• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Tunceli 10 °C
  • Elazığ 9 °C
  • Erzincan 6 °C
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 16 °C
  • Malatya 7 °C

Munzur nereye dökülür?

Munzur nereye dökülür?
Ovacık’ta doğduğundan emindim. Basra Körfezi’ne de döküldüğü söyleniyordu. Yani Munzur’un içine akıttığım bir damla gözyaşının Maveraün Nehir’den geçtiğini düşünmek

"Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizlere daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz rahatlık gibisi yoktur." - GEORGE ELIOT

‘Arslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece insanlık, avcıların tarihini okumaya devam eder’ diyordu atasözünün biri. Bütün karşıtlıkları hangi felsefi düşünceyle açıklamak gerekiyor inanın bilmiyorum. Yaşam - ölüm, doğru ya da yanlış. Bu karşıt durumlara dair emin olduğum tek bir şey varsa o da; size mutluluk veren herhangi bir öznenin kaybında ortaya çıkan acının, o ana kadar öznenin size verdiği hazların toplamından daha fazla olduğudur.

Çoluk çocuğa karışanlar çocuklarını düşünsünler örneğin. Size tamamen bağımlı olduğu bebeklik dönemlerindeki bütün o ilkleri mesela. Adınızla size ilk seslenişini… Sonra ansızın aracınızda giderken yavrunuzun avuçlarınızın arasından kayıp sele kapılmasını… Selden sonra kum kalıyordu değil mi?

Althusser, yüzyılın başında ‘dünya büyüsünü yitirdi’ diyordu. Umut, işkenceyi uzatmaktan başka bir işe yaramaz oldu. Ayağa kalksak olmuyor. Otursak başka bir dert. Ayağa kalkıp yürüdükten sonra otursak da olmuyor.

Bütün eylem deneyimlerim bu tip ritüellerle dolu. Her şey bittikten sonra başka yerde oturanların senin hayatına ilişkin kararları, sana rağmen verdiğini öğreniyorsun. Cellat gibi bir gece uyanıp yatağımızdan kendi hayatımızın kontrolünü büyük oranda ele geçirmeye karar verdiğimizde de, iç dünyamızın karanlık dehlizlerinde mistisizmden başka bir yöne oku bükemiyoruz.


Ne kaşık eğiliyor ne de biz. Yalnızca Türkçe’de olduğunu düşündüğüm ‘hayırlısı’ sözcüğü bütün yaşamımızı kuşatıveriyor. Bir su var ve o su yatağını bulacak deyip duruyoruz aralıksız. Ben işte o suyu anlatacağım size. Adı Munzur…

Ovacık’ta doğduğundan emindim. Basra Körfezi’ne de döküldüğü söyleniyordu. Yani Munzur’un içine akıttığım bir damla gözyaşının Maveraün Nehir’den geçtiğini düşünmek küçük bir çocukken epey mutlu ediyordu beni.

Mürebbiye edasıyla Ankara lara okumaya gelip, aslında öyle bir nehrin varolmadığını öğrendiğimde de zerre üzülmedim. Çünkü adım gibi emindim, kadim bir coğrafyanın çocuğu olduğuma.

Munzur’la tanışıklığım bebekliğimle başlar. İki aylıkken kıyısındaki evimize, bir sonbaharda doluşuvermiş. Babamların karyolasının yanındaki tahta beşikle yüzmüşüm ilk içinde. Cee demiş, ama almamış beni içine. Sonra lombardini motorla ağaçları beslemek için harıklarla çektiğimiz suyuna partlama atlardım. O tarihte böö... dedi ve nurtopu gibi bir eklem romatizması verdi bana.

Ablamlar korkunç renkli pazenleriyle yüzerlerdi. Ama yüzerlerdi. Ülkenin doğusunda kızlara yüzme öğreten tek nehirdi Munzur. Sırık oltalarla tek ya da çift balık çekerdik içinden. Üçüncü bir kanca takmak ya aklımıza gelmezdi ya da hakkımızın bu kadar olduğunu düşünür, fazla ilişmezdik ona. Babam, üstünde yalnızca iki tane yapılmasına izin verdiği EİE (elektrik işleri etüd idaresi) istasyonunda onun debisini izler, düzenli raporlar verirdi birilerine. Lost’ta yer altında olan istasyona benzerdi. Babam onu düzenli kontrol etmese, Munzur hepimizi yutacaktı sanki.

Eskiler ona dair pek çok şey anlatırlardı. Gece ona kulak kabarttıklarında, dalgaların atların kişnemelerine benzer sesler çıkardığını. Sonra o sesler, kendi halkının kanıyla aktığı 1938’de çığlığa dönüştü. Ve şimdi çıt çıkmıyor Munzur’dan. O sesini kaybettikçe, ben umudumu kaybediyorum...

Keban Barajı’nın ömrünü 15 yıl daha uzatabilmek için önüne çektikleri set; yalnız onu değil koca bir kenti heder etti. Bu yazı belki daha bilimsel bir dille kaleme alınabilirdi. Dünya Bankası’ndan, ülkenin enerji politikasından, ekolojik dengenin tahribatından, su kaynaklarından, alternatif enerji kaynaklarından, yerel yöneticilerin beceriksizliğinden bahsedilebilirdi.

Ama ayıp olurdu ona. O; bilimsel bir makalenin konusu olamayacak kadar aşkındı. O; yüzbinlerce insanın öznel duygularının yaratıcısı ve belleklerin bir numaralı onarıcısıydı. O’na karşı objektif olma şansı yoktur hiçbir Dersimli’nin...

Yıkılasıya baraj bir ay önce su tutmaya başladı. Binlerce insanın çocukluğu, anıları sular altında kaldı. Ama onun suçu yok biliyorum. Köylerimizi, mezarlarımızı altına alan su o olamaz. Yeni kazılarda belki bulur birileri çocukluğumuzu. Belki elele tutuşursak, onların önüne biz set çekebiliriz. Yani bütün mümkünlerin kıyısında, yani senin kıyında her şeyi eski haline getirebiliriz.

Duyduk ki, senin üzerine 7 baraj yapacaklarmış Munzur. Brecht sana söylüyor duyuyor musun? ‘Yedi kez çağıracağım seni. Altısında gelme kal! Ama söz ver yedincisinde tek bir sözcükle gel’

 

Deniz POLAT

Bu haber toplam 4197 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.428) 212 10 48 | Faks : (0.428) 212 36 39 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Ercan Topaç - 0530 878 47 41 MUHABİRLER Kadir Merkit- 0535 941 63 95 Serhat Ozan Yıldırım- 0534 400 64 66 | Haber Scripti: CM Bilişim