1 1
  • BIST 106.805
  • Altın 269,286
  • Dolar 5,6889
  • Euro 6,3007
  • Tunceli 11 °C
  • Elazığ 9 °C
  • Erzincan 8 °C
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Malatya 7 °C

Soldan sola bir bakış

Soldan sola bir bakış
12 Eylül Anayasası'nın hala yürürlükte olduğu 28. yıl. Bu utanç bu ülkede yaşayan herkesin utancı.

12 Eylül Anayasası'nın hala yürürlükte olduğu 28. yıl. Bu utanç bu ülkede yaşayan herkesin utancı. Hala anayasa tartışmaları yapılıyor, hala uzlaşıdan, yargının bağımsızlığından bahsediliyor. 12 Eylül zihniyetinin ve sakat ideolojisinin yeniden üretimi hala devam ediyor. 60 ve 71 ile yetin(e)meyen ordunun 80'deki bu son vuruşunun o acı tadı hala ilk günkü gibi ağızlarımızda.
Belirtmek gerekir ki Türkiye siyasi tarihi darbelerin tarihidir. Türkiye tarihini ordudan bağımsız bir şekilde tartışma çabaları sonuçsuz ve acınası kalmaya mahkumdur.
Ergun Özbudun “The Military in Politics (Siyasette Ordu)” makalesinde ordunun yarattığı ve sahip olduğu “çıkış garantileri”nden bahseder (1). Bu garantiler ordu ülke yönetiminden “geçici izne” çıktığında ve demokratik(!) rejime geri dönüş yaşandığında, yeni kurulacak rejimde ordunun iktidardan pay almasına olanak tanır.
Bu çıkış garantilerinden ilki ordunun “vasi gücü”dür. Ordu bu yolla darbeden sonra demokratik yollardan seçilmiş hükümetlerin siyasası üzerinde söz-yaptırım sahibi olma imkanı elde eder. Bahsi geçen vasi gücü elde etmenin birkaç yolu vardır. Bunlardan birisi darbeden sonra kurulan yeni oluşumlar vasıtasıyla otorite ve güç pekiştirme yoluna gitmektir. Güzide Türk ordusu tarafından demokrasimize armağan edilen(!) yegane kurul MGK işte o çok beğenilen 60 darbesinin ve anayasasının çocuğudur. Böylece genelkurmay başkanı, kara, hava ve deniz kuvvetleri komutanları; devlet başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanıyla aynı platformda yer almaya hak kazanmıştır. Anlaşılan bu yetmemiş olacak ki, 73 değişiklikleriyle birlikte MGK'nın öncelikli işlevi hükümete tavsiyilerde bulunmak olacak, 82 anayasasıyla da MGK'nın bu tavsiyeleri bakanlar kurulu tarafından öncelikle dikkate alınmak durumunda olacaktır.
61 Anayasası'nın, 71 ve 73 değişikliklerinin iki başlı bir politik sistem yarattığı da rahatlıkla iddia edilebilir. 61 Anayasası yürütmede sivil bakanlar kurulunun yanına bir de MGK'yı eklemiştir. 61 anayasasına 73 değişikleriyle giren, 76'da kaldırılan ve son olarak 1982 anayasasıyla birlikte yargıya yeniden eklemlenen Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde “cumhuriyet ve devletin iç ya da dış güvenliğini ilgilendiren davalara” bakmaya devam edilmiştir. DGM yapısı ve kuruluş biçimi itibariyle yargıdaki bir iki başlılığa işaret eder. Bu muhteşem buluşla adalet anlayışı ikiye bölünmüş, sivil adalet ve askeri adalet birbirinden ayrılmıştır. Çünkü bahsi geçen toplum mühendislerine göre devletin güvenliği ancak bu yolla sağlanabilir. DGM'ler nihayet 2004'de tekrar kaldırılmıştır.
Cuntacıların, darmaduman ettikleri bu ülkeyi ne kadar sevdiklerine gerek anayasada gerek kendi tüzüklerinin 35. maddesinde bastıra bastıra değinilir: Onların derdi “Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü”nü korumak,“barışı ve güvenliği” sağlamaktır. Ordu anayasanın bekçisidir. Bu muğlaklık denizinin içinde kaybolmanınsa bu ülkede darbe yapmaktan bile daha kolay olduğu su götürmez bir gerçektir.
Ordunun çıkış (aynı zamanda giriş) garantilerinden ikincisi “münhasır salahiyet sahası” başka bir deyişle ordunun anayasa değişiklikleriyle elde etmiş olduğu “özerklik”dir. Burada tartışılan “özerklik” kavramını profesyonel özerklikle karıştırmamak gerekir. Profesyonel özerklik ordunun sahip olduğu ve genellikle sahip olması gerektiği kabul edilen bir özellik olup ordu bu yolla devletin topraklarını ülke dışından gelebilecek, istenmeyen müdahelelerden korur. Bilindiği üzere ordunun temel görevi de bu olmalıdır. Durum böyleyken, Türkiye'de karşımıza bir de “politik özerklik” kavramı çıkar. Politik özerkliğini kazanan ordunun savunmadan kaynaklanan özerkliği hükümetin yetkilerinin kısıtlanması sonucunu doğurabilir.
1961 Anayasası'ndaki bazı yasalar ordunun politik(leş[tiri]en) özerkliğinin açık bir göstergesidir. 61 Anayasası ile birlikte genelkurmay başkanı artık milli savunma bakanına karşı değil, başbakana karşı sorumludur. Bu değişiklik ordunun kazanmaya başladığı politik özerkliğin anayasadaki ilk karşılığıdır.
Ordunun politik özerkliğinin anayasadaki birçok karşılığı 71-73 değişikliklerinde açıkça görülür. Bu değişikliklerle birlikte ordu Sayıştay'dan muaf tutulmaya başlanmış, Askeri Yüksek İdari Mahkemesiyle (AYİM) kurulmasıyla birlikte askeri personelin yargı denetimini bu mahkemeler yapmaya başlamıştır. Böylece yürütmeden sonra yargı da iki başlı bir hal almıştır.
Anlaşıldığı gibi toplum mühendisleri-ordu ittifakının toplumsal inşa süreci 80'de başlamamış, doruk noktasına ulaşmıştır. Siyaset, siyasilere bırakılamayacak kadar önemli bir iştir. Hele hele halk politize olduysa bunun bir tek yolu vardır: Kafalarına kutsal apotilizasyon çekicini indirmek.
Kutsal apolitizasyon çekici 60'ı, 71'i ve 73'ü iyice içselleştiren 80 darbesinin bir ürünüdür. Bu çekiç 80 darbesinin köhne, insanı insanlıktan çıkaran zihniyetini her an yeniden üretiminde kullanılan görünmez bir mekanizmadır. Bu çekiç 6-7 yaşlarındaki çocukların kafalarına henüz ilkokul sıralarında inmeye başlar. İlk vuruş vatan, sonraki devletin bekası, bir sonraki bölünmez bütünlüktür. Bunlar kutsaldır, bunlara dokunmaksa kutsala küfürle eşdeğer. Yaş ilerledikçe çekicin darbeleri içseleştirilir, bünye bir süre sonra bu darbeleri özümser, darbeler kişinin varoşunun özü haline gelir.
Anayasa değişikliğinin tartışıldığı şu günlerde insanlar içinde bulunulan bu sürece işte beyinlerindeki bu hasarlarla bakıyor, hala yargı bağımsızlığından bahsedebiliyorlar. Bu ülkede yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı. Orada oturanları her zaman her şeyin doğrusunu bilen, tarafsız, erdemli adalet tanrıları olarak görmek son derece büyük bir yanılgıdır.
Türkiye'de solun içine düştüğü yanılgı da bundan ibarettir. Unutulmamalıdır ki bu yargı Menderes'i astığı gibi, Denizler'i de darağacına yollamış, 17 yaşındaki Erdal Eren'in katili olmuştur. İçinde bulunulan bu süreci “yargının tarafsızlığı elden gidiyor” şeklinde yorumlamak ya kötü niyetlilik ya da en kibar ifadeyle safdilliktir. Sol AKP'ye getirdiği eleştirilere bu paradigmayla yaklaştığı sürece kendi önünü görememeye mahkumdur. Bu süreçte AKP'ye, yeni anayasa taslağına sol tarafından getirilen eleştiriler ne denli haklı olurlarsa olsunlar, sol bu dili kullandığı sürece statükocu olarak anılmaya mahkum olacaktır.

AYDIN BARAN GÜRPINAR

Bu haber toplam 1920 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim