1 1
  • BIST 106.528
  • Altın 269,691
  • Dolar 5,7142
  • Euro 6,3143
  • Tunceli 14 °C
  • Elazığ 9 °C
  • Erzincan 8 °C
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 17 °C
  • Malatya 10 °C

Tarihçi-Yazar Ali Kaya’dan “Ehli Hak’k” dizisi

Tarihçi-Yazar Ali Kaya’dan “Ehli Hak’k” dizisi
V. BÖLÜM: EHL-İ HAK’LAR’IN İNANÇ SİSTEMİ

VI.  1. Ehl-i Hak’lar’da Allah kavramı ve Allah’ın Hz. Ali ve ulu kişilerde zuhuru (ruh güçü/reenkarnasyon)

Bugün Ehl-i Hak’lar’ın inanç sistemine ilişkin elde olan temel ve özgün kaynaklardan biri Nurali Elahi’nin (Nur Ali Şah’ın) Burhan-ul Hak adlı kitabıdır. Biz de bu makalede Ehl-i Hak inanç sistemini açıklamada esas olarak bu kaynağa dayandık. Farsça yazılmış ve henüz Türkçesi bulunmayan bu kaynaktan yararlanmamızda, Farsça çevirmen Muhammet Taşkaynatan’nin yardımını aldık. Kendisine teşekkür ediyoruz.

Allah, Muhammed, Ali ve Kuran’a bağlılık, Ehl-i Hak inancının temelini oluşturur. Ehl-i Hak’lar’a göre, “Hz. Ali, Hakikat’in (Allah’ın) sırrına ermiştir ve Hakk (Allah) Hz. Ali’de tecelli (zuhur) etmiştir/görünmüştür.”

Ehl-i Hak inancında Hz. Ali’nin ruhu, “ruh göçü” (reenkarnasyon) yoluyla ulu kişilere geçer ve Hz. Ali onların ruhunda tecelli eder.

Allah-Muhammed-Ali odaklı inanç, Ehl-i Hak inancı ile Anadolu Aleviliğinin ortak özelliğini oluşturur. Aşağıda değineceğiz, her ikisinde de inanç ve ibadet de esasta ortaktır. Ancak Ehl-i Haklar gerek düşünce gerekse teşkilat olarak başlangıca doğru piramit olarak yükselen bir sultanlığa bağlıdırlar. Yani en başta bir sultan vardır. O sultan Sohak (İshak)’tır. (Murtezaoğlu, 2012)

Burada geçerken şunu da belirtelim: Ehl-i Hak inancının ulu kişilerinin adının başındaki “sultan” sıfatı, dünyevi bir “sulta”yı (otoriteyi/yetke’yi) ifade etmemektedir. Manevi ve ruhani bir sultanlığı, gönüllerin sultanlığını ifade etmektedir.

Ehl-i Hak inancına göre, Ali’den yaklaşık 600 yıl sonra doğan Sultan Sohak (İshak), doğduğu andan itibaren Allah, Muhammed, Ali ve Kuran’a inandı. Onlara değer verdi. Sultan Sohak Hakk’ın mazharıdır, tecellisidir. Piramitte Sultan Sohak’tan sonra gelen Allah’a yakın 4 kişi, meleklerin temsilcisidir.

“Sultan Sohak’tan sonra, Allah’a yakın meleklerin temsilcisi 4 kişi gelir. Piramit aşağıya doğru, ‘7 kişi’ (7’ler), ‘17 kemerbez’, ‘40’lar’, ‘72 pir’ ve onlardan sonra da on bin hizmetçilerle devam eder. Halka kadar iner. Burada bir sultanlık piramidi var. Bu bir hizmet piramitlidir. Burada başta duran insan siyasi ve sosyolojik olarak hâkim/sultan değil, en çok hizmet verendir. İnsanlar sanıyor ki filanca kişi Hakk’ın mazharıdır. Elinde sopa emir verir. Herkes orada oturmak ister. Hâlbuki tam tersine. Oraya, üste çıktıkça daha hizmet çoğalıyor.” (Murtezaoğlu, 2012)

Ehli Haklar da Aleviler gibi “don be don”a (dondan dona geçmeye) inanırlar. Yani ruhun göçmesine... Ehl-i Hak’lar’ın felsefesinde reenkarnasyonun (ruh göçünün) önemli bir yeri vardır.

Ehl-i Haklar, her birinin 1001 kere reenkarna olup baştan tekrar dünyaya geleceğine inanırlar.

Ehl-i Hak inancında Tanrı’nın tecelli ettiği yedi ulu kişi vardır. Bunlar, sırasıyla: 1. Havandagâr, 2. Murtaza Ali, 3. Şah Hoşin, 4. Sultan Sohak (İshak), 5. Kırmızı (Şah Vays Kulı), 6. Mamad Beg, 7. Han Ataş Beg’dir.

Bu yedi ulu kişinin can dostları olan “Haft’tan” (7’ler) ya da “Haftan-ı Cavidan” (Yedi Ölümsüz) ise şunlardır: 1. Benyamin (iki cihanin piri); 2. Davud Kabudsavar (rüzgâr süvarisi, tüm müminlerin rehberi); 3. Pir Musi (Sultan Sohak’ın kâtibi ve veziri); 4. Pir Razbar (diğer adıyla Hatune Razbar, Sultan İshak’ın annesi; hakikat’in meleği/firişte’i ve sırrı); 5. Mustafa Davudan (ölüm meleği); 6. Şah İbrahim Buzasavar (buz süvarisi, Sultan Sohak’ ın veliahdı ve vekili; o aynı zamanda mâlik-i tayyar: kuşların sahibi ve şahbaz); 7. Baba Yadegar (Hakk’ın yâdigarı, mahşer gününün şefaatçısı) (Gülçiçek,2004: 108).

Ehl-i Hak inancı kendi tarihini, Hz. Ali ve onun ruhunun göçtüğü ulu kişiler zinciri bakımından 4 döneme ayırır:

İlk dönem, İmam Ali’nin dünyaya tekrar reenkarne olmasıyla başlar. Bu yüzden kendilerini bazen “Ali-Elahi (Ali İlahi/Allahi)” diye de adlandırırlar. Bundan hareketle yabancı araştırmacıların birçoğu, Ehl-i Hak inancını İslamiyet’in Şii mezhebinin bir parçası olduğu yanılgısına varırlar. İmam Ali milattan sonra 598 yılında doğup, 661 yılında hayatını kaybetmiştir. Yaşadığı dönemde Tanrı’nın reenkarnasyonundan bahsetmemiştir.

İkinci dönem, 1014 yılında doğan “Baba Hoşin” ya da “Şah Hoşin” adıyla anılan “Mübarek Şah” dönemiyle başlar. Şah Hoşin’in 900 civarında müridi vardı. Aralarında klasik İran şairlerinden Baba Tahir Uryan da vardır. 1074 yılına kadar yaşayan Şah Hoşin, müridlerine gelecekte dünyaya yeniden geleceği sözünü verir. Yaklaşık 200 yıl sonra da bir derviş kılığında dünyaya geri geldiği inanılır.

Üçüncü dönem, Şah Hoşin’den 244 sene sonra Sultan İshak’la (Sultan Sohak) başlar. Ehl-i Hak mezhebinin asıl kurucusu “Sahip-Kerem”, “Şah”, “Yâr” unvanlarıyla da anılan ve Oniki İmamlardan 7. İmam Musa Kâzım’ın soyundan gelen Sultan İshak’tır. Sultan İshak, aynı zamanda Ehl-i Haklar’ın kutsal kitabı olan Divan Gavreh’in de yazarıdır.

Dördüncü dönem ise, Seyyid Goran’la başlayan dönemidir ve bu dönem günümüze kadar uzanmaktadır.

II.  2. Ehli-i Hak inancında dünyanın ve insanın gelişimi

Ehl-i Haklar’da, dünyanın ve insanın gelişim süreci dörde ayrılır:

Bir: Âdem’den Hz. Muhammed’in Peygamberliğine kadarki dönem dinsel yasalara dayanan dönem: Şeriat dönemi

İki: Hz. Ali’den Ehl-i Hak mezhebinin kurucusu Şah Hoşin’e kadarki dönem (661-1029): Tarikat dönemi.

Üç: Şah Hoşin’den Sultan İshak’a kadar olan dönem (1270-1400): Marifet dönemi.

Dört: Sultan İshak’tan günümüze kadar olan dönem: Hakikat dönemi.

Ehl-i Hak öğretisinin en üst aşaması olan Hakikat makamını, Cama-yi Hakk (Hakk’ın tecessüdü/bedenleşmesi) ve Mukannin-i kanun-i hakikat (hakikat kanununun vâzı) unvanıyla da anılan Sultan İshak (Sohak) temsil eder.

Ehl-i Hak’lar’ın temel kitaplarından sayılan Burhan-ul Hak’ta Ehl-i Hak inancının esas amacı olan Hakikat’e (Hak’ka/Allah’a) ulaşmanın 4 aşama (“makam”) geçilerek mümkün olacağı belirtilmektedir:

“Her şeyin kemale ulaşması için bazı merhaleleri kat etmesi gerekmektedir. Ehl-i Hak mezhebinde de insanın kemale ve hakikat makamına ulaşması için Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat mertebelerini sırasıyla kat etmesi gerekir.”( Burhan-ul Hak, 1987: 7)

Bu makamlar sırasıyla şunlardır:

Birinci makam-Şeriat makamı: “Allah’ın seçkin kulu Hz. Âdem’in dinine inanmak,  Hz. İbrahim Halilullah’ın ve Hz. Muhammed Resulullah’ın ümmetinden olmak ve On İki İmamların mezhebinden (Caferi mezhebi) olmak ve bu mezhebe göre amel etmektir.”

İkinci makam-Tarikat makamı: “Allah’ın velisi olan Hz. Ali’nin velayetine inanmak. Yani mukaddes Nebevi şeriata amel etmek, On İki İmamların velayetini benimseyerek, velayet bayrağının altında Ehli Hak yolunu benimsemektir.”(Aynı yerde)

Üçüncü makam-Marifet makamı: “Allah’ın velisine itaat ederek marifet makamını derk etmek (derinliğine anlamak), ‘Her kim nefsini tanırsa rabbini tanır’ makamına ulaşmaktır.” (Aynı yerde)

Dördüncü makam-Hakikat makamı: Bu makam hakikatı derk edip kemale ulaşma makamıdır. Bu makam visal (Allah’a kavuşma) ve bekayı fenafillâhta görmek, bir zerre ve damla olan vücudunu sonsuz ilahi denize katmakla mümkündür.

II. 3. Ehl-i Hak inancında iman’ın şartları

Sayılan bu merhalelerin her birinin yer ve makam olarak tanımları bir takım delillere, koşullara bağlanmıştır. Bunlar, Ehl-i Hak inancına imanın koşullarıdır. Bu koşullar “Allah’ın kelamında” şöyle tanımlanmıştır:

II. 3. 1. Hz. Âdem’in dininden olmak: Din, Yüce Allah’ın kendini tanıtmak için insanın ilk yaratılışından itibaren ilk insan olan Hz. Âdem Safvatullah’a (as) kendisini tanıtmak için esmaları (varlıkların isimlerini) öğretmesiyle başlamıştır. Delili de şu ayeti şeriftedir: “Âdem’e bütün isimleri öğretti sonra Meleklere arz etti.” (Bakara Suresi: 31). Bunda dolayı Hz. Âdem(as) dinine iman ettik.

II. 3. 2. Hz. İbrahim’in (as) milletinden olmak: Hz. İbrahim’in (as) milletinden olmanın delili de şu ayettir: “De ki: ‘Allah doğruyu söylemiştir. Öyleyse hakka yönelmiş olarak İbrahim’in dinine uyunuz. O müşriklerden değildir.”(Ali İmran: 95)

II. 3. 3. Hz. Muhammed’in ümmetinden olmak: Hz. Muhammed’in ümmetinden olmanın delili de şu ayettir:  “İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların günahlarını Allah örmüş ve hallerini düzeltmiştir”. (Muhammed süresi: 47-2 )

II. 3. 4. On İki İmamların mezhebinden olmak: On İki İmamların mezhebinden olmanın delili de şu ayettir: “ O gün, herkesi, her topluluğu, uydukları imamlarıyla beraber çağıracağız. Gerçekten de kitabı, sağ eline verilenler, çekirdekteki kıl kadar bile zulüm görmeden kitaplarını okuyacaklar”. (İsra:71)

 “Ehl-i Hak Tarikatı: İmam Ali (as) ve On bir evladını; İmam Hasan’dan (as) İmam Mehdi’ye (af) kadar, On iki İmamın imametine inanmakta, mezhep olarak Caferi ve On İki İmam mezhebindendirler.” (Burhan-ul Hak, 1987: 10)

II. 3. 5. İmam Ali (as) velayetine iman: Muhammedi şeriatı kabul eden bir kimse, kelimeye şahadet getirip Müslüman olduktan sonra, Ehli Beyt’in (asm) velayet ve imametine inanmak zorundadır. Yani Muhammedi nübüvvete ve Ali (as) ve neslinden olan onbir evladının velayetine sağlam ve derin bir imanla inanmalı, Kuran’ın ahkâmına ve onların buyruklarına amel etmelidir.

“Bedeviler, inandık dediler; de ki: İnanmadınız ve fakat Müslüman olduk deyin ve inanç, henüz gönüllerinize girmedi sizin ve Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz yaptığınız iyiliklerin sevabından hiçbir şey eksilmez, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir”. (Hucurat:14)

“İnananlar, ancak o kişilerdir ki Allah'a ve Peygamberine inanırlar da sonra şüpheye düşmezler ve mallarıyla ve canlarıyla savaşırlar Allah yolunda, işte onlardır doğru söyleyenlerin ta kendileri.” (Hucurat:15)

II. 3. 6. Ulul Emre (Emir Sahibine) itaat etmek: “Ulul Emre itaat”, marifet makamı derk etmek içindir. Delili de şu ayettir: (Burhan-ul Hak, 1987: 11)

“Ey inananlar, Allah'a, peygambere ve sizden olan emir sahibine itaat edin. Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilâfa düştünüz mü o hususta Allah'a ve Peygambere müracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir.”[3]

Ehl-i Hak’lar, Kuran’da geçen “ulul-emr”in (emir sahiplerinin) Hz. Ali ve neslinden gelen Onbir İmam olduğuna inanmaktadırlar. Bu, Oniki İmamların imametine inanmak demektir. Öyleyse her mekân ve zamanda Ehli-Beyt soyuyla irtibat kurmak ve onların velayetine inanmakla mazhariyet ve meşiyyet (istenme) makamına ulaşmak mümkündür. Yani Onların vesilesiyle kâmil insan ve Yüce Allah’ın zatı-cilvesine mazhar olunur. Her kimin iradesi Allah’ın meşiyyeti ve iradesiyle bir olursa Emir sahibidir.

Ulul emre (emir sahiplerine) itaat etmek, marifet makamının derk edilmesine sebep olur ve bu inanç talipleri hak ve hakikate ulaştırır.

Bu saydıklarımız, Ehl-i Hak’kın imanını oluşturur. Ehl-i Hak’kın (iyilik ve kötülük) hakkındaki ahlaki ilkeleri şunlardır:

Şeriat mertebesindeki emirler ve nehiyler Ehli Hak için birinci mertebedir. Tarikat ehli ikici mertebe, marifet ve ehli irfan üç mertebe ve hakikat ehli dördüncü mertebedir ve bu Ehli Hak tarikatının mertebesidir; bu mertebeler bir birine üstünlükleri vardır. Bu mertebelerin riayet edilmesi lazımdır. Çünkü ikab (azab) ve sevap bu mertebelere münasip olarak gerçekleşecektir. (Burhan-ul Hak, 1987: 16)

Yine Burhan-ul Hak kitabında Ehl-i Hak’kın temel inançları şöyle açıklanmaktadır: Tevhid, Adalet, Nübüvet, İmamet, Meat (Kıyamet) ve bunlarla birlikte aşağıda sayılan noktaların itaati ve riayeti de farzdır.

a-Allah’ı, bütün enbiyaların ve evliyaların ve gerçek dindarların tanıdığı ve tarif ettiği şekilde tanımak lazımdır.

b-Bütün evreni ve yaratıkları yaratan ve halk eden Allah’tır. Her şeyi hikmet üzere yerli yerinde yaratmıştır. Eğer bir varlıktan herhangi bir sebeple bir kötülük ve günah sadır oluyorsa; o sorunun kaynağını teşhis etmeli ve bertaraf edilmesi için gereken çalışma yapılmalıdır. Özetle sorunun kaynağı ve illeti kurutulmalıdır.

c- Faydalı ve muhterem olan her varlık adı ne olursa olsun, kendi konum ve derecesine göre değerlendirilmeli, iyi ve muhterem sayılmalıdır.

d- Bütün akıllı insanların kendileri için beğenmiş oldukları ve sevdikleri şeyleri başkaları içinde beğenmeli ve onlarında isteklerine kavuşması için çalışılmalıdır. Aynı şekilde kötü ve herkesin nefret ettiği ve tedirginliğe düştüğü şeyleri başkaları için de beğenmemeliyiz. O kötülüğü ve sorunun ortadan kaldırılması ve def edilmesi için kendi ve başkaları arası fark koymamalıdır.

e- Dünyayı ahiretin mezrası bilmeli, iyilik ekip iyilik biçmelidir. (Burhan-ul Hak, 1987: 21)

II. 4.Ehl-i Hak’lar’ın kutsal kitapları ve metinleri,

Ehl-i Hak inancını açıklayan kaynaklar

Ehl-i Hakk’ın temel kaynaklarına, Kelam Hazâne ya da Defter-i Perdiverî  diye da adlandırılan  Serencâm adı verilir. Ehl-i Hak büyüklerinin inanç ve ibadet konulardaki söz ve emirlerini içeren manzum kelamlar XIX yy’a kadar sözlü olarak nakledilmekte, bu konularda yetkin olan ve kelamhân denilen kimseler de nakillerde fazlalık veya noksanlık bulunmamasına özen göstermekteydi. Fakat daha sonra kelamların yazılmasına başlanmış, son otuz-kırk yıldan bu yana da bunların basılması yoluna gidilmiştir. (Babacan, 2005: 218)

Elde bulunan en eski kelâm 250 yıldan biraz öncesine, diğerleri ise daha geç devirlere aittir. İlk kelâmlar Guranî dili ile yazılmıştır. Bu koleksiyondaki en önemli kitap, Sultan Sohâk ve Selefleri Şâh Hoşin (X. yy.) ve Baba Nâ’us dönemleriyle ilgili eski metinleri içeren Kelâm-Serencâmdır. (Aynı yerde)

Ehl-i Haklar’ın inanç ve ögretilerini açıklayan önemli yapıtlarından biri Gorani lehçesinde yazılmış olan Zebur-e Hakikat’tır.

Ehl-i Hak inancının önderlerinden Sultan İshak’ın (1270-1400) Divan Gavreh’i ile Perdiwar/Hevreman’da ilân edilen ve Defter-i Perdiwari adıyla anılan metni de, bu inancın dini emirler niteliğini taşıyan metinleri arasında önde gelenleri arasındadır.

Ateş Beg’in Kelam ve Serencam metinleri; Dinaverli Hacı Nimat Allah (Nimetullah) Ceyhunabadi (1871-1920) tarafından yazılan Serencam, Furkan-ul Ahbar ve Şahname-i Hakikat; oğlu Nurali Elahi (Nur Ali Şah, Heştgert 1895-1974) tarafından yazılan Burhan-ul Hakk ve Furkan-ı Keşf-ul Hakayık adlı mukaddime; ayrıca Afzali (Efdali) tarafından yazılan Defter-i Rumuz-ı Genci-neyi Sultan Sohâk, Ehl-i Haklar arasında yaygın olan kutsal yapıtlardır.

Dr. Sıddık Sadi Zade’nin Bezürgani Yarsan/Yaresan (Tahran, 1374), Name-i Yaresenler adlı kitapları da Ehl-i Hak inancını açıklayan eserlerdendir.

Ehl-i Hak’lar arasında saygın bir konuma sahip olan Nurali İlahi ve babası Hacı Nimetullah Ceyhunabadi’nin yazıp yayımladığı kitaplar Serencam ve Şahname-i Hakikat (Hakk-ul Hakaik), Ehl-i Hak inancı hakkında yoğun bilgiler içermektedir. Bu kitap (Hakk-ul Hakaik) Farsça yazılmıştır. Serencam, “Kelam Xazane”, “Defter-i Perdiveri”, “Kelam Serencam” olarak da bilinmektedir. Ehl-i Hak evliyalarının kelamlarını içermektedir.

Bir Ehl-i Hak Seyidi olan Afzali (Efdali) bazı temel metinleri Defter-i Rumuz-ı Yaristan- Gencine-yi “Sultan Sohak” adıyla yayımlamıştır (1982,740 s.). Şeyh Amir’in Divan, Güftar-ı Han Elmas (1973,54 s), Bezürgan-ı Yaristan (1964) ve Meşahir-i Ehl-i Hak (1981, 234 s) kitapları ile M.Elkasi’nin yazdığı Aini Yari (1979,106 s), Hamzee’nin yazdığı Yaresan (1990) kitapları bu inançla ilgili diğer önemli kaynaklardır.

Ehl-i Hak konusundaki çalışmalar, 150 yıldan beri yapılmaktadır. Ehl-i Hak topluluklar ve inançları, daha çok M. Mokri, C. J. Edmons, S. C. R. Weightman, V. Minorsky, J. During tarafından bilim dünyasına taşınmıştır. 

Çoğu Farsça olan Ehl-i Hak inancıyla ilgili metinlerin bazıları, özellikle “kelam” olarak nitelenenler, Azeri Türkçesiyle yazılmıştır (Gülçiçek, 2004: 108-109). Nimetullah Ceyhunabadi’nin Kelam-Serencam’ı Maçu Hewremani dilinde[4] yazılmıştır. 

Türkçe kelam’ların en ünlülerinden biri olan Kuşçuoğlu Kelam-Serencam’ı, Kelameti Türkî adıyla (336 s. olarak) 1973’te İran’da ve Divan-ı Kuşçuoğlu adıyla da 1981’de Türkiye’de yayımlandı. Bu eseri tanıtan önemli bir sunum İsrafil Babacan tarafından yapılmış[5] ve bu çalışmada bu sunumdan yararlanılmıştır.

 

II.  5. Ehl-i Hak’lar’ın ibadetleri, ibadet törenleri ve kutsal yerleri

II.  5. 1. İbadetleri, ibadet törenleri ve ibadet erkânları

Ehl-i Hak inancının en temel ibadetlerini, cem’ler, niyaz’lar (dualar) , oruç, ziyaret’ler oluşturur. Bu bakımdan Anadolu Alevi-Bektaşiliği ile çok sayıda ortak yanı vardır.

Cem’lerin temel unsurlarını, müzik, semah (oyun), şiir (niyaz) oluşturur. Zengin halk kültürüne sahip olan Ehl-i Haklar’da, halk edebiyatı ve özellikle şiir ve müzik geleneğinin önemli bir yeri vardır. Anadolu Aleviliğinde olduğu gibi cem törenlerinde müzik ve semah, ibadetin ayrılmaz bir parçasıdır. Kullanılan müzik aletleri genellikle üç telli tanbur, def ve kemançeden oluşur. (Gülçiçek, 2004: 108)

Genellikle Perşembe ve Cuma günlerinde cem bağlanır, ibadet yapılır. Cemler cemevinde gerçekleştirilir ve cemlerde gösteriş ve şatafata yer verilmez.

Ehl-i Hak’lar’da günlük ibadet yoktur. Çünkü Ehl-i Haklar göre kendilerini “insanın Hakikat’e ulaşma aşaması”nda sayarlar ve “hakikatin merdivenlerine ulaşanların da bu ibadetlere ihtiyacı yoktur.” Ehl-i Hak’lar ibadetlerini 4 kapı 40 makam için yaparlar.

Ehl-i Haklar, Aralık ayının ortasında yılda üç gün oruç tutarlar. “Ruzehaye Marnovi“ veya “Havende Kar“ adı verilen bu oruç, Ehl-i Hak’lar’ın dini liderlerinden Sultan İshak ve üç Dervişi’in içinde kaldıkları “Marre-Nur“ mağarasının düşmanlar tarafından kuşatılmasının anısına yapılır. Diğer bir inanışa göre, üç oruç günü, Âdem’in cennetten kovulduğu, Yunus Peygamber’in balık karnında geçirdiği, İmam Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edildiği ve Sultan İshak’ın mağarada geçirdiği üç güne de yorumlanır. Oruçtan sonra da bayram yapılır. Ehl-i Hak’lar’ın önemli bayramlarından biri de İbrahim Peygamber’in oğlu İshak’ın anısına yapılan Ayde Kurban (Kurban Bayramıdır). (Gülçiçek, 2004: 109)

Ehl-i Haklar’ın önemli törenlerinden biri de, Hıristiyanlığın vaftiz törenlerine benzeyen, doğan çocuğa ad koyma törenidir (Ser-Sepurde). Sultan İshak tarafından vaftiz edilip hatıra anlamına gelen Yadigâr ismi verilen Baba Yadigâr’dan kalma bu gelenekte ise, yeni doğan çocuk için, doğumundan üç veya yedi gün sonra, evde veya cem evinde, Seyyid tarafından, tören yapılır. Babası (kirve) ve törene katılan şahitler huzurunda isim takılır. Seyyid, çocuğu kucağına alıp ismini kulağına seslendikten sonra, törene getirilen Hindistan cevizi parçalanır, herkese eşit şekilde dağıtılır, daha sonra kovandan alınan bir tas su çocuğun yüzüne ve başına serpilir. Görevler bittikten sonra getirilen lokmalar, niyazlar (armağan adaklar) dağıtılıp yenilir. (Gülçiçek, 2004: 110)

Ehl-i Hak inancında olanlar, cenaze törenlerini deyiş ve saz eşliğinde dualarla defnederler.

II.  5. 2. İbadet erkânları (kuralları)

Burhan-ul Hak kitabında Ehl-i Hak Tarikatının ibadet erkânları (usulleri) şöyle açıklanmaktadır: Ehl-i Hak Tarikatının dört erkânı vardır. Yani dört esas üzerine bina edilmiştir.

Şair bu dört erkânı Farsça şöyle dile getirmiştir:

Yari Çaharçevan baveri veca: paki ve rasti nişti ve rida

Dindarlığın erkân dört şeydi: Paki, Rasti, nişti ve rida.

Paki: Pak ve temiz olma kabiliyeti ve kapasitesi olan her şeye denir. Ondan dolayı Ehl-i Hak’kın zahir ve batını her yönüyle temiz olmalıdır. Yani zahirde; elbiseleri, bedenleri, mekânları ve yiyecekleri pak ve temiz olmalıdır. Batında ise düşünceleri, sözleri, hareket ve davranışları her türlü hata ve günahtan arı olmalıdır.

Rasti: Doğru yolu gitmek; Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarını terk etmektir. Başka bir söyleyişle, Allah’a kul olarak günahtan ve yalandan dalavereden kaçınmaya doğru yol denir.

Nisti:  Gurur, kibir, , hased, bencillik, heva hevesten, şehvetin esaretinden ve kötü olan bütün kötü sıfatlardan arınmaktır. Kendini ilahi takdire teslim etmektir, Allahın rızasından başka bir şey istememektir.

Rida: Riyasız (yalansız, gerçek) bir şekilde Allah’ın kullarına hizmet etmek, yardım etmek ve fedakârlık yapmaktır. Dostlarının rahatlığı için zorluğa katlanmaktır. Serencam kitabının bazı nüshalarında “rida” yerine “rıza” yazılmıştır. Eğer “rıza” olduğunu kabul edersek, buradaki “rıza”nın iki anlamı vardır: Genel anlam ve özel anlam.  Genel anlamda talibin ve salikin (yol erinin) iradesi elinden alınmadan en zor riyazetler (nefis hâkimiyetleri) ve meşakkatlere (sıkıntılara) tahammül ile ilahi iradeyi kendi iradesine tercih etmesi ve Allah’ın razısına rıza göstermesidir. Bu makam teslimiyet makamından farklıdır, çünkü teslimiyet makamında irade ve bencillik artık yoktur.

Ama özel anlamda rıza ise; salik ve talip teslimiyet yolunu başarıyla bitirdikten sonra, öyle bir makama ulaşır ki ilahi iradenin ve fiilinin mazharı olur. Bu makamda salik her ne yaparsa yapsın Allah’ın rızasıdır. Salik ve talibin bu makamdaki ameli cebir(zorlama) ve kadercilik anlamında değildir, belki iradesiyle hareket etmektedir.

Ama eğer “rid’a” doğru olursa, Allah’ın kullarına yardım ve hizmet etmek anlamındadır. Ama eğer “rıza “ doğru olursa, Allah’ın zatında mahvolduktan sonra, hakikat makamına ulaşmaktır. Her iki anlam da kendi yerlerinde büyük bir önem arz etmektedir. Doğruyu bilen Allah’tır. (Aynı yerde, 23-24)

II.  5. 3. Ehl-i Hak Tarikatında Cem ayini

Burada, bir Ehl-i Hak cem töreninin nasıl düzenlendiği ve ahkâmı konu edilecektir.

Ehl-i Hak ceminin şartları:

Bir Ehl-i Hak cem’inin düzenlenmesi için sırasıyla şu hükümlerin yerine getirilmesi şarttır:

A-Cem ayininin yapılması için üç kişiden az olmamalıdır, ne kadar fazla kişi olursa o kadar iyidir.

B-Cem’e katılanlar hakikat hanedanına bağlı, reşit, baliğ, akıllı (en azından doğruyu yanlıştan ayırabilecek seviyede) olmalıdır. Kadınların Cem’e katılması caiz değildir. Mahremlerinin (koca veya babalarının) izni ile Cem ayininin arka kısmında hazır olabilirler. Erkeklerle aralarında perde gibi bir engel olmak şartıyla ibadet edebilirler.

C-Katılanlar, her yönüyle (zahirde ve batında) pak olmalıdırlar.

D- Katılanlar, sadece Allah’a kulluk etmek kastıyla Cem’e katılmalı ve riyadan uzak olmalıdırlar.

E- Katılanlar, kemerlerini elbise üzerinden bağlamalıdırlar, çünkü Cem’de kemer bağlamak üç şeyden dolayı vaciptir. Birincisi: Her kul Allah’ karşısında, her köle mevlası karşında, her abid taptığı karşısında edep şartına uymalıdır. O, edep şartlarından biri de kemeri üsten bağlamaktır. İkincisi: Kemer bağlamak yaratıcıya ibadet ve mahlûka hizmet alametidir.  Üçüncüsü: Kemer bağlamak cem’e katılanların itikadını ve meveddetini (sevgisini) simgeler.

F- Birinci kişi Cem ayinine huzu (uyumlu), huşu (kalbi Allah sevgisi ile dolu), kalp huzuru, edep ve ihtiramla girer; Allah’ın isimlerini zikir ederek secdeye gider, sonra sağ tarafından kıbleye doğru dönüp diz çökerek oturur. Sonradan gelenler, huzurda secdeye gider, sonra sağ taraftan başlayarak cemdekilerin ellerini son nefere kadar öper. Sonra yine Ceme girdiği için iftihar secdesi yerine getirir, boş bulduğu yere, hazır olanlardan izin alarak diz çökerek oturur. Bazıları bağdaş kurarak otururlar.

G- Sağlığı yerinde olan kimse daha çok sevap almak için ceme girerken sol dizi üzerine çökerek ve sağ ayağının desteği ile dizini yerden sürükleyerek cemde hazır olanların elini öper. Mümkün olmazsa ayakta rükû halinde hareket ederek cemdekilerin ellerini öper.

H- El öpme tarzı şöyledir: İki taraf birbirlerinin sağ elinden tutarak el öperler. Başka bir deyişle, birbirlerinin elinden samimi bir şekilde tutarak öperler.

I- Ehl-i Hak’kın ceminde herkesin zahiren eşit olması şarttır. Şah ile dilencinin arasında o makamda fark yoktur. Herkes boş bulduğu yerde oturur, hiç kimse istediği yere oturamaz, hiç kimse için cemin başında veya sonunda yer ayrılmaz. Fakat Seyyid’in, Halife’nin, Zakir’in ve Hizmetçinin yeri bellidir. Seyyid veya Naib (vekil) Seyyid, Cem asitanesinin (ceme katılanların) tam karşısında olmalıdır. Halife’nin yeri Seyyid’ in sol tarafı ve Zakir’in yeri ise Seyyid ’in sağ tarafıdır. Hizmetçinin makamı ise Seyyid’in makamının tam karşında halkın arasındadır. Hizmet etmek için ayakta durmak zorundadır.

J- Seyyid ve Hizmetçinin vazifesi: Seyyid, zikr olunan on bir Ehl-i Hak handanından bir kişi olmalıdır. Görevi adak dualarını okumaktır, çünkü Ehli-Hak adak yemeklerini, kendine has şekliyle duası yapılmadığı sürece yemek caiz değildir.

Seyyid naibi (vekili), Seyyid olmadığı zaman onun yerine adak duasını okur ve birinci derecede Ehl-i Hak delil ve hidayetçilerinin evlatlarından olmalıdır. O da olmazsa Ehl-i Hak tarikatının erkânlarını iyi bilen Seyyid’in izin verdiği takvalı âlimlerden olmalıdır.

Halifenin görevi ise yapılan adakları cemde hazır olanların arasında eşit dağıtmaktır.

Kelamhan (Zakir), Ehl-i Hak büyüklerinin sözlerine vakıf olandır, celale zikirlerini cem’de okur ve cem olanlar da ona eşlik ederler.

Hizmetçi, oturma hakkına sahip değildir. Ayakta aşağıdaki vazifeleri yapar: Cem’in içindeki ve dışında ki düzeni sağlamar, verilen her türlü desturları yerine getirir. Cemde yapılan törenlerin başlangıcını ve bitişini ilan eder, adağın özel tekbirini Seyyid dua etmeden önce söyler. Adağın parçalarını Halifenin elinden almak ve cemdekiler arasında dağıtmak ve benzeri işler…

K- Ceme katılanların uyacağı kurallar ve yapacakları- Birincisi: Cemde oldukları sürece, mezhebi konular ve zikir ve ibadet dışında dünyevi hiçbir konu ile meşgul olamaz ve konuşamazlar. İkincisi: Ceme girenlere karşı izhar-e edep ederler. Ceme yeni giriş yapan cemdekilerin elini öptükten sonra, secde eder ve oturur. Cemde oturanlar da ona saygı göstermek için onunla beraber secde ederler. “Ya Hak, Ya Ali” diyerek hoş geldin merasimini yerine getirirler. Üçüncüsü: Cem töreni başladıktan sonra herkes ibadet etmek ve adak yiyene ve cemin bitişinin ilan olmasına kadar iki diz üzerinde yuvarlak bir şekilde otururlar ve aralarında hizmetçinin makamı dışında aralık olmamalıdır. İki diz üzerinde otururlar, başka bir şekilde oturamazlar. Elleri sinede birbirine paralel bir şekilde konduğu ve gözler kapalı olduğu halde kalp huzuru ile gizli zikir ile meşgul olmalıdırlar. Sesli zikirler olduğu zaman da eşlik ederler. (Burhan-ul Hak, 1987: 81-86)

Ehl-i Hak Ceminin yapılışı:

A -Cem töreninin Hizmetçi tarafından başlatılmasından önce ceme katılanlar rahat bir şekilde oturur veya kalkabilirler. Cem töreni başladıktan sonra artık oturup kalkmak yasaktır. Herkes cem töreninin açıklanan adap ve kurallarına uymak zorundadır. Diz üstü oturulur ve herkes Hakka teveccühle ibadetle meşgul olmalıdır.

B- Cem töreni, genellikle ibadet ve adak yemek kastıyla düzenlenir. İbadet hafi (gizli) ve aşikâr zikirler ile yapılır. Ondan dolayı cem töreni her zaman adak yemeği ve ibadet; gizli zikirlerle iç içedir. Zirk-e celi (aşikâr zikir) zaman ve mekânın şartlarına bağlıdır, bazen olur bazen olmaz.

C- Zikr-e celi için şartlar müsait olduğu zaman, gizli zikir ve adak yemeğinden önce veya sonra yapılabilir.

D- Ehl-i Hak ceminde gizli ve aşikâr olarak yapılan zikirler beş kısımdan ibarettir.

a-İbadetler: Dinsel vecibeleri yerine getirmek için yapılır.

b-Hacetler: Haram olmayan ve meşru olan her amel için hacet dilenebilir.

c-Mov’ize: Öğüt, güzel ahlak, nefis tezkiyesi ve diğer İslami konularda yapılan konuşmalardır.

d-Cezbiyat: Dinleyiciyi cezbenden, halden hale sokan diyişlerdir.

e-Murakıbat: Yaratıcıya teveccüh etmek için huzu ve huşu içinde “zikir ve fikir” ve “fikir ve zikirle” meşgul olmaktır. Bu durumda zikirler fakat gizli yapılır. (Aynı yerde, 88)

II. 5. 4. Ehl-i Hak’kın kutsalları

Sultan İshak’ın (Sultan Sohak’ın) Hewraman’daki mezarı; Sananneh-Dallahu’da Baba Yâdigar Banzerdeh’in mezarı; Kerkük Mubella mevkiinde İmam Ahmed’in, Irak’ın Gazal Rebab bölgesinde İmam Kasım Şah Heyas’ın makberi, Azerbaycan’da Heşturd’un (Sekiz ırmağın) birleştiği yerde Ateş Beg köyünde Ateş Han’ın mezarı Ehl-i Hakların bazı kutsal ziyaret yerleridir. (Gülçiçek, 2004: 110)

Ehl-i Hak’lar arasında da Alevî-Bektaşî guruplarında olduğu gibi bıyık uzatmak oldukça önemlidir. Hatta bıyıkları olmayanlar hiçbir ayin, ibadet ya da törene katılamazlar, ciddiye dahi alınmazlar ve mürit için bıyık kesmek büyük cezalar gerektirir. Ehl-i Hak Karakoyunlu Türkmenlerinin otağında (ev) Hz. Ali’nin kaplanmış (çerçevelenmiş) resimleri bulunmaktadır. Bu uygulama Anadolu Alevîleri arasında da çok yaygındır. (Babacan, 2005: 228)

Burhan-ul Hak kitabında Ehl-i Hak’kın kutsalları hakkında şunlar yazılmaktadır:

A-Genel kutsallar: İslam’ın esas mukaddesatını Ehl-i Hak da mukaddes sayar: Bunlar, tevhit, adalet, nübüvvet, imamet ve mead (kıyamet)’tir.  Fakat bunlarla birlikte Ehl-i Hak’kın kendine has bazı mukaddesatları da vardır. Onlar şunlardır:

B-Özel kutsallar

a-Biyabas: “Sac Nari” ve “Perdiveri”den[6] oluşmaktadır.

b-Serencam’ın kelamı ve diğer Ehl-i Hak büyüklerinin sözleri.

c-Cem ve Cemhane: Cemhane: Özel ibadetlerin, zikirlerin ve duaların yapıldığı; müşkülatların ve sorunların giderildiği mekândır. Cemin yapılması özel bir mekâna mahsus değildir.

d-Zikirler, Dualar, Adaklar: Cem ayininde Ehl-i Hak’kın kanun ve adetleri doğrultusunda okunan zikirler ve dualar verilen nezirler ve adanan adaklar mukaddestir.

e- İkrar, Misak: İkrar almak, yapılan misaklar, antlaşmalar, Ehl-i Hak’kın tabiriyle şart ve ikrarlar mukaddestir. (Burhan-ul Hak, 1987: 26, 27)

II.  6. Ehl-i Hak tarikatında özel ibadetler

II. 6. 1. Namaz veya Niyaz

Ehl-i Hak, daha önce de belirttiğimiz üzere, genelde Müslümanlık ve Kur’an hükümlerine tabidir. Şeriat ve namaz, tarlayı tarıma hazırlamak için yapılan sürüm ile aynı mesabededir.

Ehli Hak, Kur’an ayetlerinden istinbat (gizli anlamı çıkarma) ile elde edilen hükümleri zahiri şeriat hükümleri olarak kabul etmekte ve uymaktadır.  Şeriat makamı tarikata girmenin ilk rüknüdür. Şeriat batın sahibi ve hakikatin keşfinde kılavuz ve yol göstericidir.

Başka bir söyleyişle, Ehl-i Hak, usule ilişkin olsun, furuata ilişkin olsun, bütün ilahi tekliferi; bütün halal, haram, vacip, emir, nehiy, müstahap, mekruhları kabul ile amel etmekte ve seyr-u suluk yolunda ilk merhale bilmektedirler. Bu konular bütün Müslümanlar arasında ortaktır ve Ehl-i Hak müçtehitleri, fakihleri -Allah sayılarını çoğaltsın- gereken konuları ve açıklamalarını risalelerinde kâmil bir şekilde yapmaktadırlar. (Burhan-ul Hak, 1987: 138)

II. 5. 2.  Oruç

II. 5. 2a. Muharrem orucu

Burhan-ul Hak’ta Ehl-i Hak’taki oruç konusu şöyle açıklanıyor: Oruç, Hz. Âdem zamanından son peygamber Hz. Muhammed’e (s s) kadar bütün dinlerde değişik zaman ve mekânlarda kendine has hükümlerle olagelmiştir. O, oruçlardan biri de Muharrem orucudur. Kur’an’da, Bakara süresinin 183.üncü ayetinde şöyle açıklanmıştır: “Ey iman edenler size oruç yazıldı, sizden öncekilere yazıldığı gibi, olur ki günahlardan kaçınasınız, takvalı olasınız.” (Aynı yerde, 142)

II. 5. 2b. Ehl-i Hak’ka has oruç

Ehl-i Hak olan her mükellefin belirlenen günde üç gün arka arkaya oruç tutması farzdır.

Bu orucun birkaç ismi vardır:

a- Niyet Marnevi (yeni mağara).

b- Davet Şahi.

c- Niyet Kavvel-e Tasi.

“Marnevi” orucunun hikâyesinin özeti şöyledir: Kardeşlerinin hazırlamış olduğu ordudan kaçan Sultan İshak ve yaranları İrak-Irak sınırında bulunan Şindirkuh dağına geldiklerinde orada bir mağara vücuda geldi ki, o zamana kadar hiç kimsenin ondan haberi yoktu. O mağaraya sığındılar. Düşman ordusundan kurtulmak için üç gün oruç tutmayı nazir ettiler. Üç gün oruç tuttuktan sonra dördüncü gün gaybi bir güç tarafından büyük bir tufan meydana geldi ve oradaki orduyu tarumar ederek yok etti. Bundan böyle o üç gün Marnevi oruç günü ve dördüncü gün Şah günü ve hakikat bayramı olarak adlandırıldı. (Aynı yerde, 145)

II.  7. Ehl-i Hak’lar’ın tanınmış velileri ve önderleri

II. 7. 1. Buhlul: Çok bilinen adıyla Behlül Dânâ… Buhlul’un adı, tarih kitaplarında Veheb bin Amr olarak geçer. Abbasi Halifesi Harun Reşid’in amcasının oğludur. Kufe’de doğmuştur. Fakih-e kâmil, Hekime akil, Sufiy-e Adil, İmam Sadık (as) özel sahabelerinden ve öğrencilerindendir.

Kendini deliliğe vurması zamanın gereksinimi ve bazı mashlatlar için ve İmam Sadık (as) meşveretiyle olmuştur. (Burhan-ul Hak, 1987: 29)

II. 7.  2. Şah Fazl-e Nuri

Şah Fazl–e Nuri, Hicri üçüncü yy’ın sonlarında zahir olmuştur (görünmüştür). Vatanı tam olarak bilinmemekle birlikte, Hindistanlı olduğu söylenmektedir. Doğum ve ölüm tarihi ve defnedildiği mekân bilinmemektedir.

II. 7. 3. Baba Serheng

Baba Serheng, Hicri dördüncü yy’da kendine has küçük bir grup dostuyla yaşamış ve dünyadan göçmüştür. Doğum yeri ve tarihi belli değildir.

II. 7. 4. Mübarek Şah

Mübarek Şah, Şah Haşin olarak tanınmaktadır. Hoş olmak anlamındadır. Hicri dördüncü yy’da yaşamıştır. Cesedinin İran’ın Loristan şehrinde ortaya çıktığı anlatılmaktadır. Baba Tahir-i Üryan (çıplak) ile aynı yy’da yaşadığı söylenmektedir. Şah Haşin’in ilahi zikirleri, müzik aletleri eşliğinde zikrettiği bilinmektedir. Yaranlarını yüz kişi olduğu söylenmektedir. (Burhan-ul Hak, 1987: 30-32)

II.7. 5. Baba Navus

Baba Navus, İran’ın Kürdistan eyaletinin İlcaf bölgesinde Hicri beşinci ve altıncı yy’larda yaşadığı sanılmaktadır. Kısa ömrünü birkaç dostuyla geçirmiş ve dünyandan göçmüştür. Doğum yeri ve tarihi ve vefat tarihi belli değildir. (Aynı yerde, 40)

II. 7. 6. Sultan İshak

“Sultan İshak”, “Sahip-Kerem” olarak tanınmaktadır. Aynı şekilde Sultan Sehhak diye de anılmaktadır. “Sultan”, Uraman dilinde ”San”, eski Farsça’da Şah olarak geçmektedir.

Sultan İshak, İmam Musa Kazım’ın (as) soyundandır. Irak’ın kuzeyinde, Süleymaniye Eyaletinin Halepçe şehrinin “Şareh Zur” nahiyesinin “Berzence” köyünde dünyaya gelmiştir. Zazadır. Babası Şeyh İsa, annesi Hatun Dayrak, Hatun Remzbar olarak lakaplanmıştır. İran’ın Kirmanşah şehrinin Uraman mıntıkasının Şeyhan köyüne yerleşti. Ömrünün sonu kadar burada yaşadı ve burada vefat etti. Üç yüz yıl yaşadığı söylenmektedir. Doğru olan odur ki, yüz yıl aşkın yaşamıştır.

Emir Timur-e Gorgan huzurundan feyz almıştır. Yaşamının tamamını inzivada yaşamıştır. Fakat hak talibi kimseler her mekân ve ülkeden huzurunda hazır olmuş ve feyz almışlardır. Taliplerinden birçoğu yabancı diyarlardan; Çin’den, Hindistan’dan, Buhara’dan ve diğer ülkelerden gelmişlerdir.

Ehl-i Hak Tarikatı, onun zamanında revaç bulmuş ve resmileşmiştir. Ehl-i Hak tarikatının kurucusu sayılmaktadır.

Söylenen erkânlar Kürtçenin “Evramani” lehçesiyle Biyabas Pirdiveri adıyla kitaplaştı. Yeni “Biyabas Pirdiveri”, “Biyabas Sac Nari”nin yeni nüshasıdır.

Pirdiver; “pird” ve “iveri” kelimelerinden türetilmiştir. “Pird”, Zazaca’da köprü; “iveri”, “bu taraf “anlamındadır. “Biyabas” kitabının yazıldığı mekân, Sirvan nehrinin tek köprüsünün karşı tarafı idi. O asırda bölge halkının tek geçiş yeriydi. Ondan dolayı “Biyabas Pirdiveri”, yani “köprünün bu tarafı” olarak tanındı.

Sultan İshak’ın “Biyabes Pirdiveri” için açık bir şekilde şöyle dediği nakledilmektedir: “‘Biyabas Pirdiveri’de, Ehl-i Hak Cemaati için ebedi olarak hiç bir değişim, tebeddül, tefsir ve tevil hiçbir zamanda mümkün değildir. Her kim onun erkânını çiğnerse Ehl-i Hak değildir. Bunun sebebi de Serencam kitabında Sultan İshak’ın açık olarak şöyle demesidir:  “ Eğer biyobiven hezar Hudayi (Allah). Her Hudayi çeni biven hezar bargayi avnaçe muçe gerekme çeh pirdiver niyayi.”

Yani: Eğer sayısız sahipkar (uzman) gelse ve her sahipkar (uzman) sayısı erkân ve teşkilat -şart ve ikrar- getirse yine de köprü tarafında olan Biyabas’ı isterim.

Sultan İshak’ın tanınmış bazı yaranları:

 Birin Grup: Haftten (Yedi kişi)

1-Seyyid Hodri, Bünyamin diye tanınmaktadır.

2-Musiyaveh, Davut olarak tanınmaktadır.

3-Molla Roknoddin-e Demeşki, Pir Musa olarak tanınmaktadır.

4-Mustaf; künyesi, Mustafa Davdan.

5-Hatun Dayrak, Hatun Remzbar olarak tanınmaktadır. Sultan İshak’ın annesidir.

6-Şah İbrahim, Melek-e Tayyar(Uçan).

7- Hüseyin, Baba Yadigâr olarak tanınmaktadır. Şah Yadigâr da denmektedir.

Bünyamin, Davut ve Pir Musa yer-i mert (üç adam) olarak tanınmaktadırlar. Şah İbrahim ve Baba Yadigar; yer-i ten (üç ten/kişi) diye tanınmaktadırlar. Başka bir söyleyişle, Pir-e Bünyamin, Yar-e Davut, Pir Musa ve Mustafa, dört melek olarak tanınmaktadırlar. Bunlara dört “ceset” de denmektedir.

Bunlar Sultan İshak tarafın özel makamlara getirilmişlerdir. Şahıslar ve makamlar sırasıyla şöyledir:

1- Bünyamin, Ehl-i Hak’kın piri makamına atanmıştır.

2-Davut, Ehl-i Hak’kın delili (hücceti) makamına atanmıştır.

3-Pir Musa, Sultan İshak’ın özel sekreteri ve muhasebecisi makamına atanmıştır.

4- Hatun Ramzyar, Sultan İshak’ın annesi,  Ehli Hak toplumunun şefaatçisi, kadın kolları başkanı ve pişirilen adaklardan ve sorumluydu.

5- Mustafa, nizam ve düzeni sağlama müdürüydü.

6- 7- Şah İbrahim ve Şah Yadigâr, Sultan İshak’ın irfani konulardaki yardımcılarıydı. Bundan dolayı Sultan İshak, kendisine vermiş olduğu manevi şahlık lakabını, bunlara da verdi. Bunlara da şah diye hitap ediyordu.

İkinci Grup: Haftvane (Yedi kişi)

1-Seyyid Muhammed.

2- Seyyid Ebulvefa.

3- Hacı Babu İsa.

4- Mir-e Sor(kızıl).

5- Seyyid Museffa.

6- Şeyh Şahabuddin.

7- Şeyh Habib Şah kadındır, Hatun Ramzbar’ın nedimelerinde ve Sultan İshak’ın mahremlerindendir. Hatun Ramzbar’ın nedime Habibe’den başka on tane nedimesi daha varmış.

Üçüncü Grup: Haft Nefer Kuvvel Taş

1-    Kuli.

2- Şahabuddin.

3- Şah Kerem.

4- Şah Nazar.  

5- İsa ya Salman.

6- Şahrah.

7- Pir Dilaver.

DEVAM EDECEK

Bu haber toplam 2334 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim