1 1
  • BIST 106.528
  • Altın 269,691
  • Dolar 5,7142
  • Euro 6,3143
  • Tunceli 14 °C
  • Elazığ 9 °C
  • Erzincan 8 °C
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 17 °C
  • Malatya 10 °C

Hukuk isteyen çocuklar

Hukuk isteyen çocuklar
Dersim’de ve Ovacık’ta konuştuğum gençler, bazı polislerin, Kürtsen, Aleviysen, sana peşin peşin düşmanca davrandığını anlatıyor.

Dersimli gençler en az liseyi bitirinceye kadar okuyor. Kentte bir meslek lisesi var ama, üniversite yok. Su istercesine üniversite istiyorlar.
Soruyorum, hangi fakülteden başlamalı diye, hiç şaşmadan “hukuk” diye başlıyor hepsi...
Bu sözleri, 2004 yazında Munzur Festivali dönüşü yazmıştım (8.8.2004 tarihli Radikal İki).
Geçen cuma İstanbul Film Festivali çerçevesinde art arda gösterilen iki belgeselden ikincisinde konuşan TMY mağduru çocuklar da hukuk okumak istediklerini söylüyorlardı. Yalnızca biri SBF diyordu, eh o da hukuktan bağımsız değil.
‘Hukuk’ sözcüğü, ‘hak’kın çoğulu. Bu çocukların tümünün hukuk okumak istemesi rastlantı olabilir mi? Kanun, nizam ve hukuk adına karşılarına çıkan ne varsa A’dan Z’ye felaket olduğunu bizzat yaşayarak gördüler onlar, hâlâ görüyorlar, dolayısıyla hukuka müdahil olmak istemeleri kaçınılmaz ve mükemmel bir seçim.
Cenk Örtülü ile Zeynel Koç’un yönettiği, Hüseyin Karabey yapımı “Taşlaşan Vicdanlar” adlı belgeselde sunulan bütün tanıklıklar, sayıları dört bini bulan TMY mağduru çocuklara, 12 Eylül döneminde kaldığı sanılan bir atmosferin aynısının yaşatıldığını açıkça gösteriyor. Röportaj yapılan, poliste ve cezaevinde kalmış çocuklar, yaşadıklarını anlatırken, “okulu bile” özlediklerini söylüyorlar. Belli ki en fazla on beşini süren bir kız çocuk, görüş gününde babasıyla karşılaşmalarını anlatırken, ayna tutar gibi elinin ayasını yüzüne karşı tutuyor. Eminim, elinin ayasında, babasının yüzünü görerek konuşuyor. Ağlayan, ama aynı ölçüde dirençli bir sesle.
İlk belgeselin odak noktasında da iki eski çocuk var. “İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları”, daha önce “Munzur Akmazsa” adlı belgeseli yapmış olan Nezahat Gündoğan’ın yönettiği birinci sınıf bir yapım. Onur Öymen ve onun gibi düşünenler bu tanıklıkları tekrar tekrar, her sahneye yeniden dikkat ederek izlese keşke.
‘Dersim isyanı’nı ve ‘Dersim katliamı’ sözlerini çocukken işitmiştim. Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinin daha önceki bir yazımda da sözünü ettiğim Germili nahiyesinde geçen yılların birinde, o zamanlar eve gelen belki de tek erişkin dergisi olan Hayat dergisinde Sıdıka Avar’la ilgili uzun bir röportaj okuduğumu hatırlıyorum. Kuş desenli bir bluz giymiş olan Avar’ın fotoğrafları da vardı dergide. Köylerden kız çocuklarını yatılı okula götürüp okuttuğu, meslek sahibi kadınlar yetiştirdiği, o kadınların Avar’ı ne kadar sevdiği vb anlatılıyor ve o arada “misyoner” sözcüğü kullanılıyordu.
Bu sözcüğü anlamayıp, aile büyüklerime sormuştum. Dehşetli kızıp dergiyi elimden almışlardı, sen nelerle ilgileniyorsun öyle, diye. Sanıyorum olayın belleğimde kalması bu öfkeden ötürüdür. Neden kızdıklarını çok sonra anlayacaktım: ‘Misyoner’ sözcüğü Türkçede daha çok Hıristiyan dinini yaymaya çalışanları niteleyen bir sıfattı ve misyonerler bir tür düşman gibi görülüyordu, tıpkı bugünkü gibi. Oysa sözcük geniş anlamıyla, herhangi
bir inancı ya da fikri yaymayı iş edinen kimse demek...
Dergi olayından bir süre sonra, Sıdıka Avar’ın öğrencilerinden bir genç kadın, Germili’ye üç aylık bir dikiş kursunun öğretmeni olarak gelmişti. Semiha öğretmenden dikiş nakış öğrendiğimi hatırlıyorum. Onun denetiminde işlediğim bir el çantasını hâlâ kullanırım.
‘Misyoner sözcüğünü öğrenmiştim ama, ‘asimilasyon’ sözcüğüne
hiç rastlamamıştım o zaman. Bazen olay burnunuzun dibindedir, sizinse ne adından haberiniz vardır, ne olayın bütününden, ne de ilgili politika ve düşüncelerden.
Nezahat Gündoğan’ın çalışması, zora dayalı asimilasyonun ne mene bir şey olduğunu hissettiriyor insana. En etkileyicilerinden bir sahne: Sahne bile değil, bir anlık görüntü: İhtiyarlığında kuzenine kavuşan “Dersim’in kayıp kızları”ından Huriye
Aslan. Yüzünün her çizgisine yerleşmiş bir yaşlılı ğın içinde n, Dersim katliamı sırasında kız çocuğu olarak ailesinden koparılışını ve sonrasını anlatıyor. Anlatırken, ‘ emanet edildiği’ erkeklerin sözün ü etmek zorunda kaldığı bir an, takılıyor, ağzından bir söz çıkmadan önce kendi yanağından bilinçsiz ve hırçın bir tedirginlikle bir çimdik alıyor. Herhalde filmi seyrettiğinde kendisi de şaşacaktır, şaşmıştır bu anlık hareketine,
o ânı hatırlayacaktır ama, çimdiği hatırlama yacaktır. Müthiş bir an.
“Hiç unutulmaz! Ne ananı unutursun, ne babanı unutursun, ne unutabilirsin”.
Belgesel bize sararmış bir fotoğrafı tam gerektiği miktarda ve gereken yakınlıkta, tekrar tekrar gösteriyor: Fotoğrafta erler, on kadarı, silah elde yan yana dizilip poz vermişler. Önlerinde, yere oturmuş, paçavralar içinde eğri büğrü küçük çocuk ‘siviller’.
“Anne beni neden bıraktın?”
O eski çocukların sormuş olduğu sorulardan biri. “Sofi’nin seçimi”...
Her iki belgeselin de geçişleri çok iyi. “Taşlaşan Vicdanlar”da bir kargaşa sırasında coplar inanılmaz bir fütursuzlukla inip kalkıyor, bir çocuğun tepesinde beş coplu. Birinin kolunu şiddetle arkaya kıvırıyor polis, salonun göğsünden yükselen iç çekme, herkesin Filistinli çocukları hatırladığına işaret. Koltuk komşumla, salya sümük ağlıyoruz. “Çocuk onlar, çocuk.”
Filmlerin gösterimi bitince yönetmenlere sorulan sorulardan biri,
açık bir dilek içeriyor: Yeniden gösterilecek mi? Yönetmenler, talep olan her yerde, her zaman hazırız diyorlar. “Dersim’in Kayıp Kızları”nın kitap da olacağı haber veriliyor.
Evet, tanıklıklar hakiki tarih.
En insani düzeyden bakıyor.
*
TMY mağduru çocuklarla ilgili duyurular:
İzmir Kitap Fuarı’ndaki destek karikatürleri sergisi sürüyor.
İstanbul Beyoğlu’nda, Cüneyd Özen’in “BİR Çentik” karikatür sergisi de sürüyor. Adres: Mustafa Çelebi Mah., Tel Sokak, No. 26/A.
SU TV’de her perşembe canlı olarak yayımlanan “Ötekileştir -me” programının bugünkü konusu TMY mağduru çocuklar.
Saat: 22.00-01.00.

Dil Meseleleri
madde/maddiyat
‘ Para’ dan, ‘piyasa’ dan söz etmek isteyenler, bu sözcüklerin yerine “madde” diyebiliyor, hem de “maddenin egemenliği tümüyle ele geçirdiği, anlamın yok olduğu” klişesiyle devam etmek üzere.
‘Madde’ ile ‘maddiyat(çılık)’ arasındaki farkı, hiç değilse düşünce yazısı yazanlar önemsemeli değil midir?
***
Saat başları yazılırken kullanılan iki sıfır, seslendirmede yok sayılır. Ek getirilirken de sıfırlar okunmaz. Ekler, ‘sıfır sıfır’a göre değil, saati gösteren ikinci rakama göre düzenlenir:
“17.00’da” değil, “17.00’de”
“03.00’da” değil, “03’te”.

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 1962 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim