1 1
  • BIST 95.834
  • Altın 364,991
  • Dolar 6,6541
  • Euro 7,2778
  • Tunceli 4 °C
  • Elazığ 5 °C
  • Erzincan 4 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 5 °C
  • İzmir 8 °C
  • Malatya 3 °C

Çakallığı İstanbul’da gördüm

Çakallığı İstanbul’da gördüm
’Dersim’de başka bir savaşın içindeyken, şimdi Beyoğlu’nda başka bir savaşın içindeyim. Hep kendi kendime şunu derim; çakalı Dersim’de tanıdım, ama çakallığı İstanbul’da gördüm.’’

Volga Sorgu, genç yaşına rağmen iki defa Altın Portakal Yardımcı Erkek Ödülü’nü almayı başarmış bir sinema oyuncusu. Sinema üzerine eğitim görmek için Dersim’den İstanbul’a gelen Sorgu, kısa bir sürede üstlendiği çarpıcı rollerle kendisinden bahsettirmeyi başardı. Kendisinin yazıp, yönettiği ‘Kaledeki Yalnızlık’ filminin çekimlerine devam eden Sorgu ile çalışmaları hakkında konuştuk. Hep oyuncu mu olmak isterdin yoksa hayatın tesadüfleri mi seni oyunculuğa yönlendirdi? 18 yaşındayken Dersim’den, Bilgi Üniversitesi’nde sinema okumak için İstanbul’a geldim. Oyuncu olmak istiyordum, ama okumak için geldiğim bölümün bu kadar kamera arkasına yönelik bir bölüm olduğunu bilmiyordum. Aslında niye oyuncu olduğumu da bilmiyorum, ama niye oyunculuğu sevdiğimi çok iyi biliyorum. Benim içimde bir karakter yok ki! 29 yaşındayım ve içimde 29 tane ayrı karakter var, tüm bu farklı karakterleri içimde harmanlayabiliyorum. Mesela ben filmin birinde bacağı olmayan birini oynamıştım. Başkasını acısını yansıtmak, başkasını anlamaya çalışmak gibi birçok gerekliliği var.

 

Peki ailenin ilk tepkisi nasıl oldu?

 

Çok olumsuz karşıladılar önceleri. Sonuçta çok düzenli bir iş değil, ama sonraları onlar da anladılar. Gördüler ki bir şeyleri gerçekten başarabiliyorum ve beni desteklemeye başladılar. Dersim’den İstanbul’a tek başına geldiniz. Ne gibi zorluklar yaşadınız? Elbette türlü türlü zorluklarla karşılaştım. Küçük bir şehirden yüksek gelirli öğrencilerin olduğu özel bir üniversiteye okumaya gelmişim. İster istemez bir yalnızlaşma ve ötekileşme durumu yaşanıyor. İlla ki, diğer öğrencilerin bir dayatması olarak değil, kişi kendi kendine bu duyguya kapılıyor. Politik bir nedenle değil; ama ilk zamanlar hiç arkadaşım yoktu. Daha çok kendi içine kapanık biri oldum. Adeta kendime daha da yabancılaştım. Zaten savaşın içinden çıkmış gelmiş, suçluluk duygusuyla dolmuşum. Dersim’de yaşayan annemle telefonda konuşuyor ve çatışma seslerinden ötürü konuşmamız yarım kalıyordu. Sonra bu bende vicdan meselesi haline dönüştü. Savaştan kaçmışım gibi kendimi suçlamaya başladım. Bir sürü duygu karmaşasının ortasında kalmıştım. Bunları içselleştirmek o kadar kolay olmadı.

 

Türk Sinemasında bir Kürt ve Alevi olarak yer almanın zorlukları olmadı mı? İzleyiciden ve film ekibinden kimliğine ilişkin hiç tepki aldınız mı?

 

Sinema sektörü zaten başlı başına çok zor bir piyasa. Hele İstanbul gibi bir şehirde sinema yapmak daha da zor. Ben belirli bir kimlikle sinema içerisinde yer almak istemedim, çünkü belirli bir kitleye iş yapmıyorum ki! Ben izleyicinin dinine ırkına bakmam ama Türkiye politik bir ülke. Volga Sorgu olarak dikkatleri üzerime çektiğimin farkındayım. Belki bir star değilim, ama oldukça derin, güçlü ve kemikleşmiş bir kitlemin olduğu da bir gerçek. Tanımadığım birçok insan, benimle gurur duyuyor. Elbetteki bu benim etnik kimliğimden kaynaklanıyor. Kürt, Alevi ve toplumun dışına itilmiş kesim benimle empati kurabiliyor. Ben izleyicimi bir kalıba sıkıştırmıyorum, ama izleyici beni dar bir kalıba dönem dönem sıkıştırabiliyor. Önemli değil, ben rolümün hakkını verdiğime inanıyorum ki bence bu çok önemli. Bu topraklar onların olduğu kadar benim de toprağım.

 

Yer aldığın filmlerde nedense en çok sizden bahsedildi. Örneğin, ‘Barda’ filminde. Bunun sebebi nedir?

 

Aslında bu filmde herkes çok iyi oynadı. Bence oynuyor gibi oynamadığım için gözler en çok bana çevrildi. Görünmeye çalışmadan görülmek gibi bir şey bu. Bu bir gerçek ki iyi oyunculuk kendini her zaman gösteriyor, illa ki ortada ya da hep önde olmaya gerek yok.

 

Sanırım, oyunculuğunuza sokakların oldukça büyük katkısı var.

 

Hayatımın her evresi birbirinin zıttıdır. Dersim’de başka bir savaşın içindeyken, şimdi Beyoğlu’nda başka bir savaşın içindeyim. Hep kendi kendime şunu derim; çakalı Dersim’de tanıdım, ama çakallığı İstanbul’da gördüm. Bu kategoriye, fabrika işçilerini, emekçileri katmıyorum ama ne yazık ki, iki kuruş para için arkadaşına pusu kuran bir şehir haline gelmiş burası...

 

Sanki bu şehir kişiyi daha çok hırçınlaştırıyor...

 

Hırçınlığın yanı sıra, kendine yabancılaşmana neden oluyor. Gittikçe her ortamdan soyutlanmak istiyorsun, fazla insanla tanışmak istemiyorsun, sürekli şüpheyle yaşıyorsun. Halbuki ben Dersim’de böyle yaşamadım. Okuldan çıkar komşunun evinde yemek yerdim. Dünyanın en güzel şehri İstanbul’u açık hapishaneye çevirdiler. Köyleri yaktılar, insanları zorunlu göçe tabii tuttular. İnsanları, bir gece kafasına sıkılma korkusuna mahkum ettiler. Öyle güvensiz bir ortam yarattılar ki insanlar İstanbul’a kaçtı. İnsanları iki kuruş paraya muhtaç bıraktılar.

 

‘Onların yanındayım, onlardanım...’

 

Peki İstanbul’daki bu tarz güvensiz ve şüphe dolu bir ortam kimliğini ne şekilde etkiledi? Dersim’i çok seviyorum ama orada daha fazla kalamazdım, bunu da biliyorum. Kendimi yansıtmak istediğim bir mecra yoktu. Dersim kaderine terk edilmiş, Cumhuriyet’ten beri lanetlenmiş bir şehir. Tüm şehri bir gecede yok etseler, haberi buralara ancak 3-4 gün sonra gelirdi. Her daim baskı altında tutulmuş bu coğrafyada kimin devlet, kimin JİTEM olduğu belli değildi. Taraf bile olamıyorsun bu yüzden. Ben genel anlamda hakkı yenilenin yanındayım. Eğer bu memlekette eziyeti Kürtler ve Aleviler gördülerse, ben de onların yanındayım o halde. Nasıl ki İsrail topraklarında Filistinlinin yanındaysam Kürtlerin yıllardır terörist, Alevilerin de dinsiz ve imansız diye anıldığı bir memlekette onların yanındayım, onlardanım... Bir sürü farklı milletten, dinden insanın yasadığı zengin bir memleketten, ‘Türkiye Türklerindir’, ‘Ya sev ya terk et’ propagandaları ile kompleksli ve duyarsız bir millet yarattılar. Türk siyasetçilerin bile konuşmaları, içi boş söylemlerden öteye gidemiyor. ‘Kürt Açılımı’, ‘Demokratik Açılım’ diye başlatılan süreçle bir yere varılmadığı gayet aşikar. Halkı anlamaktan o kadar uzaklar ki!

 

Rol aldığınız filmlere baktığımızda genelde birbirini tamamlayan roller olduğunu söyleyebiliriz. Bunun özellikle bir sebebi var mı?

 

Aslında filmlerimde hep farklı rollerde oynadım, ama dediğin gibi birbirini tamamlayan rollerdi bunlar. Ama hepsini farklı yorumladığıma inanıyorum. Senaryolarını ben yazmadım sadece oynadım. Konservatuarda okumadım, oyunculuğu sokaklardan, gerçek hayattan öğrendim. Sırtımı geçmişime dayamıyorum, bugünümden de besleniyorum. Örneğin bazı oyunculara bakıyorum da popülerliğini dayatmış olduğu bir yaşam tarzıyla mecburen izole ettiler kendilerini, dolayısıyla çalışmalarında da bir tıkanma yaşıyorlar ve kendilerini tükettiler.

 

Neden tükettiler kendilerini?

 

Çünkü sokaklardan, gerçek yaşamdan tamamen kopup hijyen bir hayat sürmeye başladı ve geçekliğini kaybetti. Halbuki hayat onun yaşadığı kadar steril ve hijyen değildir. Bense 3-4 gündür duş almayan karakterleri oynuyorum. Bu benim sınırlı oyunculuğumdan ziyade, bu kesime hakim olduğumu gösteriyor. Örneğin, senaryosunu kendim yazdığım ve şu anda çektiğim ‘Kaledeki Yalnızlık’ filmimde 20 ayrı karakter var. Hiç biri de diğerine benzemiyor. Demek ki 20 ayrı karakter yaratabiliyorum aslında.

 

Yer aldığın filmlerde canlandırdığın hangi karakteri en çok sevdin? Böyle bir ayrım yapabilir misin?

 

Hüseyin Karabey’in ‘Gitmek’ filmindeki Diyarbakırlı taksi şöförü rolü benim için anlamlıdır. Aslında 2.5 dakika oynadım ama bence çok çarpıcı bir karakterdi. Başka ‘Semtin Çocukları’nda konfeksiyon işiyle uğraşan Simo’yu da seviyorum. İyi bir oyuncu karakteri kötü oyuncu kendini oynar. Bu tarz tiplemeler aslında, çok iyi sosyolojik çözümlemeleri sağlayabilir.

 

Antalya Altın Portakal Film Festival’inde ‘Başka Semtin Çocukları’ filmdeki rolünle ‘En iyi Yardımcı /Erkek Ödülü’nü almaya takım elbise veya smokin yerine jeans ve sakallı gitmeniz eleştirmişti...

 

Evet sakallıydım, o dönemde oynadığım bir rolüm için sakallı olmam gerekiyordu. Bir ödül için sakallarımı kesip tekrar uzaması için bir ay bekleyip filmi sekteye uğratacak halim yoktu herhalde. Giydiğim kıyafet gibi yaptığım konuşma da çok gayriresmi bulunmuştu. Ödülümü Gazi mahallesinde ki çocuklara adadığımı söylemiştim ki çok tepki gördü, ama kabul etmeleri gerekiyor ki ben bir Türkiye gerçeğiyim. Beni reddetmeleri, bir realiteyi reddetmeleri anlamına geliyor. Popülariteye karşı değilim, popülizme karşıyım, ama içi boş popülerlikle de bilinmek ve anılmak istemiyorum.

 

Bu denli eleştiri almanın temelinde toplum dışına itilmiş rolleri oynamayla bir alakası var mı?

 

Doğrusu ben tinerciyi de, travestiyi de İstanbul’da tanıdım. Dersim’de bunları zaten göremezdim ki. Buradaki insanlar, benden çok daha sorumlular bu kişilere karşı. Onlar için bir şey yaparlar mı yapmazlar mı, artık onların vicdanına kalmış. Ben evrensel bir iş yapıyorum. Örneğin Robert de Niro beni Amerika’daki Tribeca Film Festivali’nde izledi ama Hıncal Uluç’un yazısını okumadı.

 

‘Ezilmişlerin yanında olacağım’

 

Sanırım seni, sinema yoluyla kitlelere ulaşabilme ve meramını bildirme bakımından bir tehlike olarak görüyorlar. Evet öyle. Beni inandıklarının bir temsilcisi olarak gören birçok insan var. Tinerci bir çocuk ile beni yolda tanıyıp, benimle gurur duyduğunu söyleyebiliyor. Ben de ezilmişlerin, toplumun dışına itilmişlerin söylemek istediklerini söylemeye devam edeceğim.

 

Kendin yazıp yönettiğin ‘Kaledeki Yalnızlık’ filminle uğraştığını biliyoruz. Bunun dışında yakın gelecekte başka bir proje var mı?

 

‘Kaledeki Yalnızlık’ filmimin çekimleri çok yakında sona erecek. ‘Torbadaki Akrepler’ diye çekmeyi düşündüğüm başka bir film projem var. Mayıs gibi çekimlere başlamayı planlıyorum. Bunun dışında Caner Erzincan’ın ‘Mar (Yılan)’ adlı filmin de baş rol oyuncusuyum, bu filmin de çekimleri Temmuz ortası gibi başlayacak.

 

ÖZLEM GALİP İSTANBUL

Bu haber toplam 2311 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Özgür Dersim | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0428 212 10 48 | Faks : 0428 212 36 39 | Haber Scripti: CM Bilişim