1 1
  • BIST 96.160
  • Altın 269,834
  • Dolar 5,5946
  • Euro 6,2108
  • Tunceli 36 °C
  • Elazığ 34 °C
  • Erzincan 35 °C
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 27 °C
  • İzmir 31 °C
  • Malatya 33 °C

Dersim'in Kayıp Kızları

Dersim'in Kayıp Kızları
'İki Tutam Saç/Dersim'in Kayıp Kızları'nda yönetmen Nezahat Gündoğan, 1938'de meydana gelen bir trajediyi anlatıyor.

fft5_mf403290.jpg

Belgesel, İstanbul Film Festivali'nde 16 Nisan'da gösteriliyor. Ankaralılar ise belgeseli 6-13 Mayıs arasındaki Uçan Süpürge'de izleyebilecek

80’lerine gelmiş iki kadın. Amca torunları, Fatma ile Huriye hanım. Yaşları ve akrabalıkları dışında en “kötü” ortak noktaları “Dersim evlatlıkları”ndan olmaları. Yani 38’deki harekattan sonra askerlerin evlerine “cebren” gönderilmiş kızlar onlar. Yıllar sonra buluşuyorlar. Ama başka amca kızları var ki, Şemsi ile Sakine, onlardan hiç haber alınamamış, yalnızca bebekken kesilen iki tutam saç kalmış geriye. “İki Tutam Saç/Dersim’in Kayıp Kızları”nda yönetmen Nezahat Gündoğan, bu dört kızdan yola çıkarak, bütün “kayıp kızlar”ın öyküsünü anlatıyor. Belgesel İstanbul Film Festivali’nde 16 Nisan’da gösteriliyor. Ankaralılar da belgeseli 6-13 Mayıs arasındaki Uçan Süpürge’de izleyebilecek.

Bu hikâye sizin için ne zaman başladı?
Tunceli’de yapılacak barajları konu alan ‘Munzur Akmazsa’ diye bir belgesel çekmiştim. Biz ne zaman barajları konuşsak, konu insanların göç etmek zorunda kalacaklarına geliyor ve onlar da “Benzer bir felaketi 38’de de yaşadık” diyorlardı. 37-38’in tanıkları da artık yaşamlarını yitirmek üzere. Kayıplar yani özellikle alınıp götürülen çocuklar hakkında bilgimiz vardı. Üç yıl önce bilerek konuya bir girdik ama bilinçli ve sistematik bir uygulama ve çok sayıda insan olduğu çalışma içerisinde netleşti. Eskiye ve başka ülkelere baktık. Mesela Osmanlı döneminde Rumlar ve Ermeniler bu tür uygulamalara maruz kalmışlar, özellikle kız çocukları. Aborjinlerde, Amerika’da Kızılderililerde de aynı şey var.

Dersim’in kızları olarak Fatma ve Huriye hanımı görüyoruz. Bir de “bir tutam saçları” bir kuşak sonraya kalan Şemsi ve Sakine’yi.
Film hem ailelerini bulan iki amca torununun yani Fatma ve Huriye hanımın hem de hâlâ aranan iki amca kızının öyküsünü anlatıyor. İki bölümden bakıyoruz: Köklerinden koparılan kızlar neler yaşadı ve hâlâ yakınlarını arayanların hissettikleri. Fatma ve Huriye aynı köyde doğan ve 38’e kadar da çocuklukları beraber geçen iki kız. Zaten çocukluk anıları dışında ortak yanları artık yok.

Huriye Samsun’a mı gönderiliyordu?
Evet, Ovacık’ta görevli bir asker Huriye’yi Samsun’a kendi evine gönderiyor.

Kaç yaşında o zaman Huriye?
7-8 yaşlarında. Askerin evine gittiğinde hemen saçları kazınıyor, gazlanıyor, yıkanıyor ve tam bir besleme muamelesi yapılıyor. Aynı masada oturulmuyor hatta emir erine “Kürt kızının yemeklerini ayrı indir kaldır, bizimkiyle beraber yıkama” emri veriliyor. Evden kaçmaya kadar giden bir öyküsü var Huriye’nin.

Bu asker hangi akla hizmet Huriye’yi gönderiyor evine?
Çocuksuz oldukları ya da özel hizmetçiye ihtiyaç duydukları için değil. Çalışma derinleştikçe ortaya çıkardığımız da bu: Merhametli askerler çocukları acıyıp aldı meselesi değil. Üstten gelen bir talimatla herkes evine gönderiyor. O dönemin politikalarına ve ulus-devlet yaratmanın mantığına baktığımızda, bu kızların neden alındığı anlaşılıyor: Asimile ya da “terbiye edilsin”. Yani Türkçe öğretilsin, Sünni mezhebe dahil edilsin, giyimi kuşamı ilkellikten kurtarılsın. Okutalım, eğitim de görsünler, topluma kazandıralım değil mesele. Görüştüğümüz insanların hiçbiri okutulmamış.

Huriye kaçmaya kalkışıyor bir de değil mi? Nereye kaçacak ki?
Huriye zaten bir katliamdan, travmadan çıkmış, sonra kökünden, kültüründen, dilinden koparılıyor. İntihar etmeyi bile düşünüyor. Hatta önce oruç tutuyor, Hızır’a yalvarıyor: “Ya öldür beni ya da kurtar burdan.” Ve evden kaçmaya karar veriyor. “Belki kendi insanlarımı bulurum” diyor. Çünkü Huriye o dönemde oraya sürgüne gönderilmiş Dersimlilerin olduğunu biliyor.

Filmde de o günleri anlatırken “Nasıl aklımı kaybetmedim, çok şükür” deyip duruyor.
Evden kaçtığı karakola bildiriliyor tabii. Karakolda yarım yamalak Türkçesiyle şöyle diyor amire: “Beni al, etlerimi parça parça doğra, köpeklerinin önüne at ama bir parçasını bile o eve gönderme”. Amir oranın zenginlerinden, şeker fabrikası olan birinin evine veriyor Huriye’yi. Hizmetçi olarak tabii. Orada da başka dramlar yaşıyor.

Daha ne kaldı?
Tacize uğruyor. Fatma hanımın da başına böyle bir şey gelmiş. Evin delikanlıları da değil, evin beyleri tarafından. Bırakın çocuğu, torunu yaşındaki çocuklar bunlar. Fatma teyze Malatya’ya götürülüyor, orada bir yüzbaşının evinde kalıyor. Evden kaçış nedenini sorduğumuzda ısrarla anlatmıyordu. En son artık tepki göstererek, “Ne bileyim” dedi, “Evlendirecekti beni”. Kiminle evlendirecekti diye soruyoruz, “Ne bileyim” diyor, “Kendiyle mi evlendirecekti ne?”

Yıllarca sakladığın bir şeyi pat diye söylemek kolay olmasa gerek.
Biz dinlerken bile çok zorlandık, onlar da anlatırken rahat değiller ama çok güçlüler. Aslında bu çocuklar seçilirken güzel ve sağlıklı olanları seçiliyor. Harekattan sonra insanlar sağ ele geçmişse, belli merkezlere gönderiyorlar. Önce Ovacık, sonra Elazığ. Orada sürgüne gönderilecekler gönderiliyor, kızlar da özellikle ayrılıyor.

Toplama kampı gibi?
Evet. Mesela geliyor asker, “Şunu şunu bana ver” diyor ya da emir gönderiyor, “Bana oradan, güzel, sağlıklı bir kız gönder” diye. Geriye de hasta ve onlara göre “çirkin” çocuklar kalıyor. Bunlar da trenlere doldurulup istasyonlardaki memurlara birer ikişer dağıtılıyor. “Bunlara da siz bakacaksınız” diye. Bunu anlatan çok tanık var. Yol üzerinde dağıta dağıta gidildiğini.

Alınan kızlar hiçbir şekilde nüfusa geçirilmiyor değil mi?
Hayır. Bu çocuklar evlatlık olarak alınmadığı için kendi kütüklerine geçirmek gibi kaygıları yok. Mirastan da yararlanmaması için. Bu çocuklar gerçek kimliklerinde ya ölü gözüküyorlar ya da hiç yaşamıyorlar.

İsimleri değiştiriliyor mu peki?
Değiştirenler de oluyor ama Huriye ve Fatma değiştirmiyor. Çünkü onlarınki toplumda kullanılan ve daha makul isimler. Mesela Besime, Besse gibi isimler değiştiriliyor. İkbal en çok konulan yeni isimlerden.

Peki o evlerden nasıl çıkıyorlar?
O koşullarda bile sürgünler birbirlerinin peşine düşüyorlar. Kendi aralarında resmen gizli bir haberleşme mekanizması oluşturuluyor. Akrabaları da haberi aldıklarında gidip Huriye’yi buluyorlar, adam vermek istemiyor, benim hizmetçim diyor. 1-2 ay mahkemeden sonra alabiliyorlar yoksa öyle çıktı geldi değil. Huriye akrabalarıyla birlikte Amasya’ya gidiyor. Bir süre sonra orada Dersimli biriyle -daha sonra eşi olacak kişiyle- tanışıyor. Geri dönüş kararı çıktıktan sonra da memleketlerine dönüyorlar.

Kürtçeyi tekrar öğrenmiş mi ya da Sünniliği devam ettiriyor mu?
Aleviliği devam ettiriyor. Huriye ne kadar farklı bir kültüre dahil edilmeye çalışılsa da hâlâ yüzü oraya dönük. O hep “Beni altın kafese de koysalar ben kendi milletimi istiyordum” diyor. Fatma hanım çok uzun süre uzak kaldığı için Sünni olmuş. Hatta kardeşiyle ilk karşılaştıklarında “Yanlarında namaz kılmadım, bana gıcık kapmasınlar diye” diyor. Kardeşi Alevi.

Ama Fatma’nın bir ailesi var değil mi?
Fatma ailesini 65 yıl sonra buluyor. Aileden kalanları tabii. 65 yıl boyunca susmuş. Huriye kültürüne daha erken dönüyor ve daha kolay paylaşıyor. Onun için Fatma’nın hayatına dair anlattıkları çok darmadağınık, çok parça parça. Filmde de öyle çünkü o süreç de ruhu gibi parça parça. Malatya’da kaçtıktan sonra, kaldığı evin emir erini aramaya gönderiyorlar Fatma’yı. Buluyor ama Fatma dönmeyi kabul etmiyor. Emir eriyle birlikte kaçıp Kahta’ya yerleşiyor. Bir süre sonra da bu Mehmet gönlünü başkasına kaptırıp onun peşine düşüyor ve Fatma yine yalnız kalıyor. Resmi nikahlı, boşanmak için adliyeye gittiğinde oradaki bir katip onu görüyor ve evleniyor onunla. Başka seçeneği yok kadının. Altı çocuğu oluyor. Köyde, 38’den önce Fatma’ya kimse Fatma diye seslenmezmiş, ‘Altın’ diye çağırırlarmış. İşte Altın sonradan böyle bir yaşam sürmek zorunda kalıyor...

Ailesini nasıl buluyor Fatma?
Çocukları sıkıştırıyor, anne sen kimsin, neden bizim bir dayımız yok gibi? Anlatmak istemiyor, ben topraktan, ağaçtan çıktım, yer yarıldı çıktım, beni konuşturmayın diyor. Söylememe nedeni de, ben çektim, çocuklarım bunları öğrenmesin. Dersim’le anarşi özdeşleştirilmiş ya o dönemde, şimdi çocuklar tekrar Dersim’le bağ kurarlarsa, “anarşik” olur diye. Bir gün rüyasında annesini görüyor, annesi Dersim’e gel, bizi bulursun diyor. Onun üzerine çocuklarına açıklıyor. Çocuklarıyla Dersim’e gidiyorlar, araştırıyorlar, bir hafta sonra kardeşi olabileceğini düşündükleri kişinin telefon numarasıyla dönüyor. Kahta’dan arayıp kardeşini buluyorlar. Bursa’daki Hasan Ergin. Hasan da katliamdan kurtulanlardan, 4-5 yaşlarındayken. Annesi yıllarca hep küçük kızının bulunacağını ümit ediyor ve diyor ki bir gün ablanı bulursan gözünün altında bir yara var, oradan tanırsın. Hasan amcayla da ilk telefonda konuştuklarında karşılıklı sorular soruyorlar teyit etmek için. Hasan Ergin “Gözünün altında bir çukur var mı” diye soruyor. “O zaman sen benim ablamsın” diyor Hasan Ergin.

Kadından soy ve kan değiştirme
Dersim’in kayıp kızları kaç kişidir?
Üç yılın sonunda biz 70 kişiyi tespit ettik. Ama sayı bundan çok fazla. Çok rahat 100’lerce diyebiliriz. 50’ye yakını bulunmuş. Diğerleri de aileleri tarafından hâlâ aranıyor. Filmde Fatma teyze şöyle diyor: “Bunca çileyi çek bir de kimsesiz öl, bu bana çok zor geliyordu. Annemi babamı hiç unutmadım, aklıma düştüğü zaman çıldırasım geliyordu ama ne yapacaksın, yetimdim”. Durumunu çocuklarına anlattıktan sonra diyor ki, eğer ailemi bulamazsam beni Malatya-Elazığ yolu üzerinde gömün, oradan Tunceli arabaları mutlaka gelir geçer.

Neden hep kızlar alınıyor?
Kadından soy ve kan değiştirme politikası çok önemli ve kadına bir savaş ganimeti olarak bakılıyor. O dönemin içişleri bakanı Şükrü Kaya şöyle diyor: “Biz bu kızları alıp Türk ulusuna dahil edersek, yeni kuşaklar da böyle yetişecektir.” Bu politika, özellikle ailelerini geç bulanların üzerinde başarıya ulaşmış diyebiliriz. Biz hiç rastlamadık erkek çocuğun verildiğine. En fazla öksüzler yurduna veriliyor. Bir de tabii, bakınca kadın buralarda namustur. Namusunu devlet alıyor, bundan ağır bir şey olabilir mi?
 

Bu haber toplam 2875 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim