatışmalı ortamın acılarının  38 in acıları ile ve binlerce yıllık tarihsel birikim ve duruşla buluşması gerektiği, bu acıları yaşatan zihniyet değişmeden acıların katlanarak devam edeceği görülmelidir. Akademisyenler, bilim insanları ve aydın ve yazarlar, sanatçılar 30 yıldır devam eden bu acıların son bulması için öncelikli bir araya gelebilmelidirler. Ancak Üniversite Kürt Sorunu gerçekliğini de sempozyumda yok saymaktadır” dedi.

Bu haber toplam 2703 defa okunmuştur
  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim